FELSEFE TARİHİ VE İSLAM’A YANSIMALARI (29. BÖLÜM: 11 KONU) (3. PARÇA)

FELSEFE TARİHİ VE İSLAM’A YANSIMALARI (3)
(29. Bölüm: 11 Konu)
(Dipnotlar şahsım tarafından eklenmiştir, ana metin Doç. Dr. Hasan Aydın’ın sözel/doğaçlama sunum konuşmalarının şahsım tarafından yazı diliyle yazılmasıdır.)
(1. Parça | 2. Parça | 3. Parça)

 

İÇİNDEKİLER (Sitedeki bu yani 29. bölümün uzun olması dolayısıyla internet sayfasının geç açılacağı gerekçesiyle bu bölümü 3 parçaya bölerek 3 sayfada verdim. Yani bu 3 parçayı oluşturan konular ve bunlardaki dipnotlar birbirleriyle ilişkili ve bağlantılı olarak sırasıyla ilerleyip bir bütünü oluşturmaktadır. Kısacası bu 3 parçadaki konular ve dipnotlar bir bütündür.)

1. PARÇA (Tıkla)
1- Antik Yunan Felsefesinin İslam Düşüncesine ve Düşünürlerine Etkisi
2. PARÇA (Tıkla)
2- Klasik İslam Düşüncesinde Tanrı Tasarımları

3- Nihilizmin Modern Versiyonu: Postmodernizm
4- İslam Modernizmi ve Türkiye’deki Yansımaları
5- Antik Yunan’dan İslam Felsefesine Aşk ve Delilik
6- İslam Geleneğinde Bilgi Kuramı
3. PARÇA (Bu sayfa)
7- Felsefi Antropolojinin Işığında Hz. Muhammed ve Kur’an

8- İslam Dünyasında Felsefenin Krizi ve Aydınlanma Sorunu
9- Laikliğin Felsefi Temelleri
10- Ölüm Korkusu Karşısında Felsefenin Tesellisi
11- Tanrı ve Ahlak İlişkisine Felsefi Bir Yaklaşım
Kaynakça

 

 

Ana Metinde İsmi Geçip Dipnotta Bilgileri Verilen 86 Tarihi Kişi
(Dipnotlarda toplamda bunun 3 katı kadar tarihi kişi geçmektedir.)

Abdülhamid II • Ahmed b. Hanbel • Âmirî, Ebü’l-Hasan • Aristippos • Aristo/Aristoteles • Aristofanes • Arthur Schopenhauer • Baruch Spinoza • Batlamyus • Bertrand Russell • Charles Darwin • David Hume • Demokritos • Ebû Abdillâh eş-Şâfiî • Ebû Bekr Muhammed b. Zekeriyyâ er-Râzî • Ebû Ca‘fer el-Mansûr • Ebû Cehil • Ebû Dâvûd es-Sicistânî • Ebû Leheb • Ebû Mansûr el-Mâtürîdî • Efgānî, Cemâleddin • Eflâtun/Platon • Empedokles • Epiktetos • Epikuros • Eş‘arî, Ebü’l-Hasan • Fârâbî • Fazlurrahman • Francis Bacon • Friedrich Nietzsche • Galen • Galileo Galilei • Gazzâlî • George Berkeley • Gorgias • Hâlid b. Yezîd b. Muâviye • Hallâc-ı Mansûr • Hârûnürreşîd • Heraklitos • Hipokrat • Homeros • Hz. Dâvûd • Hz. Ebû Bekir • Hz. İbrâhim • Hz. Îsâ • Hz. Muhammed • Hz. Mûsâ • Hz. Osman • Hz. Ömer • Hz. Süleyman • Immanuel Kant • Irvin David Yalom • İbn Meymûn • İbn Rüşd • İbn Sînâ • İbnü’l-Arabî, Muhyiddin • İbnü’s-Salâh eş-Şehrezûrî • Jean-Jacques Rousseau • Jeremy Bentham • John Locke • John Stuart Mill • Karl Marx • Kindî, Ya‘kūb b. İshak • Leo Tolstoy • Lokman Hekim • Marcus Tullius Cicero • Martin Luther • Mehmed Âkif Ersoy • Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî • Miletli Thales • Muhammed Abduh • Nâmık Kemal • Nasreddin Hoca • Niccolò Machiavelli • Öklid • René Descartes • Parmenides • Phaedrus • Pisagor • Plotin/Plotinus • Protagoras • Said Nursi • Seyyid Kutub • Sigmund Freud • Sokrat/Sokrates • Yûnus Emre

 

 

SİTE DİZİNİNDEKİ 372. KONU
FELSEFİ ANTROPOLOJİNİN IŞIĞINDA HZ. MUHAMMED ve KUR’AN

İslam kültürü -Orta Çağ’da- 8., 9. ve 10. yy.larda -İran, Irak, Suriye ve civarını içeren- kuzey bölgelerini işgal edince buradaki kültürlerle tanışmıştır. Bu dönemlerde Kur’an’ı yorumlama/anlama fazlaca farklılık gösterir. Müslümanlar ne zaman farklı bir kültürle karşılaşsa yeni bir yorum faaliyeti ortaya çıkmıştır: Helenistik kültürle karşılaşınca Hint, İran ve Yunan külliyatından etkilenip, yeni kültür içselleştirilerek Kur’an’a ve İslam’a yeni yorumlar getirmişlerdir. Yine, 20. yy.ın başlarından başlayan İslam modernizmi hareketi de Kur’an’ı farklı yorumlamaya eğilmiştir. Bu akım 1980’li yıllardan sonra Türkiye’de yayılmıştır.[194] (Not[195])

Kur’an’ı her dönem insanların -kafalarına göre- farklı yorumlaması, Kur’an metinlerinin bir özgün/gerçek anlamı var mı sorunsalını doğurur; metinler/ayetler belirsiz mi, yoksa belirli mi?

Spinoza “Tractatus Theologico-Politicus” -Tanrıbilimsel Politik İnceleme- isimli yapıtında Tevrat ve İncil’i ele alarak onların da Kur’an gibi değişimlere tabi olduğunu göstermiştir. O, kutsal kitabı yorumlamak için tarihi araştırma eksiksiz ve dürüstçe yapılmalıdır, başka şeyler işe karışmamalıdır, der.

Prof. Mehmet Dağ’a göre bir metni anlamak için onun otantik dilini bilmek gerekir. Metnin kaleme alındığı dönemdeki anlamlarına odaklanılmalıdır ve o döneme ait sözcüklerden yararlanılmalıdır: Çünkü dil devingendir/hareketlidir ve durmadan değişir. Kur’an ayetleri, nüzul/inme sebebi içerisinde ele alınmalı ve onların Hz. Muhammed ile bağıntısı açık bir biçimde gösterilmelidir.[194] (“Otantik”[196])

Kur’an’ı okumayanlarda şöyle bir beklenti vardır: O Tanrı sözüdür, onda tarihsel ve beşeri/insani unsur bulunmaz, o mutlaktır, o zamana ve mekâna bağlı değildir. Okuyanlar ve okumayanlar dâhil, Kur’an’da bu kavramların tersini görünce/duyunca onlar için “atıf” yapılmış düşüncesini benimserler. Tevrat, İncil, Kur’an, Ölüler Kitabı, Sümer destanları, Avesta, Rig Veda, Bhagavat Gita ve benzeri gibi kutsal metinler okununca bunların hepsinin hangi kitleye sesleniyorsa onların diliyle, kültürüyle, sosyo-ekonomisiyle ilişkili olduğu ve onlara göndermeler yaptığı görülür. Bunlar görülünce dini metne duyulan “mutlaklık” kayboluyor ve o insanda bir “şaşırma” oluyor.[194] (“Atıf”[197])

Kur’an özü itibarıyla bir metin değildir. O, 610-632 yıllarında oluşturulmuş bir bildiridir/hitaptır. O, 23 yıllık olaylar örgüsünü anlatır: O/Kur’an, Hz. Muhammed’in karşısındaki kitleyi harekete geçirmek ister ve oradan yanına kazandıkları insanlarla, mücadeleyle başarı sağlanır: Bu mücadele içerisinde yaşanan bütün süreçler karşımıza “vahiy” olarak çıkar. Hz. Muhammed konuştuğunda, karşıdan kendisine insan çekebilmesi için “birbirlerini anlıyor” olarak aynı dili konuşmaları gerekir, açarsak: Türklerin eski göçebe dönemlerindeki Türkçeyle günümüz bilim-sanat-felsefe alanında gelişmiş Türkçe arasında fazlaca fark vardır, nine-dedenizle bile sizin aranızda dil farklılığı vardır. Hz. Muhammed’in seslendiği toplum daha yeni göçebe hayattan çıkmakta olan Araplardır: Onların yaklaşık 100 yıllık bir -tökezleyen- yerleşik hayat tecrübesi vardı: Kendi dillerinde kitapları yoktu: Dilleri yazılı hale gelmemişti/gelişmemişti: Süryanice, Aramca ve İbranice kullanılıyordu: Kendi dilleri Arapça emekliyordu: Esatirleri/mitolojileri vardı: Meşhur “sözel şiir”leri vardı.[194] (“Metin”[198]) (“Hitap” ve “Bildiri”[199])

Hz. Muhammed’in bildirisi mecburi olarak o dönemin sözcük dağarcığıyla ifade edilmiştir. Cebrail’in ilettiği söz bile olsa, bu dağarcık genişlemez/genişleyemez. Kur’an’ın anlamını o dönemin sözcük dağarcığında aramak gerekir. Eğer bunun dışına çıkılırsa, bu, yanlış olur.

Kur’an Hz. Muhammed’in ölümünden sonra kitaplaştırılmıştır: Buna noktalama ve harekeleme de dâhildir. Arapçada bir harfin altına veya üstüne bir veya iki nokta koyulduğu zaman o harf başka harflere dönüşür: Bu harekeleme Kur’an’a Hz. Muhammed’den 100 yıl sonra konulmuştur. O, Hz. Muhammed döneminde taşa-deriye yazılsa bile buradan değil -şiir gibi- “ezberden” okunmaktaydı. Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer zamanında Kur’an kitaplaştırılmıştır. Hz. Osman döneminde mesela Şam’a gidildiğinde farklı Kur’an okumaları görülmüş ve bu ve benzeri yüzünden Hz. Osman onu tek nüshaya indirmiştir.[194] (“Nüsha”[200])

Arapların o dönemdeki, Kur’an’daki “bilgi”ye yüklediği anlam; basit sağduyu bilgileri, gündelik bilgiler ve özlü söz bilgisidir. Eski masal ve efsanelere de bilgi derlerdi. Oysaki günümüz bilgi kavramı çok geniştir. Yine “akıl” deyince onlar için çölde iz süren, yolda kaybolmayı engelleyen ve geleneğe bağlayan bir araçtır: Tanrı’nın, nesneler dünyasında sürülecek izle -akılla- bulunmasıdır. Kur’an’da “Ateizm” ile ilgili bir ifade veya kavram yoktur: “kâfir”, nankör demektir, kendisine iyilik yapana / rızkı verene teşekkür etmeyip bir başkasına etmektir. Kur’an’ın seslendiği kitleye baktığımızda Hanifler, Yahudi ve Hristiyan olan Kitap Ehli, Sabiiler ve müşrik gruplar vardır. Şirk koşan müşrikler Tanrı’ya inanır fakat onun yanında Lat, Menat ve Uzza gibi aracı varlıklara da inanırlar: Onlar Tanrı’yı o kadar yüceltir ki, biz ona doğrudan ulaşamayız ancak aracı varlıkların şefaatini umarak ona ulaşabiliriz, demektedirler: Kurban keserken, hac yaparken, namaz kılarken bu aracı varlıklara boyun eğdikleri için Kur’an bunu müşriklik olarak lanse etmiştir. Kur’an o dönemdeki inanç sistemlerini eleştirerek yola çıkar ve devrimini yapar.[194] (“Şirk”[201]) (Hz. Muhammed’den önceki Allah hakkında ve el-İlah, Lat, Menat ve Uzza hakkında[202])

___________________
[194] Hasan Aydın, “Felsefi Antropolojinin Işığında Hz Muhammed ve Kur’an”, Viacademia, 10 Ekim 2014, <https://youtu.be/oEEIiH6iR4U> Erişim: 11-22 Haziran 2015.
[195] Orta Çağ’ın zaman aralığı için dipnot 180.2’ye bk.
[196] “Otantik”: “sf. Eskiden beri mevcut olan özelliklerini taşıyan.” (a), “Gerçek olan, gerçeğe veya aslına dayanan, orijinal, mevsuk.” (b). (a) TDK, ags., “Otantik”, Güncel Türkçe Sözlük; (b) TDK, ags., “Otantik”, Türkçede Batı Kökenli Kelimeler Sözlüğü; Erişimler: 13 Haziran 2019.
[197] “Atıf”: “is. 1. Yöneltme, çevirme. 2. İlişkili bulma. 3. Gönderme.”. TDK, ags., “Atıf”, Güncel Türkçe Sözlük, Erişim: 13 Haziran 2019.
[198] “Metin”: “(I) is. 1. Bir yazıyı biçim, anlatım ve noktalama özellikleriyle oluşturan kelimelerin bütünü, tekst. 2. Basılı veya el yazması parça, tekst. (II) sf. …sağlam, dayanıklı” (a), “Bir eserin, bir yazının öz ibaresi; ileri sürülen fikri anlatmak için kullanılmış bulunan kelimelerin topu (Metince, Textuellement).” (b). (a) TDK, ags., “Metin”, Güncel Türkçe Sözlük; (b) TDK, ags., “Metin”, BSTS – Edebiyat ve Söz Sanatı Terimleri Sözlüğü; Erişimler: 13 Haziran 2019.
[199] “Hitap”: “is. Sözü birine veya birilerine yöneltme, seslenme.” (a). “Bildiri”: “Bir eserin bazı özelliklerini bildirmek için, çoğu yayımcı tarafından yazılan kısa önsöz.” (b), “Toplumsal bir hareketin iktisadi, sosyal ve siyasal amaçlarının anlatıldığı belge.” (c), “1- Bir kurum, bir topluluk ya da önemli bir kişinin herhangi bir olguyu, herhangi bir savı kitleye duyurmak için yazdığı yazı. 2- Bir edebiyat yapıtından çıkan temel anlam, sanatçının asıl anlatmak istediği.” (d), “is. Resmî bir makam, kurum veya resmî olmayan bir örgüt, topluluk tarafından herhangi bir durumu ilgililere duyurmak için yazılan yazı, tebliğ, deklarasyon, manifesto.” (e). “Tebliğ”: “is. 1. Bildirme, haber verme. 2. esk. Bildiri.” (f). “Deklarasyon”: “is. 1. Bildirme, duyurma, ilan etme. 2. Bildiri.” (g). “Manifesto”: “is. … 2. Bildiri. 3. Toplumsal bir hareketin siyasal inanç ve amaçlarının açık ifadesi.” (h). (a) TDK, ags., “Hitap”, Güncel Türkçe Sözlük; (b) TDK, ags., “Bildiri”, BSTS – Edebiyat ve Söz Sanatı Terimleri Sözlüğü; (c) TDK, ags., “Bildiri”, BSTS – İktisat Terimleri Sözlüğü; (d) TDK, ags., “Bildiri”, BSTS – Uygulayım Terimleri Sözlüğü; (e) TDK, ags., “Bildiri”, BSTS – Yazın Terimleri Sözlüğü; (f) TDK, ags., “Tebliğ”, Güncel Türkçe Sözlük; (g) TDK, ags., “Deklarasyon”, Güncel Türkçe Sözlük; (h) TDK, ags., “Manifesto”, Güncel Türkçe Sözlük; Erişimler: 13 Haziran 2019.
[200] “Nüsha”: “is. 1. Birbirinin tıpkısı olan yazılı şeylerin her biri. 2. Gazete, dergi vb.nde sayı. 3. sf. Benzer, aynı, kopya.” (a). “Benzer”: “sf. Nitelik, görünüş ve yapı bakımından bir başkasına benzeyen veya ona eş olan, benzeri” (b). “Kopya”: “is. …yazılı bir metnin taklidi, asıl karşıtı.” (c). (a) TDK, ags., “Nüsha”, Güncel Türkçe Sözlük; (b) TDK, ags., “Benzer”, Güncel Türkçe Sözlük; (c) TDK, ags., “Kopya”, Güncel Türkçe Sözlük; Erişimler: 13 Haziran 2019.
[201] “Şirk”: “is. din b. Eş koşma.”. TDK, ags., “Şirk”, Güncel Türkçe Sözlük, Erişim: 13 Haziran 2019.
[202] Kur’an: Necm: 19- Gördünüz mü-haber verin; Lat ve Uzza’yı. 20- Ve üçüncü (put) olan Menat’ı(n herhangi bir güçleri var mı)? (a). İslam’dan hemen önceki zaman diliminde Kabe’nin içinde veya çevresinde yaklaşık 360 tane Çoktanrı veya Tanrılaştırılmış put ve yahut da put olarak sembolize edilmiş Tanrılar vardı. İslam’dan önce Mekke ve çevresinde ay tanrısı olan Al-İlah’a (el-ilah’a) -bugünkü gibi- eller açılıp dua edilirdi. İslamiyet’in sembolü Hilal’in bu ay tanrısından geldiği düşünülür. Antik Mısır’daki ay tanrısı “Sin”in Araplar’daki türevi Al-İlah’tır. Al-İlah eril olup dişil Güneş tanrıçasıyla evliydi. Al-İlah’ın (veya Allah’ın) kızları Al-lat, Al-uzza ve Al-menat yıldız olarak simgeleniyordu. Dünyadaki bazı İslami partilerdeki 3 yıldız vb. semboller buradan gelmiş olabilir. İslam’dan önce Araplar Kabe’de bulanan yaklaşık 360 tane puta tapıyordu fakat bunlar arasından en büyüğünü, en güçlüsünü, en yükseğini Al-İlah (En büyük ilah) olarak görüyorlardı. Arapça’da ilah tanrı anlamına gelmektedir. Bu ay tanrısına çeşitli Arap kabileleri Sin, Hubal gibi farklı isimler de vermiştir; Kureyş’te ismi Al-İlah’tır. Abdullah Muhammed’in babasının ismi olup buradaki ullah Allah/Al-İlah’tır. İslam öncesi Arap yazıtlarında Allah kelimesi mevcuttur. Al-İlah İslam öncesi Arap şiirlerinde yaygın olarak kullanılmıştır. İslam’dan önce Araplar’ın Lat, Menat ve Uzza’ya yüklediği anlamlar şunlardı: Allah ile insanlar arasında aracılık yapan tanrı(ça)lar, ikinci dereceden tanrılar, Allah ile üç ilahe, Allah’ın kızları, Allah’ın aracıları. Eski Araplar’da Allah’ın isimlerini sıfat olarak putlara verme adeti vardı; el-Lat Allah (el-Lah) kelimesinden türetilip onun dişil yönünü, çok güçlü anlamına gelen el-Uzza ise onun aziz sıfatına karşılık geliyordu ve bu iki ilahenin ikisine birden yemin ediliyordu. Menat; hayatın günlerini saymak, kader, ölüm, imtihan, paylaştırmak gibi anlamlarına gelip Sami panteonunun en eski ilahlarından biridir. İslam öncesinde İlahi birer varlık olan Lat, Menat ve Uzza’nın üstünde yüce “bir” tanrı anlayışı vardı: Mekke dışından Kabe’ye gelen hacılar Allah’a Lât, Menât ve Uzzâ’nın yüce tanrısı ve Kâbe’nin rabbi diye yakarırlardı, Dirhem Evsi’nin yemininde de bunu görmekteyiz “Mübarek Uzzâ’nın rabbi olan Allah’a yemin ederim ki”. Muhammed’den önce Mekke’deki Hanifler için tek bir tanrı vardı ismi de Al-İlah/Allah’tı. Tevrat’tan çok önce Kenan diyarının (Kenanlıların) “El” adında bölgeye baskın ve güçlü bir tanrısı vardı. (Bu sonraki kısmı tekrar yazmakta fayda gördüm): Arapça’daki Lat, el-Lat ve El-latya kelimeleri Akadca metinlerde geçen tanrı El’in dişil hali İlat’tan veya Allatum’dan türemiştir, Herodot’ta Alilat olarak geçer. Arapça’daki İlah kelimesi ise Aramice’deki Elaha (Eloh) kelimesinden türemiştir. Yine Arapça’da İlah kelimesinden el-ilah dildeki yerini almıştır ve en büyük ilah/tanrı anlamına gelen El-İlah ise Arapça’da kolay söylenememesinden ötürü “Allah”a dönüştürülmüştür. Sonuç olarak el-ilah ve Allah kelimeleri El’den türeyen Allat ve Elaha kelimelerinden türemiştir. (b). (a) Bu sitedeki yazıma bk. 357. konu. (b) Bu sitedeki yazılarıma bk. 248 ve 258. konu.

 

Klasik/Eski felsefede Tanrı; pür yetkindir, aşkındır, sınırsızdır, zamansızdır ve mekânsızdır. Peki, bu zamansızlıktaki bilgi, zamanlı beşeri/insani ortama nasıl aktarılır! Bu kadim bir problemdir. Platon ve Helenistik kültürde ve de Yunan kültürünün etkisiyle Hristiyanlıkta buna cevap aranmıştır: Hristiyanlıkta Tanrı, Hz. Îsâ’da cisimleşir ve söylemini insana insan olarak aktarır, bu sayede üstteki problemi bu şekilde indirgeyip anlamak kolaylaşır çünkü Tanrı, mücadelesini insan olarak vermiştir. İslam’da buna verilen yanıt ise tenzil kavramsallaştırmasıdır: Tenzil, bir şeyin üstten aşağıya doğru indirilmesidir, onun seviyesinin düşmesidir: Kur’an önce gök semasına indirildi, sonra oradan Cebrail kanalıyla Hz. Muhammed’in kalbine indirildi ve o da bir yasa koyucu olarak dili ile ifade etti, denilir. Yunan felsefesine göre Tanrı’nın altında ruh, onun altında ise madde vardır. Platon’un “ideler teorisi”nde -en üst düşünce olan- ideler yetkindir, nesneler dünyası onun bir kopyasıdır/taklididir ve ondan pay almıştır, denilir. Kur’an, sonsuz dediği Tanrı’nın/Allah’ın bilgisini insan seviyesine indirirken araya taklitsel -yarı tanrısal ve insansal ve de imgesel olan melek Cebrail’i de sokarak yani- aracıları katarak, sonrasında Hz. Muhammed’in kalbine indirilmesini de katarak bu sorunsalın üstesinden gelmeye çalışır. Kur’an’da yazan, bu, şerefli bir elçinin sözüdür, biz bunu senin dilinle kolaylaştırdık, söylemleri bu konuyla alakalıdır.[203] (“Pür” ve “Tenzil”[204]) (Not[205])

___________________
[203] Hasan Aydın, “Felsefi Antropolojinin…”, ags.
[204] “Pür”: “sf. esk. Dolu.” (a). “Tenzil”: “is. esk. İndirme, azaltma, çıkartma, aşağı düşürme, aşağılama.” (b). (a) TDK, ags., “Pür”, Güncel Türkçe Sözlük; (b) TDK, ags., “Tenzil”, Güncel Türkçe Sözlük; Erişimler: 13 Haziran 2019.
[205] Kur’an: Hakka: 40- Hiç şüphesiz o (Kur’an), şerefli bir elçinin kesin sözüdür. (a). Duhan: 58- Belki onlar öğüt alıp-düşünürler diye, Biz onu (Kur’an’ı), senin dilinle kolaylaştırdık. (b). Fussilet: 44- Eğer biz onu A’cemi (Arapça olmayan bir dilde) olan bir Kur’an kılsaydık, herhalde derlerdi ki: ‘Onun ayetleri açıklanmalı değil miydi? Arap olana, A’cemi (Arapça olmayan bir dil)mi?’ (c). Şura: 7- İşte biz sana, böyle Arapça bir Kur’an vahyettik; şehirlerin anası (olan Mekke halkı)nı ve çevresinde olanları uyarman için ve kendisinde şüphe olmayan toplanma gününü (haber verip onları) uyarman için de. (O gün onların) Bir bölümü cennette, bir bölümü çılgınca yanan ateşin içerisindedirler. (d). (a) Bu sitedeki yazıma bk. 360. konu. (c) Bu sitedeki yazıma bk. 354. konu. (b ve d) Bu sitedeki yazıma bk. 355. konu.

 

Kur’an’daki ayetlerin oluşma sebebi yani nüzul sebebi önemlidir. Ayetlerin bu oluşma sebepleri 23 yıllık bir süreyi kapsar. Buna İslam öncesi Arapların itirazı Kur’an’da şöyle geçer: Bu, bir defada indirilmeli değil miydi! 23 yıllık süreçte yaşanan olayların çözümlemeleri Kur’an’da anlatılmıştır. Eğer bu olaylar bilinirse Kur’an’ın ne anlatmak istediği de kolayca anlaşılır ve farklı yorumlara yol açmaz. Kur’an’da mağaranın içerisindekini anlatırken, ikinin ikincisi sana şöyle anlatıyordu, derken ikinin ikincisi kimdir? Ebû Leheb’in elleri kurusun, derken bu Leheb kimdir? Eşi onu boşadığında, onunla seni Tanrı evlendirdi, derken neyi anlatıyor? Mesela Kur’an’da, evlerinizin arkasından girmek iyilik değildir, derken bu, kimine göre “hırsızlık” olarak yorumlanabilir, kimine göre mecazen eve kadın dersek “cinsellik” olarak yorumlanabilir vb., oysa aslında şudur: İslam’dan önce Kâbe’yi tavaf yapıp hacı olmuş olanların nişanesi/göstergesi olarak evin arkasına bir delik açılır ve oradan girilirdi: Kur’an bunun sevabı yok deyip bu kültürü dolaylı olarak anlatmış olur. Kur’an, eskilerin masallarıdır diyen kişinin burnuna damga vuracağız, derken bu kişiyi kale alıp onunla konuşur. Hz. Muhammed sıcakta Tebük seferine çıkarken pek kimse gelmeye yanaşmaz ve 2-3 kişi onun yanına gelerek izin istemeye çalışır, bu Kur’an’da tartışılarak onlara, onların tövbeleri kabul olmaz, cevabı verilir. Yine Kur’an’da, ey Muhammed Allah’ın sana helal kıldığı kadınları sen kendine haram kılamazsın, derken bunu anlayabilmek için peygamberin karılarıyla ne yaşadığını bilmek gerekir. Bu yüzden Kur’an ayetlerini -doğru- anlayabilmek için ve farklı -abes- yorumların olmaması için Kur’an’daki yazılanların tarihsel, kültürel ve o dönemin insanlarının yaşayışları ve de o dönemde olmuş olayları iyi bilmek ve iyi analiz etmek gerekir. Kur’an’ın kendisi, etraftaki gruplarla tartışmaktadır: Bu grubu ve muhatabı anlamak, Kur’an’ı da anlamaktır.[206] (Not[207]) (Not[208]) (Not[209.1]) (Not[209.2]) (Not[210]) (Not[211]) (Not[212]) (Not[213]) (Not[214]) (Not[215])

___________________
[206] Hasan Aydın, “Felsefi Antropolojinin…”, ags.
[207] Kur’an: Furkan: 32- İnkârcılar dediler ki: ‘Kur’an ona tek bir defada, toplu olarak indirilmeli değil miydi?’ Biz onunla kalbini sağlamlaştırıp-pekiştirmek için böylece (ayet ayet indirdik) ve onu ‘belli bir okuma düzeniyle (tertil üzere) düzene koyup’ okuduk. (a). Ayrıca: Maide: 101- Ey iman edenler, size açıklandığında sizi üzecek şeyleri sormayın; Kur’an indirildiği zaman sorarsanız, size açıklanır. (b). En’am: 7- Biz Kitabı üzerine yazılı bir kağıtta göndersek ve onlar elleriyle dokunsalar bile inkar edenler, tartışmasız: “Bu apaçık bir büyüden başkası değildir” derler. 8- Ve derler ki: “Ona bir melek indirilmeli değil miydi?” Eğer bir melek indirilseydi, elbette iş bitirilmiş olurdu da sonra kendilerine göz açtırılmazdı. 9- Onu eğer bir melek kılsaydık, elbette erkek (suretinde bir melek) kılardık ve mutlaka katmakta oldukları (şüpheleri) yine katardık. (c). Tevbe: 64- Münafıklar, kalblerinde olanı kendilerine haber verecek bir sûrenin aleyhlerinde indirilmesinden çekiniyorlar. De ki: ‘Alay edin. Şüphesiz, Allah kaçınmakta olduklarınızı açığa çıkarandır.’ (d). Tevbe: 86- ‘Allah’a iman edin, O’nun elçisi ile cihada çıkın’ diye bir sûre indirildiği zaman onlardan servet sahibi olanlar, senden izin isteyip: ‘Bizi bırakıver, oturanlarla birlikte olalım’ dediler. (e). Yasin: 69- Biz ona (Peygambere) şiir öğretmedik; (bu,) ona yakışmaz da. O (kendisine indirilen Kitap), yalnızca bir öğüt ve apaçık bir Kur’an’dır. (f). Fussilet: 2- (Bu Kur’an,) Rahman ve Rahim’den indirilmiştir. 3- Bilen bir kavim için, ayetleri (çeşitli biçimlerde, birer birer) ‘fasıllar halinde açıklanmış’ Arapça Kur’an (veya okunan) kitaptır; (g). Zuhruf: 31- Ve dediler ki: ‘Bu Kur’an, iki şehirden birinin büyük bir adamına indirilmeli değil miydi?’ (h). Ahkaf: 30- Dediler ki: ‘Ey kavmimiz, gerçekten biz, Musa’dan sonra indirilen, kendinden öncekileri doğrulayan bir kitap dinledik; hakka ve doğru yola yöneltip-iletmektedir.’ (i). Muhammed: 20- İman edenler, derler ki: ‘(Savaş izni için) Bir sûre indirilmeli değil miydi?’ Fakat, içinde savaş (kıtal) zikri geçen muhkem bir sure indirildiği zaman, kalplerinde hastalık olanların, üzerine ölüm baygınlığı çökmüş olanların bakışı gibi sana baktıklarını gördün. (j). Muhammed: 2- İman edip salih amellerde bulunan ve Muhammed’e indirilen (Kur’an)a -ki o Rablerinden bir haktır- iman edenlerin (Allah), kötülüklerini örtüp-bağışlamış, durumlarını düzeltip-ıslah etmiştir. (k). (a) Bu sitedeki yazıma bk. 351. konu. (b ve c) Bu sitedeki yazıma bk. 347. konu. (d ve e) Bu sitedeki yazıma bk. 348. konu. (f) Bu sitedeki yazıma bk. 353. konu. (g) Bu sitedeki yazıma bk. 354. konu. (h ve i) Bu sitedeki yazıma bk. 355. konu. (j ve k) Bu sitedeki yazıma bk. 356. konu.
[208] Kur’an’da Tevbe suresinin 40. ayetinde mağarada iki kişi var birisi Hz. Muhammed fakat ikinci kişi kim belli değil (a)(b): H. Aydın’a göre ikinin ikincisi kim belli değil (a) (ve dolayısıyla bunlardan birisine o diyor, o kim o da belirsiz olmuş oluyor). Seçtiğim birkaç çeviriye bakalım, diğer birçok çeviriye belirttiğim bağlantıdan ulaşabilirsiniz (tabii parantez içilerin Kur’an’a sonradan eklendiğini bir kez daha hatırlatayım). → Edip Yüksel: Siz ona yardım etmezseniz, ALLAH ona yardım etmişti. (Örneğin) kâfirler onu, ikinin ikincisi olarak çıkarmışlardı. Hani ikisi mağarada iken, arkadaşına, “Üzülme, ALLAH bizimle beraberdir” diyordu… ALLAH ona huzur ve güven indirdi; görmediğiniz ordularla destekleyerek inkârcıların sözünü alçalttı. Yüce olan, yalnızca ALLAH’ın sözüdür. ALLAH Üstündür, Bilgedir. → Elmalılı Hamdi Yazır: Eğer siz ona (Peygamber’e) yardım etmezseniz, Allah ona yardım eder. Hani o kâfirler, onu Mekke’den çıkardıkları vakit sadece iki kişiden biri iken, ikisi de mağarada bulundukları sırada arkadaşına «Üzülme, çünkü Allah bizimledir.» diyordu. Allah onun kalbine sükûnet ve kuvvet indirmişti ve onu görmediğiniz bir orduyla desteklemişti. Kâfirlerin sözünü alçaltmıştı. Yüce olan Allah’ın kelimesidir. Ve Allah güçlüdür, hikmet sahibidir. → Ali Fikri Yavuz: Eğer siz, Peygambere yardım etmezseniz, Allah vaktiyle ona yardım ettiği gibi yine eder. Hani Mekke kâfirleri onu Mekke’den çıkardıklarında, ikinin ikincisi (Peygamberin arkadaşı Hz. Ebu Bekir) ile (Sevr dağında) mağaradaydılar. O vakit Peygamber, arkadaşına şöyle diyordu: “- Mahzun olma, zira Allah’ın yardımı bizimle beraberdir.” Nihayet Allah Peygamberin (veya Ebû Bekirin) üzerine mânevi huzurunu indirdi ve onu, görmediğiniz ordularla kuvvetlendirdi. Böylece küfredenlerin kelimesini (şirk dâvasını), en alçak etti. O, Allah’ın kelimesi tevhid ise, en yüksek!… Allah, (her şeye) galibdir, hükmünde hikmet sahibidir. → Hasan Bahri Çantay: Eğer siz ona (Resulüme) yardım etmezseniz (hatırlayın o demleri ki) kâfirler onu (Mekkeden) çıkardıkları (hicretine sebeb oldukları) zaman bizzat Allah ona yardım etmişdi. (Yine de O, nusretini esirgemez. O demler öyle demlerdi ki Resûlüllâh ancak) ikinin ikincisinden ibâretdi (Hakdan başka mededkâr! yokdu. O zaman onlar («Sevr» dağının tepesindeki) mağaradaydılar. Peygamber, o vakit arkadaşına (Ebû Bekir-is Sıddıyka): «Tasalanma. Allah, hiç şübhe yok, bizimle beraberdir» diyordu. Allah o (arkadaşı) nın üzerine (kalbine) sekînetini (kuvve-i ma’neviyyesini) indirmiş, onu (Habîbini) görmediğiniz (ma’nevî) ordularla te’yîd etmiş, kâfirlerin kelimesini (küfürlerini) alçaltmışdı. Allahın kelimesi (tevhîd kelimesi) ise, o çok yücedir. Allah mutlak gaalibdir, yegâne hüküm ve hikmet saahibidir. (b). (a) 206. dipnota bk.; (b) Kur’an Ayetleri, <https://www.kuranayetleri.net/tevbe-suresi/ayet-40>; Erişimler: 13 Haziran 2019. (Kur’an Ayetleri adlı internet sitesini tavsiye ediyorum, buradan -göz yormayan sade/kaliteli tasarımıyla- onlarca Kur’an çevirisine ulaşabilirsiniz. kuranikerim.gen.tr’yi de tavsiye edebilirim.)
[209.1] Kur’an: Ahzab: 37- Hani sen, Allah’ın kendisine nimet verdiği ve senin de kendisine nimet verdiğin kişiye: ‘Eşini yanında tut ve Allah’tan sakın’ diyordun; insanlardan çekinerek Allah’ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı tutuyordun; oysa Allah, kendisinden çekinmene çok daha layıktı. Artık Zeyd, ondan ilişkisini kesince, biz onu seninle evlendirdik; ki böylelikle evlatlıklarının kendilerinden ilişkilerini kestikleri (kadınları boşadıkları) zaman, onlarla evlenme konusunda mü’minler üzerine bir güçlük olmasın. Allah’ın emri yerine getirilmiştir. 38- Allah’ın kendisine farz kıldığı bir şey(i yerine getirme)de peygamber üzerine hiç bir güçlük yoktur. (Bu,) Daha önce gelip geçen (ümmet)lerde Allah’ın bir sünnetidir. Allah’ın emri takdir edilmiş bir kaderdir. Bu sitedeki yazıma bk. 353. konu.
[209.2] Kur’an: Bakara: 189- Sana, hilalleri (doğuş halindeki ayları) sorarlar. De ki: “O, insanlar ve hacc için belirlenmiş vakitlerdir. İyilik (birr), evlere arkalarından gelmeniz değildir, ama iyilik sakınan(ın tutumudur). Evlere kapılarından girin. …” Bu sitedeki yazıma bk. 347. konu.
[210] Kur’an: Kalem: 8- Şu halde yalanlayanlara itaat etme. 9- Onlar, senin kendilerine yaranmanı (uzlaşmanı) arzu ettiler; o zaman onlar da sana yaranıp-uzlaşacaklardı. 10- Şunların hiçbirine itaat etme: Yemin edip duran, aşağılık, 11- Alabildiğine ayıplayıp kötüleyen, söz getirip götüren (gizlilik içinde söz ve haber taşıyan), 12- Hayrı engelleyip sürdüren, saldırgan, olabildiğince günahkar, 13- Zorba-saygısız, sonra da kulağı kesik; 14- Mal (servet) ve çocuklar sahibi oldu diye, 15- Ona ayetlerimiz okunduğu zaman: ‘(Bunlar) Eskilerin uydurma masallarıdır’ diyen. 16- Yakında biz onun hortumu (burnu) üzerine damga vuracağız. (…) 36- Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz? 37- Yoksa (elinizde) ders okumakta olduğunuz bir kitap mı var? 38- İçinde, neyi seçip-beğenirseniz, mutlaka sizin olacak diye. 39- Yoksa sizin için üzerimizde kıyamete kadar sürüp gidecek bir yemin mi var ki siz ne hüküm verirseniz o, mutlaka sizin kalacak, diye. (…) 44- Artık bu sözü yalan sayanı sen Bana bırak. Biz onları, bilmeyecekleri bir yönden derece derece (azaba) yaklaştıracağız. (…) 47- Yoksa gayb (görünmeyenin bilgisi) onların yanında mıdır ki, kendileri yazıp duruyorlar? (…) 51- O inkâr edenler, zikri (Kur’an’ı) işittikleri zaman, seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi. ‘O, gerçekten bir delidir’ diyorlar. (a). Furkan: 4- İnkârcılar dediler ki: ‘Bu (Kur’an) olsa olsa ancak onun uydurduğu bir yalandır, kendisi düzüp uydurmuş ve ona bir başka topluluk da yardımda bulunmuştur.’ Böylelikle onlar, hiç şüphesiz haksızlık ve iftira ile geldiler. 5- Ve dediler ki: ‘Bu, geçmişlerin uydurduğu masallardır, bir başkasına yazdırmış olup kendisine sabah akşam okunmaktadır.’ (b). (a) Türkçe Kur’an Mealleri, Ali Bulaç Meali, <http://www.kuranmeali.com/Sayfalar.php?sayfa=563&meal=abulac>, <http://www.kuranmeali.com/Sayfalar.php?sayfa=564&meal=abulac> ve <http://www.kuranmeali.com/Sayfalar.php?sayfa=565&meal=abulac> Erişimler: 17 Temmuz 2019. (b) Bu sitedeki yazıma bk. 351. konu.
[211] Kur’an: Tevbe: 86- ‘Allah’a iman edin, O’nun elçisi ile cihada çıkın’ diye bir sûre indirildiği zaman onlardan servet sahibi olanlar, senden izin isteyip: ‘Bizi bırakıver, oturanlarla birlikte olalım’ dediler. 103- Onların mallarından sadaka al, bununla onları temizlemiş, arındırmış olursun. 111- Hiç şüphesiz Allah, mü’minlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır. … 118- (Savaştan) Geri bırakılan üç (kişiyi) de (bağışladı). … Sonra tevbe etsinler diye onların tevbesini kabul etti. … 121- Küçük, büyük infak ettikleri her nafaka ve (Allah yolunda) aştıkları her vadi, mutlaka Allah’ın yaptıklarının daha güzeliyle onlara karşılığını vermesi için, (bunlar) onlar adına yazılmıştır. 122- Mü’minlerin tümünün öne fırlayıp çıkmaları gerekmez. Öyleyse onlardan her bir topluluktan bir grup, çıktığında (bir grup da), dinde derin bir kavrayış edinmek (tafakkuhta bulunmak) ve kavimleri kendilerine geri döndüğünde onları uyarmak için (geride kalabilir). Umulur ki onlar da kaçınıp-sakınırlar. Bu sitedeki yazıma bk. 348. konu (118 ve 121. ayet de aynı olup bk. 346. konu).
[212] Kur’an: Maide: 5- …ücretlerini (mehirlerini)… (a), Ahzab: 50- Ey Peygamber, gerçekten biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini ve Allah’ın sana ganimet olarak verdikleri (savaş esirleri)nden sağ elinin malik olduğu (cariyeler) ile seninle birlikte hicret eden amcanın kızlarını, halanın kızlarını, dayının kızlarını ve teyzenin kızlarını helal kıldık; bir de, kendisini peygambere hibe eden ve peygamberin kendisini almak istediği mü’min bir kadını da, -mü’minler için olmaksızın yalnızca sana has olmak üzere- (senin için helal kıldık). Biz, kendi eşleri ve sağ ellerinin malik olduğu (cariyeleri) konusunda onlar (mü’minler) üzerine neyi farz kıldığımızı bildik (size bildirdik). Böylelikle senin için hiç bir güçlük olmasın. 51- Onlardan dilediğini geri bırakır, dilediğini de yanına alıp-barındırabilirsin; ayrıldıklarından, istek duyduklarına (dönmende) senin için bir sakınca yoktur. 53- … Onlardan (peygamberin eşlerinden) bir şey isteyeceğiniz zaman, perde arkasından isteyin. … Allah’ın Resûlü’ne eziyet vermeniz ve ondan sonra eşlerini nikahlamanız size ebedi olarak (helal) olmaz. Çünkü böyle yapmanız, Allah katında çok büyük (bir günah)tır. (b). (a) Bu sitedeki yazıma bk. 347. konu. (b) Bu sitedeki yazıma bk. 353. konu.
[213] Ebû Leheb, alev babası demektir. Ebû Leheb’in asıl ismi Abdül‘uzzâ’dır. Ebû Leheb onun künyesidir. Bu künyeyi ona babası olan Abdilmuttalib vermiştir (a). Künye: “Arap toplumlarında kişiler için kullanılan ve genelde ebû kelimesiyle yapılan tanıtıcı ibare.”, “Sözlükte “maksadı üstü kapalı ve dolaylı şekilde anlatma, kinayeli söz söyleme” mânasındaki kinâye ile aynı kökten gelen künye Ebü’l-Kāsım, Ebû Bekir… gibi kişinin daha çok ilk çocuğuna izâfetle anılmasını ifade eder.” (b). “İzafe”: “is. (iza:fe) esk. 1. Bir şeye veya bir kimseye bağlama, mal etme, yakıştırma. 2. Katma, ekleme, ilave etme.” (c). “İbnü’l-Esîr, Kitâbü’l-Muraṣṣaʿda künyenin aslını teşkil eden “eb” (baba) ve “ümm” (anne) kelimelerinin yanında “ibn” (oğul), “bint” (kız) ile “zû, zât” (sahip) kelimelerine izâfetle türetilmiş çok sayıda künyeyi zikreder.”, Ebü’l-beşer (insanlığın babası) gibi. “Künye… en büyük çocuğa göre verildiğinden Resûl-i Ekrem, Ebü’l-Kāsım künyesini ilk çocuğu olan Kāsım’dan alırken…” (b). Burada anlaşılmamış olabileceğinden bir açıklık getireyim; diyelim ki ismi Ahmet olan bir babanın ilk çocuğu olarak bir oğlu oldu ve ona Mehmet diye bir isim koyuldu, dolayısıyla Ahmet’in künyesi de Ebu Mehmet olmuş oldu. “…hemen her konuda çok bilgili bir kişi olduğu için yine Ebü’l-Hakem künyesiyle tanınan Ebû Cehil’e “bilgisizlik babası” anlamındaki yeni künyesini de ilâhî gerçeği anlamamakta direndiği için Resûl-i Ekrem takmıştır. Hz. Peygamber, kendi künyesinin kullanılmasını hitapta doğuracağı bazı sakıncalar yüzünden yasaklamıştır.” (b). “Resûlullah ilk çocuğu Kāsım olduğu için Ebü’l-Kāsım künyesiyle anılmıştır.”, Kasım bebekken veya çocukken ölmüştür (d). Kasım: “taksim eden, bölüştüren kimse” (e), “1. Ayıran, bölen, taksim eden. 2. Kırıcı, ezici, ufaltıcı.” anlam(lar)ına gelir. (f). Hz. Muhammed’in dedesi Abdülmuttalib’dir ve Muhammed’e ismini o vermiştir (g). Hisham Djait’in iddiasına göre Hz. Muhammed’in gerçek adı Muhammed değil Abdülmuttalib’in oğullarının birinin de adı olan Qutam (“قثم”, Kutam)’dır (h). Kimi eserlerde Qutham ve/veya Qathem (Kutam, Katem) olarak da geçer (“Beharul Anwar Vol.16 p.130”, “Beharul Anwar is also called Bihar al-Anwar/ Al-Sirah Al-Halabia also called Insan al-Uyan fi Sirat al-Ma’mum, vol 1. p. 128”) (i). Yetişkinken ismini Muhammed olarak değiştirdi veya ünvanını Muhammed yaptı ve/veya kendisini Kur’an’da Muhammed olarak tanıttı (h)(i). (a) Mehmet Ali Kapar, “EBÛ LEHEB”, DİA, agm. -153. dipnotta bk.-, Cilt: 10, s. 178; (b) Nebi Bozkurt, “KÜNYE”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2002, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/26/C26008688.pdf> Cilt: 26, s. 558, 559; (c) TDK, ags., “İzafe”, Güncel Türkçe Sözlük; (d) Asri Çubukçu, “KĀSIM”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2001, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/24/C24008027.pdf> Cilt: 24, s. 538; (e) Mustafa Fayda, “EBÜ’l-KĀSIM”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1994, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/10/C10003898.pdf> Cilt: 10, s. 332; (f) TDK, ags., “Kasım”, Kişi Adları Sözlüğü; (g) Mustafa Fayda, “MUHAMMED”, DİA, agm. -3. dipnotta bk.-, Cilt: 30, s. 409; (h) Hisham Djait, “باحث تونسي يزعم: الاسم الحقيقي لمحمد قثم”, Islam Online, 2007, <http://web.archive.org/web/20080615171525/http://www.islamonline.net/servlet/Satellite?c=ArticleA_C&cid=1172571527684&pagename=Zone-Arabic-News/NWALayout>; videosu için <https://youtu.be/A8au1Py1I3g>; <https://www.facebook.com/heyulaamorf/posts/435935969891253/>; (i) William H., FriendsNChrist, 2010, <https://friendsnchrist.ning.com/group/lionsden/forum/topics/who-was-muhammad?commentId=2993852%3AComment%3A23772&groupId=2993852%3AGroup%3A6350>; Erişimler: 14 Haziran 2019.
[214] Abd: “Hür veya köle olan insan, kul.” (a). Hz. Muhammed’in babası Abdullah’ın anlamı el-İlah/Allah’ın kulu (b), amcası Abdüluzzâ’nın anlamı ise el-Uzza/Aluzza’nın kulu demektir (c). Yanı sıra -gerek Hz. Muhammed’den önce gerekse de sonra- 11. yy.a kadar Abdüluzzâ adlı bir kabile Hicaz yöresinde varlığını sürdürmüştür (d). (a) Muhammed Hamîdullah, “ABD”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1988, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/1/C01015434.pdf> Cilt: 1, s. 57; (b) Bu sitedeki yazılarıma bk. 248 ve 258. konu; (c) Nebi Bozkurt, “KÜNYE”, DİA, agm. -213. dipnotta-, s. 558 ve bk. dipnot 153; Ahmet Önkal, “ABDÜLUZZÂ (Benî Abdüluzzâ)”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1988, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/1/C01000326.pdf> Cilt: 1, s. 276; Erişimler: 14 Haziran 2019.
[215] 202. dipnotta yazanlarla alakalı olarak 360 tane puttan sadece el-İlah’ın önselleştirilegelmesi bağlamında Hz. Muhammed’den yaklaşık 1.100 yıl önce yaşayan Buda’dan bir şey paylaşayım: Buda, Brahmanizm’in birtakım inanışlarındaki putlara tapmanın -ve/veya diğer dinlerdeki putlara tapmanın- yanlış olduğunu söylemiştir ve bunların kırılmasını emretmiştir. Bu sitedeki yazıma bk. 194. konu.

 

Bir nüzul örneği şöyledir: Eğer bir koca, karısının zina yaptığını görürse 4 tane şahidi olması gerekir, yoksa zina yok sayılır. Bir gün bir adam eşini zina yaparken yakalar ve görür, Hz. Muhammed’in yanına giderek durumu söyler, o da ona, 4 şahidin var mı, der, yok, cevabı alınınca zina yok hükmü verilmesi lazım olur ama bu durum bir karışıklığı da doğurur ve o anda Hz. Muhammed’e vahiy gelir, o vahiy şöyledir: Eğer bir adam doğruysa/iyiyse şahitsiz sözüne inanılır ama kötüyse sözüne inanılmaz. Bu aşikâr/açık bir nüzul örneğidir.[216] (Not[217])

Klasik İslam, Kur’an’ı nüzul ile anlamakta ve bilmekteydi. Sonrasında İslam kuzeye yayılıp, Hint, İran ve Yunan kültürüyle tanışınca bu durum tersine değişti ve Kur’an -evirilip çevrilmelerle- öz anlamını yitirdi. İlk dönem klasik İslam yorumcularına göre Kur’an’daki Mekke ve Medine’de inmiş ayetler farklılık gösterir: Mekki ayetler göğe, yıldıza ve benzerine yemin eder ve şiirsel-kısa-estetik bir anlatımı vardır, Tanrı vb. güzel bir şekilde anlatılır: Medine ayetleri ise ey inananlar ile başlayıp uzun-detaylı bir anlatıma sahiptir, savaş, siyaset ve cezaları anlatır: Bunun sebebi, Mekke’dekiler şiirseli-sanatsalı severdi, Medine ise tam tersiydi. Burada, Hz. Muhammed’in peygamberlik iddiasından dolayı sığınaklar aradığı bir dönemde Mekke’den Medine’ye hicret ederken Kur’an’ın ana konusu da değişime uğramaktadır. Hz. Muhammed Medine’deyken buradaki kabilelerle -kimse kimseye saldırmasın tarzında- antlaşmalar yapılır ve artık Hz. Muhammed yönetici konumuna gelmiştir ve ona artık yönetimsel/siyasal bağlamda sorular sorulmaya başlanır, Medine’de indirilen/oluşturulan / nüzul olan ayetlerin de savaş-siyaset-ceza içermesi bununla bağlantılıdır. Mekke döneminde -güçsüz iken- cihattan bahsedilmez fakat Medine’de -güçlü iken, müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, tarzında- cihattan bahsedilir. Medine’de Yahudilerden çok fazla bahsedilir çünkü o kabileler Yahudi’ydi ve sonrasında onlarla savaşılarak onlar Medine’den sürgün edilmiştir. Bu savaşlar, olaylar, eşleri, ona getirilen problemlerin çözümü -hepsi- açık olarak Kur’an’da anlatılır. Yine Medine’deyken toplumda kadınlar cariye ve özgür kadınlar olarak ikiye ayrılırdı: Cariyeler örtünmezdi/kapanmazdı: Cariye, özgür kadın gibi giyinmeyerek kendinin cariye olduğunu belli ederdi, bazı özgür kadınlar cariyelere özenmişlerdir. Medine’de kadınlar dışarıda bulunan tuvaletlere giderken tacize maruz kalabiliyorlardı. Hz. Muhammed’in eşi Sevde, dışarıda olan tuvalete/banyoya açık/örtünmemiş cariye gibi bir şekilde gittiğinden dolayı Hz. Ömer onu uyarır ve Hz. Muhammed’e de onu şikayet eder: Kur’an’daki örtünmeyle ilgili -özgür kadınlar incitilmemeleri için örtülerini üstlerine alsınlar- ayeti de o anda oluşmuş olur.[216] (Not[218]) (Not[219]) (Not[220])

Kur’an Mekke döneminde “içki” için, hurma ve üzüm gibi meyvelerden sarhoşluk elde edersiniz ve güzel gıdalar edinirsiniz, işte bunlarda aklını kullanan insanlar için büyük bir ayet vardır, der. Medine’ye gidildiğinde içki, toplum arasında sorunlara yol açar ve Hz. Ömer Hz. Muhammed’den bunun için, Tanrı’dan bir yanıt iste, der ve ayet gelir: Sana şarap ve kumar hakkında soruyorlar, de ki, her ikisinde de büyük bir günah ve insanlar için bir takım faydalar vardır ancak her ikisi için de günahı faydasından daha büyüktür. Bu ayete rağmen toplum içkiye devam edince ve sarhoş birisi namaz kıldırırken sözleri karıştırınca, bu Hz. Muhammed’e iletilir ve şu ayet nazil olur: Ey inananlar, sarhoşken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın. Namaz vakitleri dışında içki içilmeye devam edilince, Muhacir ve Ensar arasında kavga da çıkınca şu gelir: Ey iman edenler, şarap, kumar, dikili taşlar, fal ve şans oyunları birer şeytan işi pisliktir ve bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.[216] (Not[221]) (Not[219]) (Not[220]) (Not[221]) (Not[222]) (Not[223])

___________________
[216] Hasan Aydın, “Felsefi Antropolojinin…”, ags.
[217] Kur’an: Nur: 2- Zina eden kadın ve zina eden erkeğin her birine yüzer değnek (celde) vurun. Eğer Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, onlara Allah’ın dini(ni uygulama) konusunda sizi bir acıma tutmasın; onlara uygulanan cezaya mü’minlerden bir grup da şahit olsun. 4- Korunan (iffetli) kadınlara (zina suçu) atan, sonra dört şahid getirmeyenlere de seksen değnek vurun ve onların şahidliklerini ebedi olarak kabul etmeyin. Onlar fasık olanlardır. 5- Ancak bundan sonra tevbe eden ve salihçe davrananlar hariç. … 6- Kendi eşlerine (zina suçu) atan ve kendileri dışında şahidleri bulunmayanlar ise, onlardan da her birinin şahidliği, Allah adına dört (kere yemin) ile kendisinin hiç şüphesiz doğru söyleyenlerden olduğuna şahidlik etmektir. 7- Beşinci (yemini) ise, eğer yalan söyleyenlerdense, Allah’ın lanetinin muhakkak kendi üzerinde olması(nı kabul etmesi)dir. 8- Onun (kadının) da dört kere Allah adına (yeminle) onun (kocasının) hiç şüphesiz yalan söyleyenlerden olduğuna şahidlik etmesi kendisinden cezayı uzaklaştırır. 9- Beşinci (yemini) ise, eğer o (kocası) doğru söylüyor ise, Allah’ın gazabının muhakkak kendi üzerinde olması(nı kabul etmesi)dır. Bu sitedeki yazıma bk. 351 ve 346. konu.
[218] Bu ayetler Medine’de inen ayetlerdendir. Kur’an: Tevbe: 5- …müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, onları tutuklayın, kuşatın ve onların bütün geçit yerlerini kesip-tutun. Eğer tevbe edip namaz kılarlarsa ve zekatı verirlerse yollarını açıverin. 29- Kendilerine kitap verilenlerden, Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Resûlü’nün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini (İslam’ı) din edinmeyenlerle, küçük düşürülüp cizyeyi kendi elleriyle verinceye kadar savaşın. 73- Ey Peygamber, kâfirlerle ve münafıklarla cihad et ve onlara karşı sert ve caydırıcı davran. … 111- … Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler… (a). Bakara: 216- Savaş, hoşunuza gitmediği halde üzerinize yazıldı (farz kılındı). Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz bir şey de sizin için bir şerdir. 218- Şüphesiz iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler; işte onlar, Allah’ın rahmetini umabilirler. (Cihad, Kur’an’da Allah yolunda savaşmadır.) (b). Nisa: 74- Öyleyse, dünya hayatına karşılık ahireti satın alanlar, Allah yolunda savaşsınlar; kim Allah yolunda savaşırken, öldürülür ya da galip gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz. 80- Kim Resûl’e itaat ederse, gerçekte Allah’a itaat etmiş olur. (c). Enfal: 1- Sana savaş-ganimetlerini sorarlar. De ki: ‘Ganimetler Allah’ın ve Resûlündür. Buna göre, eğer mü’min iseniz Allah’tan korkup-sakının, aranızı düzeltin ve Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin.’ 12- … Öyleyse (ey müslümanlar,) vurun boyunlarının üstüne, vurun onların bütün parmaklarına.’ 13- Bu, elbette, onların Allah’a ve elçisine baş kaldırmaları dolayısıyladır. Kim Allah’a ve elçisine baş kaldırırsa, şüphesiz Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır. 14- İşte bu sizin; tadın bunu. İnkara sapanlara bir de ateş azabı vardır. 38- O inkar edenlere de ki: “Eğer vazgeçerlerse geçmişte (yaptıkları) şeyler bağışlanacaktır. 39- Fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. (d). Saff: 10- Ey iman edenler, sizi acı bir azabdan kurtaracak bir ticareti haber vereyim mi? 11- Allah’a ve Resulü’ne iman edersiniz, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Bu, sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz. 12- O da sizin günahlarınızı bağışlar, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel konaklara yerleştirir. İşte ‘büyük mutluluk ve kurtuluş’ budur. (e). (a ve d) Bu sitedeki yazıma bk. 348 ve 346. konu. (b ve c) Bu sitedeki yazıma bk. 347. konu. (e) Bu sitedeki yazıma bk. 358. konu.
[219] Kur’an: Ahzab: 59- Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına dış elbiselerinden (cilbablarından) üstlerine giymelerini söyle; onların (özgür ve iffetli) tanınması ve eziyet görmemeleri için en uygun olan budur. (a). Nur: 31- Mü’min kadınlara söyle: ‘Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden görüneni hariç. Baş örtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar. Süslerini, kendi kocalarından ya da babalarından ya da oğullarından ya da kocalarının oğullarından ya da kendi kardeşlerinden ya da kardeşlerinin oğullarından ya da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler. (b). (a) Bu sitedeki yazıma bk. 353. konu. (b) Bu sitedeki yazıma bk. 351. konu.
[220] Sümerlerde Tanrıların büyük tapınaklarında “Mabet Kadınları” vardı. Onlar Tanrılar namına ve/veya adına ilişkiye girerlerdi. Bu yüzden Kutsal sayılırlardı. Diğer adları Tanrı’nın Gelinleri idi: Prestijli ve saygın idiler. Onlar, Tapınaklardaki rahibelerden ve diğer kadınlardan ayrılmaları için başlarını örtmeleri gerekirdi: Böylece hem kutsal oldukları belli oluyor hem de tanınmıyorlardı: Çarşıda-dışarıda örtünürlerdi. Sonrasında MÖ 1600’lerde bir Asur Kralı, diğer kadınların da bu prestije sahip olabilmeleri için evli ve dul kadınları da örtmeye başladı. Bu zamanlardan sonra başörtüsü adeta bir evrim geçirerek, tam tersi duruma dönüşmeye başlamıştı: Artık temizlik ve ahlaklılık simgesi haline gelmişti. Tapınak ritüelinden çıkan örtünme artık yaygınlaşmıştı. Bu gelenek önce Yahudi kadınlarına geçmiştir, sonra Hristiyanlık’ta rahibelere aktarılmıştır, sonrasında ise İslam kadınlarına uygulanmıştır. Yanı sıra kadınların Kur’an okurken başlarını örtmesi, tarihsel süreçte oluşan bu gelenek sonucu oluşmuştur. Tevrat: Yaratılış: 38:15 Yahuda onu görünce fahişe sandı. Çünkü yüzü örtülüydü. İncil: Pavlus’tan Korintliler’e Birinci Mektup: 11:5 …başı açık dua ya da peygamberlik eden her kadın, başını küçük düşürür. Böylesinin, başı tıraş edilmiş bir kadından farkı yoktur. 6 Kadın başını açarsa, saçını kestirsin. Ama kadının saçını kestirmesi ya da tıraş etmesi ayıpsa, başını örtsün. Bu sitedeki yazıma bk. 176. konu.
[221] Kur’an: Nahl: (Mekke’de inen ayet) 67- Hurmalıkların ve üzümlüklerin meyvelerinden kurdukları çardaklarda hem sarhoşluk verici içki, hem güzel bir rızık edinmektesiniz. Şüphesiz aklını kullanabilen bir topluluk için, gerçekten bunda bir ayet vardır. (a). Bakara: (Medine’de inen ayet) 219- Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: ‘Onlarda hem büyük günah, hem insanlar için (bazı) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından daha büyüktür.’ (b). Nisa: (Medine’de inen ayet) 43- Ey iman edenler, sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye ve cünüp iken de -yolculukta olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. … (c). Maide: (Medine’de inen ayet) 90- Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytanın işlerinden olan pisliklerdir. Öyleyse bun(lar)dan kaçının; umulur ki kurtuluşa erersiniz. (d). (a) Bu sitedeki yazıma bk. 349. konu. (b ve d) Bu sitedeki yazıma bk. 347. konu. (c) Bu sitedeki yazıma bk. 346. konu.
[222] 221. dipnotla bağlantılı olarak şunları da ekleyeyim: Kur’an: Muhammed: 15- Takva sahiplerine va’dedilen cennetin misali (şudur): İçinde bozulmayan sudan ırmaklar, içenler için lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır; orada onlar için meyvelerin her türlüsünden ve Rablerinden bir mağrifet vardır. Hiç (böyle ödüllendirilen bir kişi), ateşin içinde ebedi olarak kalan ve bağırsaklarını ‘parça parça koparan’ kaynar sudan içirilen kimseler gibi olur mu? Sad: 50- Adn cennetleri; kapılar onlara açılmıştır. 51- İçinde yaslanıp-dayanmışlardır; orada birçok meyve ve şarap istemektedirler. 52- Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş yaşıt kadınlar vardır. 53- İşte hesap günü size va’dedilen budur. Mutaffifin: 25- Onlara mühürlü, katıksız bir şaraptan içirilir. 26- Ki sonu misktir. Şu halde yarışmak isteyenler, bunun için yarışsınlar. 27- Onun karışımı ‘tesnim’dendir. 28 Bir kaynak ki, yakınlaştırılmış (mukarreb) olanlar ondan içer. (Tesnim: Yüksek bir yerden akan cennet çeşmesi) (Misk: Erkek misk geyiğinden elde edilen güzel kokan bir maddedir. Cinsel iktidar arttırıcı, yatıştırıcı, ağrı kesici, hafıza, göz ve kalp kuvvetlendirici olarak tarihte -tıpta- kullanılmıştır. Cahiliye Arapları kullandıkları miske en güzel koku diyordu. Ayrıca üst tabaka Arap kadınları yataklarına bu kokuyu sürüyordu. Muhammed’e göre de en güzel koku olup cenneti anlatan hadislerinde buna sıkça değinmiştir: Normal hayatın yanı sıra Kabe’yi tavaf ederken bile bu kokuyu sürünmüştür.). Bu sitedeki yazıma bk. 271. konu.
[223] (Bu dipnot uzunca oldu ama bu konuya değinilmeden de geçilemezdi). “Muhacir”: “Hz. Muhammed’e uyarak Mekke’den Medine’ye göç eden.” (a). “Ensar”: “ç. is. (ensa:rı) din b. Hz. Muhammed’e hicret zamanında yardım eden Medineliler.” (b). Hicret: “Dinî sebeplerle bir yerden diğer bir yere göçme ve özellikle Hz. Peygamber’in Mekke’den Medine’ye göç etmesi olayı.”. “Kur’ân-ı Kerîm, Hz. Peygamber’den önceki dönemlerde de peygamberlerin ve onlara inanan insanların kâfirlerce hicret etmeye zorlandıklarından ve bunların inançları uğrunda yurtlarını bırakıp başka yerlere gittiklerinden bahseder.”, “Mekke müşrikleri Resûl-i Ekrem’e karşı İslâmiyet’i tebliğe başladığı andan itibaren olumsuz bir tavır takındılar. Bu tavır sadece İslâm’ı reddetmekten ibaret kalmadı; Hz. Peygamber alaya alındı, ona inananlara baskı uygulandı ve bu baskılar İslâmiyet’in Mekke’de yayılmaya başlaması üzerine eziyet ve işkenceye dönüştü.”. Buna karşı duramayan Hz. Muhammed (615’te), “…bir grup müslümanın Habeşistan’a gitmesine izin verdi. Habeşistan Necâşîsi Ashame’nin semâvî bir dine mensup adaletli bir hükümdar olması ve Arapça bilmesi hicret için Habeşistan’ın seçilmesinde önemli bir sebep teşkil ediyordu. Ayrıca ulaşım kolaylığı ve muhacirlerin malî sıkıntılarını daha rahat şekilde giderebilmeleri imkânı da bu seçimi etkilemişti.”, 615’te Habeşistan’a hicret eden bu 15 muhacirin iyi karşılanması üzerine 616’da 70 kişiden fazla bir kafile (/muhacir) de oraya hicret etti (gitti). “Müslümanlara ve Hz. Muhammed’i koruyan Hâşimoğulları’na karşı uygulanan üç yıllık boykotun ardından Ebû Tâlib’in ölümü müşriklere fırsat verdi ve bizzat Hz. Peygamber dahi birçok hakarete ve sataşmaya hedef oldu. Böyle bir ortamda İslâm’ı tebliğ edemeyeceğini anlayan Resûl-i Ekrem Tâif’e giderek yeni bir çevrede davasını anlatmayı denediyse de çok sert bir tepkiyle karşılaştı ve Mekke’ye dönmek mecburiyetinde kaldı.”. “Hz. Peygamber’in ve Mekkeli müslümanların Medine’ye göçünü ifade eder. Medine’ye göç eden müslümanlara muhâcir, Resûl-i Ekrem’e ve muhâcirlere yardım eden Medineli müslümanlara da ensâr unvanı verilmiştir.” (c). “İslâm literatüründe ensar, Hz. Peygamber’i ve muhacirleri yurtlarında barındırmak ve korumak suretiyle onlara büyük yardımda bulunan Evs ve Hazrec kabilelerine mensup Yesribli (Medineli) müslümanlar için kullanılmıştır. Enes b. Mâlik’in belirttiğine göre bu isim ilk defa Kur’ân-ı Kerîm’de yer almıştır.” Ensar ve Muhacir -dolaylı veya doğrudan- çokça Kur’an’da geçmektedir. “Ensarın mensup olduğu, Kahtânîler’in Ezd kolundan gelen Evs ve Hazrec kabileleri, dedeleri Sa‘lebe b. Amr döneminde muhtemelen milâdî II veya III. yüzyıllarda Yemen’deki arim* selinden sonra Yesrib’e göç etmişler, uzun süre Yesrib’deki yahudilerin siyasî ve iktisadî baskısına mâruz kalmışlardır. Suriye taraflarına yerleşen akrabaları Gassânîler’in de yardımıyla ancak VI. yüzyılın ortalarında şehrin idaresinde söz sahibi olabilmişlerdir.”. Hz. Muhammed 620 yılında Hazrec kabilesinden bazılarıyla Akabe’de ve 621 yılında Hazrec ve Evs kabilelerinden bazılarıyla Mekke’de görüşmeler yaptı. (d). Sonrasında da Hz. Muhammed ve yanındakilerin Medine’ye zorunlu/fırsati göçü/hicreti başlayacaktı. (c)(d). Hicret yerinin Medine oluşunun sebebleri arasında şunlar vardır: Hazrec ve Evs kabileleri arasında zaman zaman savaşlar oluyordu, nitekim 617’deki son savaşlarında iki taraftan pek çok kişi ölmüştü, “…savaşlar birçok ocağın sönmesine yol açtığı için Hazrec ve Evs İslâmiyet’i tanıyınca bu yeni din sayesinde aralarındaki düşmanlığın kalkacağını ümit etmiştir.”, “Bundan başka Medine yahudilerinin son peygamberin yakın bir zaman içinde çıkacağını haber vermeleri de halk arasında bir peygamber beklentisi doğurmuştu. Öte yandan, şehrin İslâmiyet’in çevreye kolayca yayılmasına imkân sağlayacak merkezî bir konumda ve müdafaaya elverişli coğrafî bir yapıda olması, ayrıca kervan yollarının üzerinde bulunması da hicretin sebepleri arasında sayılmalıdır.”. Öncesinde (yani 620 ve 621 yıllarında) birkaç kişi gitse de 622 yılında başta muhacir sahabiler gruplar halinde genellikle gizlice Medine’ye göç etmeye başladırlar. “Böylece ashabın büyük çoğunluğu kısa sürede Medine’ye göç etti; geride sadece Hz. Peygamber, Hz. Ebû Bekir ve bunların aileleri, Hz. Ali ve annesi, ayrıca hicrete güç yetirememiş veya gidişleri engellenmiş belli kişiler kalmıştı. Muhacir sahâbîler Medine’ye vardıklarında ensar tarafından misafir edildiler.”. Sonuçta ashab ile Mekke müşrikleri arasındaki ipin -daha da- gerginleşmesinden dolayı Mekke müşrikleri Haşimoğulları bünyesi altındaki Hz. Muhammed’i öldürme kararı aldı. Bunun üzerine Hz. Muhammed ile Hz. Ebu Bekir bir gece yarısı gizlice yola çıkarak -ki Kur’an’daki ‘mağara’ olayı da burada olur ki- -sonrasında birkaç kişi de onlara katılarak- -işlek olmayan güzergahlardan gidilerek- günler sonra Medine’ye varıldı. (c). “Ensar -muhacir dayanışması sonucunda- Hz. Peygamber’in Medine’de kurduğu çarşıda ticarî hayat canlanmış ve Medineliler yahudilerin iktisadî hâkimiyetinden kurtulmuşlardır.”, “Hicretten sonra Hz. Peygamber’in Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin evinde kaldığı süre içinde ensarın çeşitli kollarına mensup aileler ona sırayla yemek getirmiş ve hediyeler sunmuşlardır.”, “Ensar Akabe’de Hz. Peygamber’e verdiği sözü tutarak onu her türlü tehlikeden korumuş, gerek Medine’deki yahudilere ve münafıklara, gerekse Bedir Gazvesi’nden itibaren Mekkeli müşriklere ve diğer düşmanlara karşı yapılan silâhlı mücadelelerde daima Resûl-i Ekrem’in ordusunda yer almış, birçok kahramanlık örneği vermiştir.”, “Ensarın fedakârlığını her fırsatta dile getiren Hz. Peygamber onları ancak müminlerin seveceğini, ensarı sevenlerin mükâfatının Allah tarafından sevilmek, nefret edenlerin cezasının da Allah’ın buğzuna uğramak olduğunu belirtmiş”tir, “Hz. Peygamber’in, yeni müslüman olan bazı Mekkeliler’e (müellefe-i kulûb) gönüllerini İslâmiyet’e ısındırmak için bol miktarda ganimet malı vermesi üzerine bir kısım cahil Medineliler onun hemşehrilerini tutup kendilerini bırakacağını ileri sürdükleri zaman Resûl-i Ekrem bunun doğru olmadığını söylemiş, başkaları ganimet mallarıyla evlerine dönerken onların Allah elçisiyle birlikte dönmelerinin daha hayırlı olacağını belirterek gönüllerini almıştır.”, “Hz. Peygamber… ensar hakkında bir konuşma yapmış… hatta kötülük yapanlarının bile bağışlanmasını tavsiye etmiştir.”, “Ensar, Hz. Peygamber ve muhacirlerin Medine’ye hicretlerine imkân sağlamanın bir sonucu olarak İslâm tarihinin seyrini değiştirmiş, Medine’de ilk müslüman devletinin kurulmasına da zemin hazırlamıştır. Resûl-i Ekrem, İslâm’ın tebliği ve uygulanması için ihtiyaç duyduğu pek çok imkâna, insan ve yurt unsurlarını ensarın sağladığı bu devlet sayesinde ulaşabilmiştir.”. Kâ‘b b. Züheyr, bir ensar olup Hz. Muhammed’in meşhur bir şairidir. (d). ““Öne geçen ilk muhacirler ve ensarla onlara güzellikle tâbi olanlar, işte Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. Allah onlara içinde ebedî kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük kurtuluştur” (et-Tevbe 9/100).”, “Hz. Peygamber’in uygulamaya koyduğu “muâhât” ameliyesinin de etkisi büyük olmuştur. Bu ameliye hicretten hemen sonra gerçekleştirilmiş ve Resûl-i Ekrem, ensarla muhacirleri bir araya getirerek her muhacir için ensardan bir kardeş tayin etmişti. 186 ailenin kardeş ilân edildiği bu uygulama sadece şekilde kalmamış, muhacirler ve ensar kan bağından öte bir bağlılıkla birbirlerine bağlanmışlardı. Hatta mirasla ilgili âyetler gelinceye kadar bu kardeşler birbirine vâris dahi oluyorlardı. Siyasî, iktisadî, içtimaî, dinî ve askerî pek çok fayda sağlayan muâhât, İslâm toplumunun yapılanmasındaki rolü bakımından hicrete anlam kazandırmış ve muhacirlerin Medine’deki hayatlarını kolaylaştırmıştır”, “Siyasî açıdan hicretin büyük bir değişime imkân sağladığı âşikârdır. Mekke’deki müşriklerin baskıları karşısında pek çok eziyet ve işkenceye mâruz kalan müslümanlar hicret sayesinde güç bulmuş ve Hz. Peygamber’in önderliğinde bir devlete kavuşmuşlardır. Hicretten sonra Yesrib şehri..” (ya da Taybe/Tâbe veya Medînetü’r-resûl / Medîne-i Münevvere) de “…müslümanların kurdukları devletin ilk başşehri oldu ve bu konumunu Hz. Osman’ın şehid edildiği tarihe kadar korudu.”, “Hicretten sonra Hz. Peygamber İslâm devletinin kuruluşunu ilân etmiş ve diplomatik temaslarına hemen başlamıştır. Yahudileri de içine alacak şekilde devletin ilk anayasasının belirlenmesini ve civardaki kabilelerle antlaşmalar yapılmasını bu çerçevede değerlendirmek gerekir.”, “Resûl-i Ekrem, devletin teşkilâtlandırılması için gereken bütün çalışmaları en kısa zamanda tamamlamaya çalıştı. Henüz hicretin birinci yılı dolmadan can ve mal güvenliğini sağlamak üzere çevreye silâhlı birliklerin gönderilmesi de bunu göstermektedir. Mekke döneminde kâfirlerin sataşmaları ve fiilî engellemelerine karşı sabır tavsiye edilirken Medine döneminde durum değişmiş ve müslümanlara misillemede bulunma hakkı tanınmıştır. Çok kısa bir sürede güçlenecek ve tarihte yeni oluşumlara sebep teşkil edecek İslâm devletinin temelinde hiç şüphesiz hicret olayı vardır.” (c), “Birçok âyette hicret cihadla birlikte anıl”mıştır “(el-Bakara 2/218; el-Enfâl 8/72, 74-75; et-Tevbe 9/20; en-Nahl 16/110)” “(Âl-i İmrân 3/195; en-Nahl 16/41; el-Hac 22/58)” (e), “Hicret teşrî açısından da büyük önem taşımaktadır. Mekke döneminde nâzil olan âyetlerde tevhid, nübüvvet, âhiret gibi temel inanç konuları işlenip ibadet ve ahlâkla ilgili İslâm esasları konulurken hicretten sonra ferdî ve içtimaî hayatı düzenleyen ahkâmla ilgili âyetler inmiş, ibadet ve muâmelâta dair hükümler konularak müeyyideler getirilmiş ve devletlerarası hukuku ilgilendiren kurallar belirlenmiştir.”, “Hicretten sonra gün geçtikçe kuvvetlenen devlet otoritesi İslâm’a duyulan ilginin artmasını sağlamış, ayrıca kabileler ve aşiretlerle yapılan görüşmeler sonucunda gerçekleşen toplu ihtidâlarla hızlı bir yayılma sürecine girilmiştir. Hicretle müslümanların iktisadî ve ticarî imkânları da genişlemiştir.”, “Medine döneminin ilk yıllarında İslâmiyet’i kabul eden çevredeki insanların Hz. Peygamber’in yanına hicret etmesi bir zorunluluktu ve imanla ilgili görülüyordu. Kur’an buna uymayanları şiddetle kınar ve onların âkıbetlerinin korkunç olacağını belirtir (en-Nisâ 4/97).” (ve el-Enfâl 8/72), “İslâmiyet güç kazanıp, müslümanların bulundukları bölgelerde kendilerine yapılan baskılar ortadan kalktıktan ve dinin esaslarını kolayca öğrenme imkânı doğduktan ve nihayet Mekke fethedildikten sonra hicret bir zorunluluk olmaktan çıkarılmıştır.”. “Hicretin resmen takvim başlangıcı sayılması Hz. Ömer zamanında 17 (638) yılında gerçekleşmiştir.”. (c). ““-Bilhassa o fey- hicret eden fakirlere aittir ki onlar Allah’tan fazlu inâyet ve hoşnutluk beklerler; Allah’a ve Peygamber’ine yardım ederken yurtlarından çıkarılıp mallarından mahrum edilmişlerdir. İşte bunlar sadıkların ta kendileridir. Onlardan önce -Medine’yi- yurt ve iman evi edinmiş olanlar kendilerine hicret edenlere karşı sevgi beslerler. Onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç duymazlar. Kendileri yoksulluk içinde olsalar bile onları öz canlarından daha üstün tutarlar. Kim nefsinin hırsından ve cimriliğinden korunursa işte muratlarına erenler onlardır” (el-Haşr 59/8-9)” (e). (a) TDK, ags., “Muhacir”, Güncel Türkçe Sözlük; (b) TDK, ags., “Ensar”, Güncel Türkçe Sözlük; (c) Ahmet Önkal, “HİCRET”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1998, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/17/C17023289.pdf> Cilt: 17, s. 458-462; (d) Hüseyin Algül, “ENSAR”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1995, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/11/C11004156.pdf> Cilt: 11, s. 251, 252; (e) Ahmet Özel, “Hicret” (Fıkıh), TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1998, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/17/C17023290.pdf> Cilt: 17, s. 463; Erişimler: 14 Haziran 2019.

 

 

SİTE DİZİNİNDEKİ 373. KONU
İSLAM DÜNYASINDA FELSEFENİN KRİZİ ve AYDINLANMA SORUNU

İslam dünyasına felsefe 8. ve 9. yy.lardan itibaren girdi, bir süre varlığını korudu ve sonra yok oldu. Türkiye’de Tanzimat sonrası süreçte felsefe yeniden filizlenmeye başladı. Bir kültürde felsefe varsa o toplumda varlık, bilgi ve değere ilişkin çok sesli bir yaklaşım -çoğulculuk, aydınlanma, diyalektik- oluşur: O yok ise -abes- dogmatik unsurlar varlığını korur.

Uygarlık meşalesi Sümerlerde başlar, Mısır’a gelir, oradan Yunan’a, tekrar Mısır’a-İskenderiye’ye, sonra Bağdat’a geçer, devamında İspanya -Endülüs- kanalıyla 12. yy.da batıya tekrardan geçer. Bu meşale 7. yy.da Mekke’ye uğrayarak İslam dini -kültürü- oluşur. İslam’da “belirleyici” 2 önemli olay vardır: İslam’ın kuzeye -İran, Irak, Suriye vb.ye- doğru yayılması ve bu bölgelerdeki Helenistik -Antik Yunan- kültürünün İslam’ı etkilemesi -onunla iç içe kavrulması-. Bu dönemlerde İslam’ın fethettiği bu yerlerde İskenderiye, Harran ve Antakya gibi bölgelerde Antik Yunan / Helenistik / Yeni Eflatunculuğa bağlı okullar ayaktaydı. Bu fetih hareketleri ile Hz. Muhammed’in kurduğu -yerel- Medine İslam Devleti, ondan sonra büyük bir imparatorluğa adım attı. Böylelikle İslam dünyasında dini ve felsefi külliyat gelişti: Kur’an’ın kitaplaştırılması, felsefenin İslam’a girmesi, hadislerin toplanması, tartışmalarla İslam teolojisinin -İslam kelamının- oluşturulması, Hint ve gnostik düşünceler sayesinde tasavvufun oluşması gibi örnekler verilebilir.

Felsefenin İslam’a aktarılması önemlidir: O, ilk defa İslam dünyasına 740’larda Hâlid bin Yezîd tarafından tıp-astroloji-simya ile ilgili konular/kitaplar olarak çevirtilmiştir. Abbasi döneminde Ebû Ca‘fer el-Mansûr, Hârûnürreşîd ve İbn Meymûn’un çeviri faaliyetleri ise esastır. 830’larda Meymûn tarafından Bağdat’ta bir çeviri okulu/kütüphanesi olan Beytülhikme kurulmuştur: Burada Hint, İran ve Yunan düşünce külliyat yazımı Arapçaya -devlet desteğiyle- çevrilmiştir: Bunlar felsefe-bilim konulu -tabiat ilimleri, matematik, ilahiyat -ya da metafizik bilimi-, ahlak, ev yönetimi ve toplum yönetimi -ya da siyaset- ile ilgili- çevirilerdir. İslam dünyası felsefeyi “bir bilimler sistemi” olarak ele almıştır: Yani felsefe onlara göre bir bilimdir. Bunların dışında birer aracı olarak görülen, -Aristo’daki- mantık ve dil bilimi konuları da vardır.[224] (Ebû Ca‘fer el-Mansûr[225])

Kindî, İslam’daki ilk Arap filozofudur. Türk kökenli Fârâbî, Yeni Eflatunculuk felsefesini sistemleştirmiştir. Meşşai ekol, Şii-Bâtıni ekol ve İbn Sînâ, İbn Rüşd gibiler de bu konuda önemlidir. Felsefe, İslam dünyasına büyük ölçüde 9. yy.da girmiştir ve o, 10., 11. ve 12. yy.larda sıçrama yapmıştır.

İslam dünyasında felsefeden önceki kelamcılar, felsefenin İslam’a girmesiyle birlikte; Yahudi, Hristiyan ve diğer filozoflarla ve de İslam’ın içindeki diğer kişilerle/düşüncelerle tartışmaya başlamıştır. Bu fıkıh ve kelamcılar, felsefeye tepki göstermişlerdir. İslam kültüründeki kelam; dogmatik bir disiplindir, o, İslam’ın din felsefesini -teolojisini- yapar, lakin onun ilk oluşmasıyla birlikte ona bile İslam, kuşku yarattığı için fetvalar vermiştir. Gazzâlî’nin “kelam” için vardığı nihai sonuç; o, savunma odaklıdır, hakikatin peşinde değildir, şüphe içerisindeki insanları ikna edebilir, olmuştur. İmam Şâfiî, kelamla uğraşmak küfürdür; Ahmed bin Hanbel, onla uğraşmak zındıklıktır, demiştir.[224] (“Fetva”[226]) (Ebû Abdillâh eş-Şâfiî vd.[227])

Felsefenin İslam’a girdiği ilk dönemlerde onun için, eskilerin/yabancıların bilimleri, denmiş ve o geçersiz sayılmıştır: Nitekim İslam’a “mantık”ın girmesiyle fıkıh ve kelam ekolü, Arap dil bilimi var, o bize yeter, mantığa gerek yok, mantık Yunan aklını/düşüncesini temsil ediyor, diyerek mantığa karşı çıkılmıştır.[224]

___________________
[224] Hasan Aydın, “İslam Dünyasında Felsefenin Krizi ve Aydınlanma Sorunu”, Viacademia, 19 Aralık 2014, <https://youtu.be/RHNYbDb4itE> Erişim: 23 Haziran – 3 Temmuz 2015.
[225] Ebû Ca‘fer el-Mansûr: 714’te Suriye’de d., 775’te Mekke’de ö. (a). 2. Abbasi halifesi 754-775 (b)(c). Abbasiler: “750-1258 yılları arasında hüküm süren hânedan.” (c). (a) Wikipedia Contributes, “Al-Mansur”, Wikipedia, The Free Encyclopedia, <https://en.wikipedia.org/wiki/Al-Mansur>; (b) Nahide Bozkurt, “MANSÛR”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2003, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/28/C28009045.pdf> Cilt: 28, s. 5; (c) Hakkı Dursun Yıldız, “ABBÂSÎLER”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1988, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/1/abbasiler (1) – TDV Islam Ansiklopedisi.pdf> Cilt: 1, s. 31, 37; Erişimler: 2 Eylül 2015.
[226] Fetva: “Fıkhî bir meselenin dinî-hukukî hükmünü açıklayan cevap.” (a). “Fetva”: “İslâm hukuku ile ilgili bir sorunun dinsel hukuk kurallarına göre çözümünü açıklayan ve yetkili orunca çıkarılan belge.” (b). “Orun”: “is. 1. Özel yer. 2. Makam, mansıp, mesnet, mevki.” (c). (a) Fahrettin Atar, “FETVA”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1995, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/12/C12004617.pdf> Cilt: 12, s. 486; (b) TDK, ags., “Fetva”, BSTS – Tarih Terimleri Sözlüğü; (c) TDK, ags., “Orun”, Güncel Türkçe Sözlük; Erişimler: 14 Haziran 2019.
[227] Şâfiî / Ebû Abdillâh eş-Şâfiî: 767’de Filistin’de doğdu, 820’de Mısır’da öldü, Arap (a). “Şâfiî mezhebinin imamı, büyük müctehid.” (b). Şafii mezhebi: “Dört büyük Sünnî fıkıh mezhebinden biri.” (c). Diğerleri Hanefi, Maliki ve Hanbeli’dir. Hanbeli Selefiyye (Hicaz: Mekke, Medine), Maliki ve Şafii Eş’ariyye (Mağrip: Mısır, Suriye, Irak), Hanefiler ise daha çok Matüridiyye (Orta Asya, Anadolu, Balkanlar) mezhebiyle iç içedir. Müslümanlar’ın ~%90’ı Sünni’dir. (d). Mezhep kavramı bağlamında şunlara da değinmek gerekir. İctihad: “Nassın lafız ve mânasından hareketle, nassın bulunmadığında da çeşitli istinbat metotları kullanılarak şer‘î hüküm hakkında zannî bilgiye ulaşma çabasının genel adı.”, “Bu çabayı gösteren kimseye müctehid, hakkında ictihad edilen konuya da müctehedün fîh denilir.” (e). Nas: “Genelde, hüküm kaynağı olması yönüyle Kitap ve Sünnet’in ifadeleri anlamında, fıkıh usulünde lafzın açıklık düzeyini belirtmek üzere kullanılan bir terim.” (f). Lafız, -kısaca- söz demek (g). Sünnet: “Hz. Peygamber’in söz, fiil ve onaylarının ortak adı, şer‘î delillerin ikincisi.” (h). İmam: “Önder, lider; cemaate namaz kıldıran kişi; devlet başkanı.” gibi anlamlara gelir. (i). (Nas 105. dipnotta, Sünnet ise 102. dipnotta uzunca anlatıldı bk., burada gidişat gereği yeniden ama kısaca -kısa olarak- ele alındı.) (a) Wikipedia Contributes, “Al-Shafi‘i”, Wikipedia, The Free Encyclopedia, <https://en.wikipedia.org/wiki/Al-Shafi‘i>; (b) Bilal Aybakan, “ŞÂFİΔ, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2010, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/38/C38012512.pdf> Cilt: 38, s. 223; (c) Bilal Aybakan, “ŞÂFİÎ MEZHEBİ”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2010, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/38/C38012513.pdf> Cilt: 38, s. 233; (d) İlyas Üzüm, “MEZHEP”, DİA, agm. -33. dipnotta bk.-, Cilt: 29, s. 531; Ferhat Koca, “MEZHEP” (Fıkıh), TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2004, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/29/C29023447.pdf> Cilt: 29, s. 539; Erişimler: 2 Eylül 2015. (e) H. Yunus Apaydın, “İCTİHAD”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2000, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/21/C21007158.pdf> Cilt: 21, s. 432; (f) H. Yunus Apaydın, “NAS”, DİA, agm. -105. dipnotta bk.-, Cilt: 32, s. 391; (g) bk. 105. dipnot; (h) Murteza Bedir, “SÜNNET”, DİA, agm. -102. dipnotta bk.-, Cilt: 38, s. 150; (i) Mustafa Sabri Küçükaşcı, “İMAM”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2000, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/22/C22023730.pdf> Cilt: 22, s. 178; Erişimler: 15 Haziran 2019.

 

Kindî kitabında, felsefeyle uğraşmak caiz mi, diye sorar, tartışır ve bir grup onun inancı sarstığını dile getirir. O, felsefe yapılmalıdır, doğrudur, evrensel hakikat kimden gelirse biz buna kabulüz, felsefe dine yabancı değildir, ikisi de tanrısal ve ahlaki konuları içerir, yine felsefe ilk hakikati, varlığın yapısını ve nedenlerini irdeleyerek bizi tanrısal hakikatlere dinlerden önce / dinler gibi götürür, der ve ekler, felsefeyi reddederken bile yine bir felsefe yapıldığını söyler. Felsefenin İslam dünyasına girişinden yaklaşık 300 yıl sonra İbn Rüşd ise dinin sembolik olarak ortaya koyduğunu felsefe açık/yalın bir şekilde gösterir, yabancıların bulduğu kılıcın İslam tarafından da kullanılabilir olması örneğini göstererek felsefenin dinle çatışmayacağını savunur. Kindî’den Rüşd’e kadar İslam’da, felsefe caiz mi sorunsalı yaşanmıştır, bu, İslam’da felsefenin krizi ve aydınlanma sorunu olarak karşımıza çıkar. Bu kriz, İbn Sînâ’dan etkilenen, fıkıh ve kelamın içine Aristo mantığını sokan Gazzâlî’de sıçrama yapar çünkü o, filozofları tersine eleştirir. O, onların konuladığı “mantık”a ses çıkarmazken, metafizik olan ilahiyat konusunda onların dinsizlik yaptığını söyleyerek karşı çıkar, bunlar şunlardır: Aristocu evren anlayışında madde ezelidir -bu Fârâbî ve Sînâ’da kabul edilir ama Gazzâlî reddeder-, bizim nesne dünyamızda bilgi izafidir/değişkendir, nesne değişirse bilgi de değişir fakat Tanrı’nın bilgisi değişmez çünkü Tanrı nesnelerin hepsini bilir -Gazzâlî bunu şöyle redler, Tanrı nesneselden öte ruhanidir, der ve ekler, tekil ölümsüzlük yoktur tümel ölümsüzlük vardır, Fârâbî de aynısını savunur-. Gazzâlî filozofları ikiye ayırır. Birincisi tabiiyyun, dinleri reddedip Tanrı’yı kabul eden ve her şeyi tabiata bağlayan kesim -örnek kişi Ebû Bekr Muhammed b. Zekeriyyâ er-Râzî der ki, dinler bağnazdır ve onlar savaş getirir-. İkincisi dehriyyun, Tanrı’ya zaman deyip, zaman ezeli ve ebedidir, zaman dışında bir yaratıcı güç yoktur, diyen kesim. Gazzâlî İslam’daki felsefe karşıtlığını sistemleştirmiştir, ondan önce fıkıh ve kelam ekolleri bu işi yapmaktaydı: Örneğin İbn Salah, felsefe ve mantık dinsizliktir, onla uğraşanlar ya tövbe etmeli ya da kılıçtan geçirilmelidir, diye fetva vererek İbn Sînâ’ya ve Fârâbî’ye karşı durmuştur.[228] (“İzafi”[229]) (Tabiiyyun ve Dehriyyun[230]) (Ebû Bekr Muhammed b. Zekeriyyâ er-Râzî[231]) (İbn Salah / İbnü’s-Salâh eş-Şehrezûrî[232])

İslam kültüründe bir davranışın meşru olup olmadığı, onun fıkha uygunluğuyla değerlendirilir. Bu yüzden İslam, “fıkıhçıdır”. Kindî ve Rüşd gibi isimler felsefeyle İslam’ın örtüştüğünü söylese de İslam fıkıh ve kelamcıları felsefenin önünde bir engel olmuştur.[228]

___________________
[228] Hasan Aydın, “İslam Dünyasında…”, ags.
[229] “İzafi” (göreceli): “sf. fel. Varlığı başka bir şeyin varlığına bağlı bulunan, mutlak olmayan, göreli, bağıntılı, izafi, nispi, rölatif.”. TDK, ags., “Göreceli”, Güncel Türkçe Sözlük, Erişim: 15 Haziran 2019.
[230] Tabîiyyûn (tabiatçılar, natüralistler), “İyonyalı filozoflar gibi tabiat bilimlerine dayalı bir metafizik kurma çabası içinde olan İslâm filozoflarının temsil ettiği akım.” (a). Dehriyye (dehriyyûn, materyalistler) (a)(b), “Âlemin ezelî olduğunu ve bir yaratıcısının bulunmadığını savunan materyalist felsefe akımı.” (b). (a) Burhan Köroğlu, “TABİATÇILAR”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2010, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/39/C39012870.pdf> Cilt: 39, s. 327; (b) Hayrani Altıntaş, “DEHRİYYE”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1994, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/9/C09003332.pdf> Cilt: 9, s. 107; Erişimler: 15 Haziran 2019.
[231] Râzî, Ebû Bekir (Ebû Bekr Muhammed b. Zekeriyyâ er-Râzî) (a): 854-925, İran, İrani/Pers (b). “Ünlü hekim ve filozof.” (a). (a) Mahmut Kaya, “RÂZÎ, Ebû Bekir”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2008, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/34/C34011299.pdf> Cilt: 34, s. 479; (b) Wikipedia Contributes, “Muhammad ibn Zakariya al-Razi”, Wikipedia, The Free Encyclopedia, <https://en.wikipedia.org/wiki/Muhammad_ibn_Zakariya_al-Razi>; Erişimler: 3 Eylül 2015.
[232] İbnü’s-Salâh eş-Şehrezûrî / İbn el-Salah: 1181’de Irak’ta doğdu, 1245’de Suriye’de öldü, Kürt. Şafii hadis uzmanı/âlimi, fakih/fıkıhçı. Wikipedia Contributes, “Ibn al-Salah”, Wikipedia, The Free Encyclopedia, <https://en.wikipedia.org/wiki/Ibn_al-Salah> Erişim: 3 Eylül 2015; M. Yaşar Kandemir, “İBNÜ’s-SALÂH eş-ŞEHREZÛRΔ, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2000, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/21/C21007021.pdf> Erişim: 23 Ağustos 2019, Cilt: 21, s. 198, 199.

 

Felsefe, İslam dünyasında yararcılık/pragmatist nedenlerle varlık kazanmıştır. Şehir devletinden imparatorluğa giden bu yolda İslam’ın buna ihtiyacı vardı: Örneğin baraj yapımı, tıp alanı, hukuk, astronomi gibi alanlarda -kendiliğinden- gereklilik oluştu. Felsefeyi İslam halifeleri -saray bünyesinde, devlet desteği ile- korumuşlardır: O, sokağa inmeyerek sarayda varlık buldu. Kelamın halkça yapılması, felsefenin sarayca yapılması, kelamın felsefeye/saraya neden karşı durduğunun sebeplerinden biridir. En son, kelamcı Gazzâlî’nin saraya danışman olarak girmesiyle saray, felsefeden temizlenmeye çalışılmıştır. Kindî, Z. Razi, Sînâ, Rüşd gibi isimler halifenin yanında, sarayda çalışmaktaydılar. Bu durum, hangi halife gelirse, onun düşüncesi neyse İslam o yola sapıyor tarzında bir krize yol açmıştır ve öyle de olmuştur. İslam’da o dönemlerde felsefe, günümüz anlamıyla değil, bir bilimler sistemi olarak görülürdü: Mühendis, doktor, matematik, kimya/simya konularıyla teolojik/dinsel/ilahiyat konularını da içerirdi.[233] (“Pragmatizm”[234])

İslam’ın felsefe macerasında bazı önemli isimlerin başına ilginç olaylar gelmiştir. İbn Sînâ saraydan atla kaçmıştır, derviş kılığına girmiştir, bir müddet tutuklu kalmıştır. Kindî’nin kütüphanesi yakılmıştır. Kur’an’daki tarihsel olayların yaşanmamış olduğunu söyleyen Rüşd, sürgüne yollanmıştır. Deist Z. Razi’nin yazdığı kitapla hükümdar onun kafasına vura vura gözünü kör etmiştir -tabip arkadaşı tedavi etmek isteyince Razi, bu kötü dünyayı yeterince gördüm, artık görmek istemiyorum, diyerek tedaviyi reddetmiştir-.

İslam kültüründe felsefe tam olarak benimsenmemiştir: Lakin filozofların uğraştığı tıp, kimya gibi bilimlerden yararlanılmak için felsefeye odaklanılmıştır: Tabip, mühendis, matematikçi oldukları için onlar önemli bulunmuştur.

İslam dünyasının içine giren Yeni Eflatuncu felsefedir. Bu felsefe bireyin kurtuluşunu temel alır, maddeyi kötü sayar; maddeden nefsini ayıran insan iç dünyasına yönelir ve Tanrı’ya doğru hakikat yolculuğuna çıkar düşüncesini savunur, bu mistisizmdir. Plotinus kurucusu sayılır ve o der ki: Nesneler dünyası -Tanrı’dan taşmayla- sudur süreciyle oluşur, Tanrı’dan “Bir” taşar, Bir’den Nous/Akıl taşar, sonra ruh ve sonra da madde taşar: Bir yetkinliktir, madde aşağılıktır. Nesneler dünyası madenler, bitkiler ve hayvanlar/insanlar olarak ayrılır, tek kurtuluş insandadır, akılla Tanrı arasında bağ vardır, akılla bu kurtuluş sağlanır. Kişi bedensel isteklerle bu aşağılık dünyaya bağlıdır: Kişi, isteklerini/maddiyatlığı dindirirse akılsal varlığa dönüşür ve tanrısal âleme yolculuk eder.· Yeni Eflatuncu felsefe; Sokrat, Platon ve Aristo öğretilerinin yeniden yorumlanmasıdır.

İslam’a giren felsefenin mistisizm olmasının yanında “erekselci” yanının da olmasıdır. Bunda Aristo erekselciliğinin rolü vardır: “dört neden öğretisi”. Maddi neden, bir nesnenin yapıldığı şeydir/maddedir. Formel/biçimsel/sûrî neden, şey nesne olursa onun tabiatıdır, ateşin yakıcı olması gibi, insanın ise nefsidir, formel/şekli neden, bir şeyin hem biçimini hem de gayesini ortaya koyar. Erek neden, fail nedenin içerisindedir. Fail/yapıcı neden, herhangi bir şeyin belirli amaca göre tasarlanmasıdır, o amaç da o şeyin suretini meydana getirir. Aristo’ya göre bütün nedenler maddi ve fail nedene indirgenebilir çünkü fail neden, bir şeyin suretini belirler, suret de onun amacını belirler. Örneğin bir usta bir sandalye yapmak için madde kullanır, maddeye biçim verir, verilen biçim sandalyenin üzerine oturulma amacını belirler. İslam dünyasında bu fail ve erek neden büyük rol oynamıştır.

İslam’daki felsefe krizinin önemli bir unsuru da “aşılamazlık” duygusudur. İslam dünyasında İbn Sînâ’dan sonrakiler çoğunlukla tekrar yapmışlardır. Hatırlatmak gerekir ki Sînâ’nın ölmeden önceki son zamanlarında yazdıkları İslam’dan uzak, tam bir mistisizme yöneliktir. Teolojide Gazzâlî aşılmaz ise, felsefede Sînâ aşılmaz olmuştur.

Fârâbî, Eflâtun’u/Platon’u tanrısal olarak görüp ona el-ilahi demiştir. Aristoteles gibi İbn Rüşd de Platon için, bu adam öyle bir adam ki o ilahidir, tanrısaldır, bu adamın ortaya koyduğu bilgileri ne birisi eleştirebildi ne değiştirebildi ne de geliştirebildi, demiştir.

İskenderiye Yahudiliği’nde, ilk dönem kilise babalarında ve İslam filozoflarının bir kısmında; felsefeyi peygamberlere bağlayan ve dinî bir öğreti olarak göstermeye çalışan bir yaklaşım vardır. Âmirî şunları der: Andolsun ki biz Lokman’a hikmet verdik ayetindeki hikmet, felsefedir ve Lokman Hekim ilk filozoftur, o Hz. Dâvûd zamanında Şam’da yaşadı, Yunanlı filozof Empedokles onun yanına gelip hikmeti ondan öğrendi; Hz. Süleyman’ın öğrencileri Şam’dan Mısır’a gidince, Pisagor onlarla görüşmüştür, Pisagor hem Mısır’dan hem de onlardan geometri/bilim öğrenmiş/geliştirmiş ve bunu Yunan’a götürmüştür; Sokrates felsefeyi Pisagor’dan almıştır, Platon da Sokrat’tan, Platon’un 20 yıllık öğrencisi Aristo da Platon’dan felsefeyi/bilimi almıştır; Bu 5 kişi bilgedir, bunlardan sonra hiç kimse bilgelikle anılmamıştır, demektedir Âmirî. Bu görüştekiler, Yunanların felsefeyi Yahudilerden aldığını iddia etmektedirler ve peygamberler birer filozoflardır düşüncesini savunurlar. Âmirî’nin hocası Kindî buna ters çıkarak, onlar kendi akıllarıyla felsefeyi buldu, der. Fakat İslam dünyasında Âmirî gibi birçok ismin de var olduğunu söylemekte yarar var. Lakin onlar felsefede dine uyan konulara doğru, uymayanlara da yanlış diyerek ve de felsefeyi dine çevirerek/uydurarak yorumlamışlardır.[233] (Âmirî, Ebü’l-Hasan[235]) (Lokman -hekim- vd.[236]) (Hz. Dâvûd[237]) (Hz. Süleyman[238])

___________________
[233] Hasan Aydın, “İslam Dünyasında…”, ags.
[234] “Pragmatizm” (yararcılık): “(Lat. utilis = fayda, yarar): 1- Yararın yaşam ilkesi yapılması. 2- Ahlâksal eylem ve davranışlarda yararın ilke yapılması: Yararlı olan iyidir: a. tek kişinin, ya da b. toplumun yararı göz önünde bulundurulur. 3- Özellikle Bentham ve J.S. Mill’in ahlâk ve siyasal öğretisi, temel ilkesi: ‘Olabildiğince çok sayıda insanın olabildiğince çok mutluluğu.'”. TDK, ags., “Yararcılık”, BSTS – Felsefe Terimleri Sözlüğü, Erişim: 15 Haziran 2019.
[235] Âmirî, Ebü’l-Hasan: ~920-992, İran, Arap. Ataları İran civarına göç eden / yerleşen Araplardır. Kendisi İran’da doğup İran kültürünü almıştır. “Fârâbî ile İbn Sînâ arasında yetişmiş, Horasan ve Mâverâünnehir bölgesinde büyük ün yapmış olan İslâm filozofu.”. Mahmut Kaya, “ÂMİRÎ, Ebü’l-Hasan”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1991, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/3/C03001083.pdf> Erişim: 3 Eylül 2015, Cilt: 3, s. 68, 69.
[236] Lokman -hekim-: Kurgusal bir kahraman ve tarih boyunca tıpla uğraşmış kişilere verilen bir unvan. “Kur’an’da kendisine hikmet verildiği bildirilen, peygamberliği tartışmalı bir din büyüğü.” (a). Lokman’ın hayatı tartışmalıdır, kurgusal bir kahraman ya da eski dönemde yaşamış ilim sahibi meşhur biri ya da eski dönemlerde yaşayan ilim sahiplerine genel bir ad -lakap/unvan- olarak Lokman deniyor olabilir, hikayesi abartılarak gelmiş olabilir. Rivayetlerde, Lokman’ın Allah’tan uzun ömür istemesi ve ölümsüzlüğü araması ve de uzun yaşaması (a)(b), -görüşüme göre- onun belki de “gılgamış” olabileceğini bile gösterebilir. (…ve sonunda) “Gılgamış anlamıştır ki gerçek ölümsüzlük bilgeliktir, göksellik yani maddi olmayan ölümsüzlüktür.” (c). Türkçedeki hikmet sözcüğü, “Arapça ḥkm kökünden gelen ḥikma(t) حكمة “ilim, bilgelik” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Aramice/Süryanice aynı anlama gelen ḥākməthā חׇכְמְתָא sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük İbranice aynı anlama gelen ḥakmāh חכמה sözcüğü ile eş kökenlidir.” (d). Türkçedeki hekim sözcüğü, “Arapça ḥkm kökünden gelen ḥakīm حكيم “bilge, bilim adamı, filozof, tabip” sözcüğünden alıntıdır.”, “Hakîm “bilge, filozof” sözcüğünün alternatif yazımıdır. Harf devrimine değin ayrım belirgin değildir.” (e). Türkçedeki hakim sözcüğü, “Arapça ḥkm kökünden gelen ḥakīm حكيم “bilge, alim, filozof, tabip” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Aramice/Süryanice ḥākām חָכָם “bilge, alim” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Aramice/Süryanice ḥakam, ḥakīm חַכַם, חַכִים “bilmek, tanımak, alim olmak” kökünden türetilmiştir.”, “Arapça ḥakama fiili “yargılamak” ve “pekiştirmek” anlamlarını taşır. “Kitabi ilimlere hakim olma” anlamı aynı fiilin Aramicede özelleşmiş anlamından Arapçaya alıntıdır.” (f). Türkçedeki hüküm sözcüğü, “Arapça ḥkm kökünden gelen ḥukm حُكْم “I. yargılama, II. yargı, karar, buyruk” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Arapça ḥakama حَكَمَ “yargıladı, hükmetti” fiilinin fuˁl vezninde masdarıdır.”, “Arapça #ḥkm kökünün ifade ettiği anlam gruplarından “1. yargılama” Arapçada özgündür. “2. Güçlendirme, tahkim etme” aynı anlamın özel bir uzantısı olarak kabul edilebilir. “3. Bilme, bilge olma” türevleri Aramiceden alıntıdır.” (g). Türkçedeki ilim sözcüğü, “Arapça ˁlm kökünden gelen ˁilm عِلْم “bilgi, özellikle teorik bilgi, bilim” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Arapça ˁalama عَلَمَ “bildi, anladı, iz ve işaretleri yorumlayarak bilgiye ulaştı” fiilinin fiˁl vezninde türevidir.” (h). (a) Ömer Faruk Harman, “LOKMAN”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2003, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/27/C27023983.pdf> Cilt: 27, s. 205, 206; (b) Wikipedia Contributes, “Luqman”, Wikipedia, The Free Encyclopedia, <https://en.wikipedia.org/wiki/Luqman>; Erişimler: 4 Eylül 2015. (c) Bu sitedeki yazılarıma bk. 163 ve 180. konu. (d) Sevan Nişanyan, “Hikmet”, Nişanyan Sözlük, 10 Aralık 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=hikmet&view=annotated>; (e) Sevan Nişanyan, “Hekim”, Nişanyan Sözlük, 2 Nisan 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=hekim&view=annotated>; (f) Sevan Nişanyan, “Hakim2“, Nişanyan Sözlük, 2 Nisan 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=hakim2&view=annotated>; (g) Sevan Nişanyan, “Hüküm”, Nişanyan Sözlük, 5 Ağustos 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=hüküm&view=annotated>; (h) Sevan Nişanyan, “İlim”, Nişanyan Sözlük, 22 Mayıs 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=ilim&view=annotated>; Erişimler: 17 Haziran 2019.
[237] Hz. Dâvûd -ya da David-: MÖ ~1040-970, İsrail (a). “İsrâiloğulları’na gönderilen ve kendisine Zebur verilen peygamber.” (b). (a) Wikipedia-brukere, “Kong David”, Wikipedia, <https://no.wikipedia.org/wiki/Kong_David>; (b) Ömer Faruk Harman, “DÂVÛD”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1994, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/9/C09003270.pdf> Cilt: 9, s. 21; Erişimler: 4 Eylül 2015.
[238] Hz. Süleyman -ya da Şlomo-: MÖ 990-931, İsrail (a)(b). “Hz. Dâvûd’un oğlu, İsrâiloğulları’na gönderilen hükümdar-peygamber.”. “Yahudilik’te ve Hıristiyanlık’ta sadece kral, İslâm’da ise hükümdar-peygamber kabul edilir.”. Davud ve Süleyman sırasıyla İsrail Krallığı’nda krallık yapmışlardır. İbranice’de Süleyman, Şlomo’dur. Şlomo, “şalom” kelimesinden gelir. Şalom, barış; Şlomo ise barışsever anlamındadır. (b). “Dindar yahudiler “Şalom Alehem” ve karşılığında da “Alehem Şalom” diyerek selâmlaşırlar.” (c). Bu, Arapça’ya ve Türkçe’ye; Selam, Selamün Aleyküm ve Aleyküm Selam olarak geçmiştir+. Şalom Alehem; “Barış diliyorum” ve “Barış üzerinize olsun” anlamındadır. Tersi de, ben de aynısını diliyorum anlamındadır. Yani iki insan selamlaşınca, biz dostuz bizim aramızda savaş değil barış var, denilmesidir. (c)(d).(İslam kelimesi de…) (a) Wikipedia Contributes, “Solomon”, Wikipedia, The Free Encyclopedia, <https://en.wikipedia.org/wiki/Solomon>; (b) Ömer Faruk Harman, “SÜLEYMAN”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2010, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/38/C38016345.pdf> Cilt: 38, s. 56; (c) Kadir Albayrak, “SELÂM” (Diğer Dinlerde), TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2009, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/36/C36024128.pdf> Cilt: 36, s. 343, 344; (d) Mehmet Efendioğlu, “SELÂM”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2009, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/36/C36024127.pdf> Cilt: 36, s. 342; Erişimler: 4 Eylül 2015. (+: DİA açıkça belirtmiyor ama az önceki -yani 238. dipnottaki- kaynaklara bakıldığında bu çıkıyor: Ayrıca s. 342’de “Müslümanlar arasında bilinen şekilde selâmlaşmanın hicretten sonraki yıllarda başladığı anlaşılmaktadır.” ve 344’te “Bazan da bir kültüre veya inanca ait selâm şekillerinin diğer kültürlere geçtiği görülmektedir.” deniyor.)

 

İslam felsefesinde maddeyi küçümseme anlayışı vardır. Bu, Aristo düşünselinin sallaşmış halidir. Aristo’da madde-suret düalizmi vardır: Yeni Eflatunculuğun katkısıyla bu: Madde aşağılık/süfli âleme özgüdür, suret ise tanrısal/melekût âleme özgüdür. Önemli olan maddeden soyutlanan suretlerdir, suret gerçek bilgidir. Nicelik değil nitelik, maddi değil ruhanilik değerlidir.[239] (Suret[240])

Batı, Rönesans ve Reform hareketlerini Platon ve Aristo’dan kurtularak yapmıştır. Descartes, düşünüyorum, o halde varım, derken hem Platoncu-Aristocu yapıdan hem de Hristiyan teoloji geleneğinden kurtulmaya çalışmıştır. O dönemin bu gibi düşünürleri Aristo mantığına “yeni mantık”la karşı koymuştur. Rönesans-Reform’dan önceki İslam dünyasına dönersek burada felsefe; Fârâbî’yle mistikleşti, Sînâ ile zirveye ulaştı ve Gazzâlî ile de felsefe İslamlaştırıldı.[239] (“Rönesans” ve “Reform”[241])

“İslam dünyasında felsefe krizi”ne yol açan 2 faktör vardır: Birincisi, felsefeyi dinsizlik olarak gören dış faktör, fıkıh ve kelam geleneği; ikincisi ise, felsefenin içinden gelen gnostik faktörlerde felsefe ayıklanıp İslam’a mal edilerek kelamcı ve tasavvuf geleneğinin oluşturulması söz konusudur.

İslam’a felsefenin girmesi onun 300 yıllığına aydınlanması, “İslam Rönesansı” yaşaması anlamına gelir. Şu anda Suudi Arabistan’da kelam yasaktır, felsefe yasaktır ve bunların kitapları okutulmaz.[239]

___________________
[239] Hasan Aydın, “İslam Dünyasında…”, ags.
[240] Sûret: “Sözlükte “şekil, biçim, benzer ve örnek” anlamına gelen sûret kelimesi felsefe terimi olarak bir şeyin mahiyeti, onu o şey yapan özdür. İbn Sînâ bu konuda beş ayrı tarif vermekteyse de en yaygını “bulunduğu şeyi güç halinden fiil alanına çıkaran cevher” şeklinde olanıdır. Varlığın ilkesini madde (heyûlâ) ve sûret (form) diye kabul eden Aristo’ya göre varlık maddede gerçekleşen sûretten ibarettir. Varlığın meydana gelmesi için potansiyel bir güç ve bir imkân sayılan ilk madde ancak bir şekle büründükten sonra varlık kazanır. Kâinatta şekilsiz madde ve maddesiz şeklin bilfiil bulunması imkânsız olduğundan bunlar varlığın özünü oluşturan iki cevherdir. Bu teoride madde güç, sûret ise fiil durumundadır; fiil güçten önce geldiği için sûret maddeden öncedir. Aynı zamanda sûret, varlık sahnesinde yer alan canlıların ilk yetkinliği (kemal) sayıldığından varlığın ilk ve tam sebebi sûrettir. Çünkü her nesnenin tarifi şekline bakılarak yapılır. Madde ise ikinci derecede bir sebeptir. Fakat bu iki ilke arasında herhangi bir zıtlık söz konusu değildir. Bu sebeple bir konumda madde olan bir başka konumda sûret olabilmektedir; meselâ kereste ağaca göre sûret, mobilyaya göre maddedir.” (a). Meşşai’deki bağlamına faal akıl, ay altı alem vs. ile değinmiştik. “Tasavvufta sûret terimi genellikle iki anlamda kullanılmıştır. Birincisinde “şekil, görüntü, zâhir, mazhar” gibi kelimelerle eş anlamlı olarak “bir şeyin duyularla algılanan dış görüntüsü ve varlığı” demektir. Bu anlamıyla sûret mâna karşısındaki lafız, gerçeklik karşısındaki görüntü, ruh karşısındaki beden, öz karşısındaki şekil, bâtın karşısındaki zâhir durumundadır. Sûfîler idrak ettikleri bu sûreti tabir ya da te’vil ederek lafızdan mânaya intikal etmeyi, zâhirden bâtına geçmeyi, görüntüden gerçekliğe, mecazdan hakikate ulaşmayı bir yorum yöntemi diye benimsemişlerdir.”, “İkinci olarak sûret “bir şeyin hakikati, mahiyeti, ruhu, sebebi” anlamında kullanılmıştır. Muhakkik sûfîler bu anlamdaki sûretle bir şeyin ilâhî bilgideki hakikatini kastederler.” (b). (a) Mahmut Kaya, “SÛRET”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2009, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/37/C37024148.pdf> Cilt: 37, s. 539, 540; (b) Ekrem Demirli, “SÛRET” (Tasavvuf), TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2009, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/37/C37024149.pdf> Cilt: 37, s. 540; Erişimler: 18 Haziran 2019.
[241] “Rönesans”: “öz. is. XV. yüzyıldan başlayarak İtalya’da ve daha sonra diğer Avrupa ülkelerinde hümanizmin etkisiyle ortaya çıkan, klasik İlk Çağ kültür ve sanatına dayanarak gelişen bilim ve sanat akımı.” (a). “Hümanizm” (insancılık): “(Lat. humonus = insanca, insana özgü, insana ilişkin): İnsanlığa, insana yaraşır bir yaşam ve düşünmeye ulaşmak için çabalamak. Bu bağlamda: 1- (Genellikle) Kavramın en geniş anlamında, insanın değer ve saygınlığına, insan olmaya, insanlığa olan us inancı. 2- Batı kültürünün ve eğitiminin Eski Yunan kültürüne dayanmasından yola çıkarak bu kültür kalıtının bilimsel olarak yeniden canlandırılması düşünüşü. Roma’da Yunan kültürü bir eğitim kaynağı olmuştur (Cicero). Ortaçağ’da da Yunan ve Romalı yazarların çalışmalarını yenileme çabaları sona ermedi, bu çabalar Doğuşçağında (Renaissance) büyük ölçüde geliştirildi. Böylece bilim ve eğitim skolastikten ve kilisenin yetkesinden kurtularak yeni bir kültür ülküsü gerçekleşmeye başladı. (Bu ülkü Erasmus’la doruğuna erişti); XVIII. yüzyıl sonu ve XIX. yüzyıl başında insancılık yeni bir biçim kazandı, özellikle Herder, Winckelmann. W. von Humboldt ve Goethe’nin temsil ettikleri bu evreye “yeni insancılık” adı verilir. Birinci Dünya Savaşından sonra Werner Jeager’in yönetiminde, Antikçağa olan ilişkileri yeniden belirleme çabalarına da “üçüncü insancılık” denir. 3- (Yukarıdaki görüşlerle hiç bir bağlantısı olmadan) Yararcılığın belirli -özellikle ingiliz filozofu F. S. Schiller’in canlandırdığı- biçimi için kullanılan özel felsefe terimi: Protagoras’ın “İnsan her şeyin ölçüsüdür.” formülünü çıkış noktası olarak alan; insanda, insanın gereksinme ve ereklerinde, bilginin ve doğruluğun ölçeğini bulan anlayış.” (b). “Yetke”: “is. 1. Otorite. 2. Yeterliğine herkesi inandırarak bir kimsenin kendisine sağladığı itaat ve güven, otorite, sulta, velayet.” (c). “Hümanizm” (insancılık): “1- XIV., XV. ve XVI. yüzyıllarda ortaçağın skolastik düşünce düzenine bir tepki olarak doğan, Yunan-Roma uygarlıklarının diline, yazınsal ve tarihsel yapıtların incelenmesine ağırlık veren eğitim felsefesi. 2- İnsan varlığını her şeyin ölçüsü olarak kabul eden, bütün varlıkların ve gerçeklerin insana göre açıklanması gereğini ileri süren felsefe görüşü. 3- İnsanlık sevgisini en yüce amaç ve olgunluk sayan öğreti.” (d). “Skolastik”: “is. fel. 1. İnanç ve bilgiyi kiliseyle, özellikle Aristoteles’in bilimsel sistemini uyumlu bir biçimde birleştirmeye çalışan Orta Çağ felsefesi. 2. sf. Bu felsefe ile ilgili olan. 3. sf. mec. Orta Çağ yöntemlerine uygun, eski.” (e), “1- Aristoteles’in yapıtlarından alınıp Hıristiyan kilisesi anlayışına göre değiştirilmiş olan ve ortaçağ boyunca Batı üniversitelerinde okutulan biçimci ve gelenekçi felsefe. 2- Bu felsefeye ilişkin.” (f). “Reform”: “16. yüzyılın ilk yarısında Avrupa’da derebeylik düzenine ve kiliseye karşı oluşan yaygın toplumsal devinim.” (g). (a) TDK, ags., “Rönesans”, Güncel Türkçe Sözlük; (b) TDK, ags., “İnsancılık”, BSTS – Felsefe Terimleri Sözlüğü; (c) TDK, ags., “Yetke”, Güncel Türkçe Sözlük; (d) TDK, ags., “İnsancılık”, BSTS – Eğitim Terimleri Sözlüğü; (e) TDK, ags., “Skolastik”, Güncel Türkçe Sözlük; (f) TDK, ags., “Skolastik”, BSTS – Eğitim Terimleri Sözlüğü; (g) TDK, ags., “Reform”, BSTS – Toplumbilim Terimleri Sözlüğü; Erişimler: 18 Haziran 2019.

 

 

SİTE DİZİNİNDEKİ 374. KONU
LAİKLİĞİN FELSEFİ TEMELLERİ

Laikliğin felsefi temelleri nelerdir, laiklik nasıl gelişti, o, tarihsel süreçte nasıl farklı tanımlamalarla algılandı, bugün nasıl algılanıyor, Orta Doğu’da laik toplumsal yapılar neden şekillenmiyor, Türkiye’nin laiklik anlayışında neden gelgitler yaşıyoruz?

Laiklik sözcüğü “din adamı olmayan” anlamındaki Latince “Laicus”tan gelir, Yunancada bir sıfattır. Osmanlı döneminde onun 2 farklı çevirisi vardır: Ladini, dini olmayandır, laruhani ise ruhani olmayandır. Bu çeviriler Batı’daki toplumsal yapı ile yakından ilişkilidir. Avrupa’daki Hıristiyanlık Roması’nda bir din adamı / ruhani sınıf vardır, bir de din adamı olmayan seküler-normal insanlar vardır. Bu din adamları sınıfı Roma döneminde ruhani otoriteyle yetinmeyip dünyevi otoriteyi de ele geçirmeyi hedefleyerek siyaseti etkilemeye çalışmışlardır. Öyle ki Kilise’nin baskısıyla krallar, talimatlarında onların onayını almak zorunda bırakılmıştır. Bu, Orta Çağ boyunca devam etmiştir. Yanı sıra Kilise mal/mülk/zenginlik edinmiştir, kendine uymayanları dinin dışına atarak aforoz etmiştir: Kralları kutsama merci de onların gücündedir. Böylelikle bütün dünyevi gücü ellerinde bulundurmuşlardır. Orta Çağ’ın sonlarına gelindiğinde Batı düşüncesinde “Reform ve Rönesans” hareketleri, buna karşı köklü bir dönüşümü simgeler. Rönesans hareketi, Eski Yunan düşüncesindeki “çoğulcu” anlayışa geri dönülmesini gösterir: Bu çoğulculuk, Kilise’nin çoğunlukçuluğunun -dogmalarının- karşısına yerleştirilmiştir. Orta Çağ Kilise düşüncesinde -teosentrizm olarak- varlık, bilgi ve değer, dini dogmalar çerçevesinde ele alınmıştır: Varlık, tanrı ve tanrının açımsallığı, nesneler dünyası tanrının işareti, bilgi, kutsal kitapların yorumlanması, değer ise kutsal kitaplardan çıkartılan unsurlardır. Bu düşünce hem ruhani âlemi hem de dünyevi âlemi kapsadığından, güç onlarda kalmıştır. Bu düşünceye, Platon geleneğinden gelen MS 3. yy.lardaki Plotinus ekolünün katkısı büyük olmuştur, Aristo’nun Batı’ya çevirilerle tekrar dönmesi ve sonucunda skolastik felsefenin oluşumunun da etkisi vardır.[242] (Laiklik[243]) (Seküler[244]) (“Aforoz”[245]) (Çoğulculuk ve Çoğunlukçuluk[246]) (“Dogma” vd.[247]) (Teosentrizm[248.1]) (Skolastik vd.[248.2])

___________________
[242] Hasan Aydın, “Laikliğin Felsefi Temelleri”, Viacademia, 4 Şubat 2015, <https://youtu.be/1AHCjdTRdUc> Erişim: 4-13 Temmuz 2015.
[243] Türkçedeki laik sözcüğü, “Fransızca laïque “kilisenin kamu yönetiminden uzaklaştırılmasını savunan” sözcüğünden alıntıdır. Fransızca sözcük Fransızca laïc “rahip olmayan” sözcüğü ile eş kökenlidir. Bu sözcük Geç Latince laicus “rahip olmayan” sözcüğünden evrilmiştir. Geç Latince sözcük Eski Yunanca laïkós λαïκός “halka ait, halktan” sözcüğünden alıntıdır. Yunanca sözcük Eski Yunanca laós λαός “halk, kamu” sözcüğünden +ik° ekiyle türetilmiştir.”. “Laikçi, laikleşmek, laiklik, laisist, laisizm benzer sözcüklerdir.” (a). “Laik”: “sf. huk. Din işlerini devlet işlerine karıştırmayan, devlet işlerini dinden ayrı tutan.” (b). “Laiklik”: “is. 1. Laik olma durumu, laisizm. 2. huk. Devlet ile din işlerinin ayrılığı, devletin, din ve vicdan özgürlüğünün gerçekleşmesi bakımından yansız olması, laisizm.” (c). Laiklik: “Dinle devlet işlerinin ayrılığını esas alan siyasî-hukukî ilke.”. “Daha çok Batı uygarlığının kendine has fikrî ve siyasî gelişimi çerçevesinde ortaya çıkan laiklik, dünyada son bir buçuk asırlık felsefî tutumların kavranabilmesi açısından önemli bir yere sahiptir.”. 16. yy.dan 20. yy.a kadar laiklik hakkında çokça görüş dile getirilmiştir. (d). Laiklik kavramının siyasal anlamıyla kullanımının yaygınlık kazanmaya başlayacağı tarih ve yer, 1870 yıllarının Fransa’sıdır (a)(d). (a) Sevan Nişanyan, “Laik”, Nişanyan Sözlük, 19 Şubat 2018, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=laik&view=annotated>; (b) TDK, ags., “Laik”, Güncel Türkçe Sözlük; (c) TDK, ags., “Laiklik”, Güncel Türkçe Sözlük; (d) Kenan Gürsoy, “LAİKLİK”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2003, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/27/C27016136.pdf> Cilt: 27, s. 60, 61; Erişimler: 18 Haziran 2019.
[244] Türkçedeki seküler sözcüğü, “İngilizce secular “1. asra ait, 2. dine değil dünyaya ait, dünyevî” sözcüğünden alıntıdır. İngilizce sözcük Latince aynı anlama gelen saecularis sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Latince saeculum “1. insan ömrü (arkaik), 2. nesil, kuşak, çağ, devir, asır” sözcüğünden +ari° ekiyle türetilmiştir. Latince sözcük Hintavrupa Anadilinde yazılı örneği bulunmayan *sai-tlo- “insan ömrü” biçiminden evrilmiştir. Bu biçim Hintavrupa Anadilinde yazılı örneği bulunmayan *sai-2 kökünden türetilmiştir.”. Sevan Nişanyan, “Seküler”, Nişanyan Sözlük, 11 Ağustos 2017, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=seküler&view=annotated> Erişim: 18 Haziran 2019.
[245] “Aforoz”: “Kilisece verilen Hıristiyan toplumundan kovulma cezası.”. TDK, ags., “Aforoz”, BSTS – Tarih Terimleri Sözlüğü, Erişim: 18 Haziran 2019.
[246] Çoğulculuk kısaca herkesin yönetimde söz sahibi olması demektir. “Çoğulculuk”: “is. top. b. Çeşitli eğilimlerin, düşüncelerin, yönetimde etkisini kabul eden siyasi yöntem, plüralizm.” (a), “Bir toplumsal yapıyı oluşturan eş ağırlıklı öğelerden her birinin yerine ve duruma göre öteki öğeleri ve tüm toplumsal yapıyı belirleyebileceği görüşü.” (b), “1-Toplum yaşamında birbirine eşit ve birbirine indirgenemeyen birden çok ilkenin, alanın, gerçeklik biçiminin var olmasını savunan görüş. 2- Toplumbilimde: Tarihin, olayların rastgele akışından başka birşey olmadığını, bu yüzden de toplumsal gelişimin nesnel yasalarının bulunup açıklanamıyacağını savunan tutum.” (c). “Çokçuluk”: “Felsefe, din ve siyasa alanlarındaki değişik eğilimlerin barış içinde bir arada sürmesi gerektiğini savunan görüş.” (d), “is. fel. Gerçekçiliğin açıklanmasında birden çok ilkenin temelde bulunduğunu kabul eden öğreti, tekçilik karşıtı, plüralizm.” (e). “Çoğulcu Toplum”: “Türlü sınıfları, katmanları eşdeğerde sayılan ve her birine toplumun yönetimini etkileme hakkı tanınan toplum.” (f). (Bundan sonraki kısmı eski tarihlere uyarlayarak da düşününüz). Çoğunlukçuluk: “Çoğunlukçu demokrasi anlayışına göre, devlet yönetimi, halkın çoğunluğunun iradesine göre gerçekleştirilmelidir. Toplumu yönetme hakkı, çoğunluğa aittir. Bu anlayışa göre, çoğunluğun yönetme hakkı mutlak olup, sınırlandırılmamalıdır. Bu nedenle, çoğunluğu kararlarını sınırlandıran çift meclis, azınlık hakları, kuvvetler ayrılığı, kanunların anayasaya uygunluğunun yargısal denetimi gibi araçlar da bu anlayışta uygun görülmemektedir.”. Çoğulculuk: “Çoğulcu demokrasi anlayışına göre de, toplumu çoğunluğun yönetme hakkı vardır. Ancak bu hak mutlak olmayıp, azınlık hak ve hürriyetleri ile sınırlıdır. Azınlığın hakları, çoğunluğun iktidarına karşı korunmalıdır. Bu anlayışta toplum için ortak iyiye, yine toplum içinde gerçekleştirilen özgür münazara ve müzakereler ile ulaşılabilir. Bu sebeple, demokraside bu ortamı yaratacak, çoğunluğun iradesini sınırlandıran kurumların varlığı gereklidir. Bu demokrasi anlayışının, uzlaşma kültürüne sahip bir ortama, uzlaşıya açık bir siyasal iklime ihtiyaç duyduğu belirtilmektedir. Dolayısıyla çoğunluk yönetimini sınırlandıran hukuki araçlar çoğulcu demokrasi anlayışı ile uyum göstermektedir.”. (g). (a) TDK, ags., “Çoğulculuk”, Güncel Türkçe Sözlük; (b) TDK, ags., “Çoğulculuk”, BSTS – Yöntembilim Terimleri Sözlüğü; (c) TDK, ags., “Çoğulculuk”, BSTS – Toplumbilim Terimleri Sözlüğü; (d) TDK, ags., “Çokçuluk”, BSTS – Eğitim Terimleri Sözlüğü; (e) TDK, ags., “Çokçuluk”, Güncel Türkçe Sözlük; (f) TDK, ags., “Çoğulcu Toplum”, BSTS – Toplumbilim Terimleri Sözlüğü; (g) Hayri Keser, Selin Hışım, “Demokrasilerde Sivil Toplumun Rolü”, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 7, Sayı: 2, 2016, <https://dergipark.org.tr/download/article-file/417824> s. 203, 204; Erişimler: 18 Haziran 2019.
[247] “Dogma”: “is. 1. Belli bir konuda ileri sürülen bir görüşün sorgulanamaz, tartışılamaz gerçek olarak kabul edilmesi. 2. fel. Doğruluğu sınanmadan benimsenen, bir öğretinin veya ideolojinin temeli yapılan sav” (a), “1- Bir felsefe okulunda benimsenen, doğru diye ileri sürülen öğreti. 2- Doğruluğu sınanmadan benimsenen ve bir öğretinin ya da ideolojinin temeli yapılan sav.” (b). “Görüş”: “Herhangi bir konu üzerinde kişinin inancı.” (c), “Bireyin belli bir konudaki bakış açısı ve anlayış biçimi.” (d). “Öğreti”: “Belli bir görüşe dayalı çalışma anlayışının bütünü.” (e). Türkçedeki ideoloji sözcüğü, “Fransızca idéologie “1. fikir akımlarının bilimsel tahlili, 2. siyasi inançlar sistemi” sözcüğünden alıntıdır.” (f). “İdeoloji”: “is. Siyasal veya toplumsal bir öğreti oluşturan, bir hükûmetin, bir partinin, bir grubun davranışlarına yön veren politik, hukuki, bilimsel, felsefi, dinî, moral, estetik düşünceler bütünü.” (g). “Sav”: “İleri sürülerek savunulan düşünce, iddia” (h). “İddia”: Sav (i). “İnanç”: “Herhangi bir öneriyi doğru diye benimseme.” (j). “Öneri”: Görüş (k). (a) TDK, ags., “Dogma”, Güncel Türkçe Sözlük; (b) TDK, ags., “Dogma”, BSTS – Felsefe Terimleri Sözlüğü; (c) TDK, ags., “Görüş”, BSTS – Ruhbilim Terimleri Sözlüğü; (d) TDK, ags., “Görüş”, BSTS – Yöntembilim Terimleri Sözlüğü; (e) TDK, ags., “Öğreti”, Güncel Türkçe Sözlük; Erişimler: 18 Haziran 2019. (f) Sevan Nişanyan, “İdeoloji”, Nişanyan Sözlük, 29 Temmuz 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=ideoloji&view=annotated> Erişim: 1 Ağustos 2019. (g) TDK, ags., “İdeoloji”, Güncel Türkçe Sözlük; (h) TDK, ags., “Sav”, Güncel Türkçe Sözlük; (i) TDK, ags., “İddia”, Güncel Türkçe Sözlük; (j) TDK, ags., “İnanç”, BSTS – Toplumbilim Terimleri Sözlüğü; (k) TDK, ags., “Öneri”, Güncel Türkçe Sözlük; Erişimler: 18 Haziran 2019.
[248.1] Teosentrizm, Tanrı merkezlilik demektir (a). Teosentrizm, İngilizcede aynı anlama gelen “Theocentrism”den gelmekte olup (b), buradaki centr-ism; merkez/center, merkezli/centred ve merkezlilik/merkezcilik/centrism’dir (b)(c). Theocentrism’e “Tanrı merkezli kozmik/evrensel düzen” de denilmektedir (b). Dipnot 115’in altındaki *’lı dipnotta geçen “te(o)+”yu burada tekrar vermem gerekti. Türkçedeki te(o)+, “Fransızca théo+ veya İngilizce theo+ “[bileşik adlarda] tanrı veya din” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Eski Yunanca theós θεός “tanrı” sözcüğünden alıntıdır. Yunanca sözcük Hintavrupa Anadilinde yazılı örneği bulunmayan *dʰh₁s-o- (*dʰes-o-) biçiminden evrilmiştir. Bu biçim Hintavrupa Anadilinde yazılı örneği bulunmayan *dʰéh₁s (*dʰḗs) “tanrı” kökünden türetilmiştir. Bu kök Hintavrupa Anadilinde yazılı örneği bulunmayan *dʰeh₁- “komak, kılmak” kökünden türetilmiştir.”. te(o), sözcüğün/sözün içinde olduğu zaman ‘o’ harfi düşebilir +te(o)+ veya düşmeyebilir; “ateizm, monoteizm, panteon, politeizm, teizm (panteizm), teokrasi, teoloji” gibi. (d). Görüşüme göre ilgili paragrafta geçen Teosentrizm/Theocentrism yerine benim uydurduğum Theosynthesisism, Teosentezizm veya Theosynthesism, kısaca “Teosentezm” (Tanrı/din sentezcilik/sentezciliği) sözü de kullanılabilirdi. “Sentez” (bireşim): “is. 1. Parçaların veya ögelerin bir araya getirilip bir bütün olarak birleştirilmesi. 2. Bu biçimde oluşan bütün. 3. fel. ve kim. Sentez.” (e). (a) Şinasi Gündüz, “MİSYONERLİK”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2005, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/30/C30009766.pdf> Cilt: 30, s. 198; (b) Manussos Marangudakis, “Harmony and Tension in Early Human Ecology: From Prosopocentrism to Early Theocentrism”, Human Ecology Review, Cilt: 11, Sayı: 2, Yaz 2004, <http://www.apjh.humanecologyreview.org/pastissues/her112/marangudakis.pdf> veya <https://www.jstor.org/stable/24707674?seq=1#page_scan_tab_contents> s. 133, (Society for Human Ecology, JSTOR); (c) İngilizce-Türkçe çevirileri Google Translate‘den yaptım, <https://translate.google.com/?hl=tr>; Erişimler: 19 Temmuz 2019. (d) Sevan Nişanyan, “te(o)+”, Nişanyan Sözlük, 22 Ekim 2013, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=teo&view=annotated>; (e) TDK, ags., “Bireşim”, Güncel Türkçe Sözlük; Erişimler: 18 Haziran 2019.
[248.2] “Skolastik felsefe”: “(Lat. scholasticus, schola = okul): İnanç ile bilgiyi, kilise öğretisiyle özellikle Aristoteles’in bilimsel dizgesini uyumlu bir biçimde birleştirmeye çalışan ortaçağ felsefesi. Ereği, usu dinin doğrularına uygulayarak inanç konularını kavranılır kılmaktır; Aristoteles mantığına bağlılığı bu yüzdendir. Skolastik felsefe üç döneme ayrılır: 1- Erken skolastik (yaklaşık olarak 800-1200). 2- Yüksek skolastik (yaklaşık olarak 1200-1300). 3- Geç skolastik (yaklaşık olarak 1300-1500). Başlıca temsilcileri: (ilk dönemde) Johannes Scotus Eriugena, Anselmus, Abaelardus; (yükseliş döneminde) İbni Sina (Avicenna), İbni Rüşd (Aver-roes); (Batı’da) Albertus Magnus, Aquinolu Thomas; (son dönemde) Ockhamlı William.” (a). “Skolastik”: “Aristoteles’in yapıtlarından alınıp Hıristiyan kilisesi anlayışına göre değiştirilmiş olan ve ortaçağ boyunca Batı üniversitelerinde okutulan biçimci ve gelenekçi felsefe.” (b), “is. fel. İnanç ve bilgiyi kiliseyle, özellikle Aristoteles’in bilimsel sistemini uyumlu bir biçimde birleştirmeye çalışan Orta Çağ felsefesi.” (c). “…Skolastik Felsefe’nin, Orta Çağ Batı düşüncesinde, sekizinci yüzyıldan itibaren üniversitelerde veya manastırlarda, akademisyenler veya okullular tarafından okutulan felsefeyi ve benimsenen felsefi yöntemi tanımladığı söylenebilir.” (d). “Batı Ortaçağı Antik Grek döneminden yapı ve nitelik açısından farklılık gösterir ve iki ayrı dönemden oluşur. Yaklaşık olarak 2. yüzyıldan 8. yüzyıla kadar olan döneme Patristik dönem, 8. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar süren döneme de Skolastik dönem adı verilir. Her iki dönemde de Hristiyanlığı savunmak ve etkin kılmak düşüncesi ön planda olmakla birlikte, birinci dönem çok daha fazla spekülatif düşünceye dayanmakla ikinci dönemden belirgin bir biçimde farklılaşır. Bununla birlikte her iki dönem düşüncesinde ortak bazı temel özellikler vardır. Bu temel özellikler Skolastik yönteme dayanmak, Hristiyanlığa ve Kilise’nin otoritesine bağlılık ve dönemlerin kendi içinde gösterdiği birlik ve kapalılıktır.”. Patristik dönem, Kilise babalarının, Hristiyanlığı Platon ve Yeni Platonculuk (Antik felsefe) ile temellendirmeye çalışmasıdır. “Patristik felsefenin gelişim sürecinde iki felsefi yaklaşım dikkat çeker: Gnostik ve Apolojetik. Gnostik yaklaşım: Tanrının bilinebileceği düşüncesini temel alan bu yaklaşım, bu bilmenin akılla değil mistik bir anlayışla olabileceğini savunur. Bu yaklaşımı benimseyenlere göre, Tanrı kendisini kişiye açar ve kişi kendinde Tanrıya ulaşabilir. Bu ulaşma duygusunun ve inancının kişiye ait bir gizem olması nedeniyle, Hristiyanlığın resmi öğretisine gerek kalmadan tek gerçeklik ve hakikat olan Tanrı kavranabilir. Bu tür kavrayış Kilise’yi karşısına aldığı için dışlanmış ve Hristiyanlık tarafından sapkın bir görüş olarak kabul edilmiştir. Apolojetik yaklaşım: Dine ve dinin çeşitli dogmalarına yöneltilen itirazları, rasyonel kanıtlarla savunma tavrı olan …bir düşünce hareketidir. Temel amacı inancın tanrısal kökenini akıl yoluyla haklı kılma…”dır. “Bu düşünürler Hristiyanlığı akılla temellendirmeyi hedeflemiş ve her ne kadar Grek felsefesine karşı olsalar da, bu felsefenin temel kavram ve terimlerini kullanarak akılcı bir Hristiyan felsefesi oluşturmayı amaçlamışlardır. Onlara göre, tek hakikat olan Tanrı insan aklı ile kavranabilir.”. (e). “Hristiyan dogmasına, Antik felsefenin araçlarıyla bir biçim kazandırmak, inancın kavramsal formunu belirtmek uğraşılarını içine alan Hristiyan felsefesinin ilk dönemine Patristik Felsefe adı verilmiştir. Patristik Felsefe, Kilise Babaları’nın (Patres Ecclesiae) felsefesidir.” (d). “Bu türden mistik ve rasyonel yaklaşımlar geliştirmelerine karşın, Grek bilimi ve felsefesi karşısında kendi inançlarını savunmanın güç olduğunu gören Hristiyan din adamları, bu uygarlığın kalıntılarını silme yoluna gitti. Kendi alanlarının dışına çıkan Kilise babaları, hoşgörüden yoksun bir şekilde Hristiyanlık adına bilim ve felsefeye saldırdı ve din, bilim ve felsefe arasında çatışma yarattı. Doğaya yönelik açıklamalarında akıl ve bilimin rehberliğini terk ederek mistik ve metafizik düşünceleri yeğlediler. Öyle ki Mısırlı, Babilli ve Grek astronomların yüzyıllar boyunca oluşturduğu bilimsel bilgi birikimini bir yana iterek, örneğin Yer’in bir tepsi gibi düz olduğuna ve yarımküre veya çadır biçiminde bir evren ile çevrelendiğine inanmaya başladılar.”. Sonuçta dinî/dinsel dogmaların kabul edilmesiyle oluşan gelenekle Batı’da 5.-11. yüzyıllar arasında gerçek bilim/felsefe unutuldu ve bu süreçte Batı, dogmaların karanlık çağını yaşadı. (e). (a) TDK, ags., “Skolastik (felsefe)”, BSTS – Felsefe Terimleri Sözlüğü; (b) TDK, ags., “Skolastik”, BSTS – Eğitim Terimleri Sözlüğü; (c) TDK, ags., “Skolastik”, Güncel Türkçe Sözlük; (d) Seda Özsoy, “Bilim Tarihinin Temel Problemlerinden Biri Olarak Yöntem ve Newton’un Konuya Yaklaşımı”, Dört Öğe, Yıl: 1, Sayı: 3, Nisan 2013, <https://dergipark.org.tr/download/article-file/567403> s. 92; (e) Hüseyin Gazi Topdemir, “Ortaçağ Uygarlıklarında Bilgi ve Bilim”, Bilim ve Teknik, Yıl: 45, Sayı: 530, Ocak 2012, <https://www.academia.edu/4763405/Ortaçağ_Uygarlıklarında_Bilgi_ve_Bilim> s. 73, 74, (Yükleyen: Ferhat Kurt); Erişimler: 19 Temmuz 2019.

 

Rönesans, Tanrı odaklı dünyaya yani teosentrizme tepki olarak doğmuştur. Orta Çağ’da Tanrı merkezli -her şey Tanrı’dandır gibi- bir düşünce vardı. Skolastiğin son dönemlerinde bunu parçalamaya yönelik tümeller tartışması olmuştur ve nominalizmi savunan gruplar, Kilise’nin varlık-bilgi-değer için söylediklerine, bunlar sadece birer addır, gerçekliği yoktur, diyerek tepki göstermişlerdir: Bunlar da yine Kilise’den çıkan insanlardır. Rönesans’ta insana dönük, kuşkuculuğu ön plana çıkaran, özgürlükçülüğü ve hoşgörülülüğü savunan, ideal bir toplumu hedefleyen, Kilise’ye bağlı kalmadan “doğadan” Tanrı’nın çıkarılabileceğine ve bununla beraber “tabii dini” savunan ve Kilise’ye karşı Martin Luther’in başlattığı İncil’e dönüş hareketini destekleyen yaklaşımlar olmuştur.[249] (“Nominalizm”[250]) (“İdeal” vd.[251]) (“Tabii”[252]) (Martin Luther[253])

___________________
[249] Hasan Aydın, “Laikliğin Felsefi…”, ags.
[250] “Nominalizm” (adcılık): “Kavramların gerçek varlıklar olduğunu kabul eden kavram gerçekçiliğine karşıt olarak, tümel kavramların yalnızca nesnelerin adları olduğunu ileri süren görüş.”. TDK, ags., “Adcılık”, BSTS – Felsefe Terimleri Sözlüğü, Erişim: 18 Haziran 2019.
[251] “İdeal”: “is. 1. fel. Ülkü. 2. sf. Düşüncenin tasarlayabileceği bütün üstün nitelikleri kendinde toplayan. 3. sf. Uygun.” (a). “Ülkü”: “is. 1. Amaç edinilen, ulaşılmak istenen şey, ideal. 2. İnsanı duyular dünyasının üstüne yükselten ve hiçbir zaman tam olarak gerçekleştirilemeyecek olan, yalnızca erişilmesi istenen amaç olarak kalan kılavuz ilke, örnek yargı ölçüsü, mefkûre, ideal, vizyon. 3. fel. Gerçekte olmayıp yalnız düşüncede tasarım biçiminde var olan, yalnızca düşünce ile kavranabilen şey, ideal.” (b), “1- Gerçekte değil de ancak düşüncede var olan şey. 2- Erişilmesi düşünülmeyen ya da her zaman gerçekleşemeyen, ancak uğrunda özveride bulunmaktan çekinilmeyen yüce düşünce, dilek.” (c), “Toplum yaşamının türlü alanlarında insan eylem ve etkinliklerinin ulaşmayı amaçladığı, tasarımsal yetkin erek.” (d), “1- Erek; yargı ölçüsü, kılavuz ilke; örnek, insanı duyular dünyasının üstüne yükselten en yüksek erek. 2- Yetkinliğin tümü; en yüksek, en yetkin gerçeklik. 3- Soyut olarak düşünülmüş şey.” (e). “İlke”: “Temel düşünce, temel inanç” (f). (a) TDK, ags., “İdeal”, Güncel Türkçe Sözlük; (b) TDK, ags., “Ülkü”, Güncel Türkçe Sözlük; (c) TDK, ags., “Ülkü”, BSTS – Eğitim Terimleri Sözlüğü; (d) TDK, ags., “Ülkü”, BSTS – Toplumbilim Terimleri; (e) TDK, ags., “Ülkü”, BSTS – Felsefe Terimleri Sözlüğü; (f) TDK, ags., “İlke”, Güncel Türkçe Sözlük; Erişimler: 18 Haziran 2019.
[252] “Tabii”: “sf. 1. Doğada olan, doğada bulunan. 2. Olağan, alışılmış, her zamanki gibi olan, beklenildiği gibi. 3. Sağduyuya, mantığa, olağan düzene uygun olan. 4. Yapmacık olmayan, doğal. 5. Katıksız, saf, doğal. 6. zf. (ta’bi:) Elbette, doğallıkla, doğal olarak, işin gereği olarak.”. TDK, ags., “Tabii”, Güncel Türkçe Sözlük, Erişim: 18 Haziran 2019.
[253] Martin Luther: 1483-1546, Kutsal Roma İmp., günümüz Almanya, Alman (a). “Protestan mezhebinin kurucusu ve Alman teologu.” (b). “Protestanlık”: “öz. is. 1. Protestan olma durumu. 2. Anglikan, Lüterci, Kalvenci gibi türlü kolları içine alan, papanın dinî başkanlığını ve Katolik kurallarını tanımayan kilise birliği.” (c), “XVI. yüzyılda Avrupa’da “Reform”la doğmuş olan, Lüteryan, Kalvinist gibi kolları olan Hıristiyanlık mezhebi.” (d), “Papanın dinsel başkanlığını ve katolik kurallarını tanımayan bir Hıristiyan mezhebi.” (e). (a) Wikipedia Contributes, “Martin Luther”, Wikipedia, The Free Encyclopedia, <https://en.wikipedia.org/wiki/Martin_Luther>; (b) Adnan Aslan, “LUTHER, Martin”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2003, <parantez içine bk.> Cilt: 27, s. 237 (2015’te eriştiğimde madde bilgileri bunlardı, 19 Haziran 2019’da eriştiğimde ise ‘madde güncellenmektedir’ yazıyordu; zaten aldığım ilk açıklama da değişmemişti); Erişimler: 5 Eylül 2015. (c) TDK, ags., “Protestanlık”, Güncel Türkçe Sözlük; (d) TDK, ags., “Protestanlık”, BSTS – Coğrafya Terimleri Sözlüğü; (e) TDK, ags., “Protestanlık”, BSTS – Tarih Terimleri Sözlüğü; Erişimler: 19 Haziran 2019.

 

Laikleşme hareketleri Rönesans’ın son dönemlerinde bilimde ortaya çıkmıştır: Galileo, Kepler, Kopernik, Bruno, Newton örnek isimlerdendir. Bu süreçte “bilim” “din”den giderek uzaklaşarak doğayı anlamaya çalışmıştır. Bacon’a göre insan zihni putlardan/idollerden arınmalıdır: 2 tür kitap vardır, kutsal kitap ve doğa kitabı: Doğayı okumak, Aristo’dan gelen tümdengelimle mümkün değildir, ancak deneysel temelli tümevarımla mümkündür. Bacon’un başlattığı bu hareket Batı felsefesinde Descartes ile filizlendi ve o, teosentrizme karşı, düşünüyorum, öyleyse varım, diyerek kuşkuculuğu benimsedi ve insandan/özneden yola çıkarak varlık-bilgi-değeri kurmaya çalıştı. Batı’daki bilimin sekülerleşmesine gitmesinde, felsefi açıdan Bacon ve Descartes önemli bir rol almışlardır: Onlar için şu önemliydi: Doğaya yönelmeli ve yönelirken insan, kendi sınırlılıklarının / bilgi yetilerinin / olanaklarının bir eleştirisini yapıp aklıyla/deneyimleriyle doğayı anlamaya çalışmalıdır. Machiavelli, siyasette sekülerleşmenin yani laikleşmenin önemli -ilk- isimlerinden biridir: Ona göre devlet, dini bir araç olarak kullanmamalıydı.[254] (Francis Bacon[255]) (Niccolò Machiavelli[256])

Batıdaki laikleşme yolu, toplumların verdiği bir “sınıf mücadelesi” olarak okunmalıdır. Orta Çağ’da feodal/derebeylerle krallar mücadele içindeydi. Kilise, derebeylerini destekliyordu ve kralla derebeyi arasında canlı bir bağ kurmuştu. Hristiyan dünyasında coğrafi keşiflerle birlikte bir “tüccar” kesimi oluştu, bunlar gittikçe zenginleşti ve bununla beraber toprakta çalışan “köleler” yeni bir toplumsal sınıf olarak -sanayi bazlı- “işçilere” dönüştü, sonucunda küçük tezgâhlar Batı’da “Sanayi Devrimi”ne yol açtı. Batı’da “laiklik” denildiğinde, bu burjuva sınıfını da dikkate almak gerekir: Kilise’nin aforoz ettiği ve/veya kralla tartışan insanlar artık sığınacak bir merciye sahiplerdi. Bu merci; topraktan sanayiye yönelenler, bilim adamları, keşifçiler, mucitler ve benzeriydi. Batı’daki bu dönüşüm, feodalin çözülmesiyle birlikte; bilime, sanata ve siyasete seküler/laik yaklaşılmayla olmuştur. Bu dönüşüm süreci çok çetin geçmiştir; yargılananlar, yakılanlar, aforoz edilenler fazlacadır: Kilise, 19. yy.a kadar İncil dışındaki hemen hemen bütün kitapları yasaklamıştır.[254] (Feodalite[257]) (Sanayi Devrimi[258]) (“Burjuva” vd.[259])

Batı’daki dönüşümün simgesi Descartes’tir, o, Yeni Çağ’ın müjdecisidir. Bu süreçte, Tanrı eksenli bakış, insan/akıl eksenli bakışa evirilmiştir: Tanrı var olduğu için varım değil, düşünüyorum o halde varım benimsenmiştir.[254] (“Yeni Çağ” vd.[260])

Orta Çağ düşüncesine göre, Tanrı ürünü bu nesneler dünyasında hakikate akıl ile ulaşılamaz: Peygamberler hakikati bilirler ve onlar insanlara onu verebilir: İnsanın yapabileceği tek şey verilmiş hakikati yorumlamaktır: Yorumlayanlar ise sen-ben değil, Kilise’dir. Reform ve Rönesans ile bu hegemonyanın karşısına, yeni ve güçlü bir bilimsel-sanatsal-dinsel sınıf oluşmuştur. 16., 17. ve 18. yy.a gelene kadar, rasyonalist ve empirist felsefeciler Kilise’ye gönderme yapmışlardır. Kant da bunları harmanlayarak Batı’da; özne, laik, düşünce, bilim, demokrasi ve insani gibi değerleri ön plana çıkartmıştır.[254] (“Özne” ve Nesne[261])

___________________
[254] Hasan Aydın, “Laikliğin Felsefi…”, ags.
[255] Francis Bacon: 1561-1626, İngiltere, İngiliz, Filozof, devlet adamı, bilim adamı, hukukçu, hatip, denemeci ve yazar. Empirist/Deneyci, Natüralist. Wikipedia Contributes, “Francis Bacon”, Wikipedia, The Free Encyclopedia, <https://en.wikipedia.org/wiki/Francis_Bacon> Erişim: 5 Eylül 2015.
[256] Niccolò Machiavelli: 1469-1527, Floransa Cum., günümüz İtalya, İtalyan. Modern politikanın kurucusu, filozof, devlet adamı, askeri stratejist, şair, oyun yazarı. Hümanist. Din insan yapımıdır, der. Empirist. Wikipedia Contributes, “Niccolò Machiavelli”, Wikipedia, The Free Encyclopedia, <https://en.wikipedia.org/wiki/Niccolò_Machiavelli> Erişim: 5 Eylül 2015.
[257] “Feodalite” (derebeylik): “Özellikle batı Avrupa’da toprağı ve üzerinde yaşayan köylüleri tek bir kimsenin malı sayan ortaçağ siyasal düzeni.” (a), “Üzerinde yaşayanlarla birlikte toprakların derebeyine ait olduğu, elde edilen ürünün bir kısmının kendisine verildiği, buna karşılık onun da toprağı üzerinde yaşayan insanların güvenliğini sağladığı ortaçağdaki toprak düzeni.” (b). (a) TDK, ags., “Derebeylik”, BSTS – Tarih Terimleri Sözlüğü; (b) TDK, ags., “Derebeylik”, BSTS – İktisat Terimleri Sözlüğü; Erişimler: 19 Haziran 2019.
[258] “Sanayi”: “ç. Ham maddeleri işlemek, enerji kaynaklarını yaratmak için kullanılan yöntemlerin ve araçların bütünü, işleyim, endüstri.” (a). “Sanayi Devrimi”: “18. yüzyılın sonları ile 19. yüzyılın başları arasında İngiltere’de başlayan lokomotifin ve buhar gücüyle çalışan makine gibi bir dizi buluşla üretim sürecinde emeğin yerini mekanik enerjinin aldığı köklü değişimler.” (b). (Bundan sonraki kısım önemli olduğundan -veya değinilmesinin gerekli olduğunu düşündüğümden- ve kaynak olarak kullandığım makale güzel bir şekilde anlattığından/özetlediğinden -uzunca olmuş olsa da- makaledeki 2 sayfayı alıntıladım). Sanayi Devrimi: “MÖ. 8000 yılı civarında Tarım Devrimi olduğu kabul edilir. Tarım Devrimini yaşayan toplum göçebe hayattan yerleşik hayata geçmektedir. Tarım Devrimi ile birlikte, toprak sermayenin başlıca unsuru olmuştur. Bundan sonra binlerce yıl üretim ve ulaşım, insan ve hayvanın kas gücüyle ve bu gücün daha verimli kullanılabilmesi için geliştirilen aletlerle yapılmıştır. Toprak ve kas gücü bu devirde başlıca üretim aracı olmuştur. Tarıma dayalı geleneksel toplumda üretim evlerde, el tezgahlarında yürütülürken, sanayi devrimi sonrasında (1765 den sonra) üretim fabrikalarda yapılıyordu. Sanayi devrimi ile ortaya çıkan yeni teknolojiler, yeni bir üretim ortamı ve yaşam biçimi doğurdu. Konut ve iş yeri birbirinden ayrıldı. Fabrikalardaki kitlesel üretim kentleşmeyi ve kent hayatını değiştirdi. Sanayi bölgeleri etrafında kurulan kentler, insan trafiğinin doğmasına yol açtı. Yaşama biçimi toplumun sosyolojik yapısında değişim ve dönüşümlere yol açtı. Aile, geniş aile tipinden çekirdek aileye dönüştü. İnsan hayatının bütün alanlarına fabrikada yürürlükte olan düzenleme tarzı sızdı. Eğitim kurumlarının düzeni de fabrika düzeninden etkilendi. (…) Batıda toprak sahipleri olan Aristokratlar yerine, sermaye sahibi olan burjuvazi toplumun üst ve saygın kesimi olarak ortaya çıktı. Toplumun kurum ve yapıları değişirken, bunlara paralel olarak, değer, norm ve davranış kalıpları değişti. Tarih ani sıçramalarla yürümez. Tohumdan meyveye sıçrama söz konusu değildir. Ama yinede belli başlı olaylar belli bir tarihle belirtilir. Modern Bilim Devrimi için 1687 yılı (Principia’nın yayımlandığı tarih) kabul edilir. Sanayi Devrimi 1765’te başlatılır, (1765-1850) dönemi Sanayi Devrimi Dönemi olarak kabul edilir. Modern bilim devrimi sonrasında, özellikle Sanayi Devrimi süreci içinde (1765-1850), bilim ve teknoloji kavramları birbirine iyice yaklaşmış birbiri içine girmişlerdir. Modern bilim öncesi teknik ve bilimin anlamları ve ilişkileri bugünkünden farklıydı. Teknik daha çok tecrübeye, ustalık temeline dayanıyordu. Bilim, varlığı bir bütün olarak temaşa eden, yaratılışın hikmetini kavramaya çalışan hikmet nazarıyla seyreden, mütefekkir hayatının (bios theoretikos’un) bir ürünüydü. Modern Bilim devriminden sonra (17. yy son çeyreğinden sonra) bilimin anlamında, evren tasarımında dönüşümler oldu. Asıl karakteristiğini Aristoteles’ten alan modern öncesi bilimin hiyerarşik (sıradüzenli), harmonik (ahenkli) ve holistik (bütüncül) kozmos tasarımının yerine, modern bilim devrimi ile, Euclides (Öklit) geometrisinin türdeş ve soyut uzayı geçti. Evrenin matematikselleştirilişi ile, matematiksellik bilimin temel karakteristiği oldu. Modern bilim öncesinde hükümran olan anlayışa göre, kozmos ay altı ve ay üstü şeklinde türdeş olmayan (aynı türden olmayan) hiyerarşik bölümlerden oluşuyordu. Her bir bölgede farklı fiziksel yasalar geçerliydi. Aristoteles’e göre evren (kozmos) matematik ile incelenemezdi. Çünkü kozmosun fiziksel nesneleri ile matematiksel nesnelerin ontolojik statüsü birbirinde faklıydı. Modern bilimin evren tasarımı modern öncesi bilimin evren (kozmos) tasarımından derece olarak değil mahiyet olarak faklıydı. Bu farklılığı belirtmek için, modern bilim devrimi sonrasında ‘kozmos’ yerine ‘evren’ terimi kullanılmaktadır. Evren artık farklı nitelikli bölgelere ayrılmış olan fiziksel bir varlık değil, Euclides geometrisinin türdeş ve soyut uzayı idi. Örneğin, uzayda gezegenlerin hareketi Öklit geometrisi uzayında bir noktanın hareketine dönüşüyordu.”. “İskoç (İngiliz) iktisatçı ve düşünür Adam Smith (1723-1790), 1776 da ‘Milletlerin Zenginliği’ adlı kitabını yayımlamasıyla modern iktisadın temellerini attı. Adam Smith, rekabete dayanan piyasa mekanizmasının ‘görünmez bir el’ gibi toplumun işleyişini düzenleyeceğini, bireylerin kendi çıkarları doğrultusunda özgürce davrandıkları sürece ulusal zenginliğin sürekli artacağını, piyasaya yapılacak her türlü müdahalenin ekonominin doğal işleyişini bozacağını ve toplumun yararının en yüksek seviyeye çıkmasını engelleyeceğini savunuyordu. A. Smith’in modern ekonomi teori öncesinde, 17. yüzyılda, Descartes (1596-1650) modern felsefenin, Galileo (1564-1642) ve Newton (1642-1727) Modern Bilimin temel ilkelerini ortaya koymuşlardı. 1765 de J. Watt’ın, Newcomen’ın atmosferik buhar makinasını geliştirerek daha verimli bir makina yapmasıyla, İngiltere’de Sanayi Devriminin felsefi, bilimsel, teknik (henüz teknoloji değil) ve ekonomik alanlarda teorik çerçeveleri kurulmuş ve modern sanayinin bütün şartları hazırlanmıştı. Modern Bilim devrimi 17. yüzyılın son çeyreğinde (1687 Newton’un Principia’yı yayımlaması) oldu. Sanayi Devrimi 18. yüzyılın ikinci yarısında başladı. 1764-1782 yıllarında, James Watt, Newcomen’in atmosferik buhar makinasını ticari olarak kullanılabilecek düzeyde geliştirdi. (1765-1850) dönemi Sanayi Devrimi dönemi olarak bilinir. Sanayi Devrimi, (modern) bilimi temel alan bir teknolojiye dayalı olarak değil, ustalık geleneği temelinde doğdu ve gelişti. Teknolojinin bilime dayalı olarak ortaya çıkan ilk ürünü, 1831 yılında elektrik motorunun yapımıyla gerçekleşti. Elektrik motoru, 1820-1830 yıllarında Danimarkalı bilim adamı H. C. Oersted ve İngiliz fizikçi Faraday’ın yaptıkları bilimsel buluşlarına dayalı olarak, 1831 yılında Amerikalı Fizikçi B. Joseph Henry tarafından yapılmıştır. Bu olay teknoloji ve teknoloji ürününün bilimsel bilgiye dayalı olarak, onun sonucu olarak ortaya çıkmaya başlamasının başlangıcı sayılmaktadır. O halde Sanayi Devrimi dönemi sonuna doğru teknoloji, bilim temeli üzerine dayalı olarak üretilmeye başlanılmıştır. Sanayi Devrimi öncesi üretim, basit aletlerle ve aile üyelerinin katılımıyla evlerde ya da atölyelerde yapılıyordu. Üretimde kullanılan enerji kaynağı insan ya da hayvan gücü yani kas gücü idi. Sanayi Devriminden sonra, üretim makinalarla ve ev dışında fabrikada yapılmaya başlandı. 18. yy.da karmaşık makinalar yapıldı. Daha sonra bu makinalar, buhar makinasının icadı ve geliştirilmesine paralel olarak, buhar gücüyle çalıştırılmaya başlandı. Sanayi Devrimi İngiltere’den başlayarak Dünyanın başka yerlerine yayıldı. İngiltere 19. yüzyılın ortalarına kadar bütün ülkelerden önde oldu. 1765-1850 Sanayi Devrimi döneminde İngiltere, ‘Dünyanın atölyesi’ olarak anılır. İngiltere’yi Belçika ve Fransa izledi. 19. yüzyılın son 30 yılında, Almanya ve ABD kendi sanayi devrimlerini gerçekleştirdiler. 20. yüzyılın başında da SSCB ve Japonya sanayileşti. 20. yüzyılın ortalarında Sanayi Devrimi Çin ve Hindistan gibi ülkelere de yayıldı.”. (c). (a) TDK, ags., “Sanayi”, Güncel Türkçe Sözlük; (b) TDK, ags., “Sanayi Devrimi”, BSTS – İktisat Terimleri Sözlüğü; (c) Durmuş Günay, “Sanayi ve Sanayi Tarihi”, Mimar ve Mühendis Dergisi, Sayı: 31, 2002, <https://www.researchgate.net/profile/Durmus_Gunay/publication/317662230_Sanayi_ve_Sanayi_Tarihi/links/5947b96d0f7e9babcad8e6ee/Sanayi-ve-Sanayi-Tarihi.pdf> s. 8, 9, 12 (ResearchGate); Erişimler: 19 Haziran 2019.
[259] “Burjuva”: “Burjuvaziye mensup kişi.” (a). “Burjuvazi”: “is. Burjuva sınıfı, kent soyluluk.” (b), “Üretim ve değişim araçlarını mülkiyetinde bulunduran, sanayi ve ticaretle uğraşan, kent kültürünü özümsemiş sınıf.” (c). “Kentlerde vücut bulan ve burjuvazi adı verilen bu grup, 18. Yüzyıl Fransa’sındaki tüm felsefi, siyasal, sosyal ve iktisadi gelişmelerin yönünü belirlemiştir. Zaten günümüzdeki birçok Marxist ve sosyalist düşünür bu nedenledir ki Fransız Devrimi’nin burjuvazi tarafından oluşturulan genel bir “özgürlük” ikliminin etkilediği bir süreç sonunda yapılabildiğini ve Fransız Devrimi’nin bu haliyle dünyadaki yegâne “burjuva devrimi” olduğunu belirtmektedirler.” (d). “Bir burjuva devrimi olan Fransız Devrimi’nden sonra sanat, genel olarak burjuva yaşamını konu edinir. Eskiden konular hep incilden seçilir, din dışı konular ender olarak işlenirdi. Fransız Devrimi’nden sonra sanatçılar özgürlükle her konuyu seçer oldular. Artık geleneklere daha az bağımlılık vardı.” (e). (a) TDK, ags., “Burjuva”, BSTS – İktisat Terimleri Sözlüğü; (b) TDK, ags., “Burjuvazi”, Güncel Türkçe Sözlük; (c) TDK, ags., “Burjuvazi”, BSTS – İktisat Terimleri Sözlüğü; (d) Fikret Çelik, “Erken Dönem Fransız Cumhuriyetçiliğinin İlliberal Yönleri: Tarihsel ve Teorik Bir Analiz”, Liberal Düşünce, Yıl: 18, Sayı: 71, Yaz: 2013, <http://www.libertedownload.com/LD/arsiv/71/sayi-71.pdf#page=107> s. 109, 110; (e) Haydar Balseçen, “Rönesanstan Romantizme İktidarın Sanatı”, Avrasya Sosyal ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi (ASEAD), Cilt: 6, Sayı: 3, 2019, <https://dergipark.org.tr/download/article-file/678339> s. 305; Erişimler: 19 Haziran 2019.
[260] “Yeni Çağ”: “öz. is. tar. Orta Çağın bitiminden (1453 veya 1492’den) Fransız İhtilali’ne (1789) kadar süren çağ.” (a). “Yakın Çağ”: “öz. is. tar. Fransız İhtilali (1789)’nden zamanımıza kadar olan süre.” (b). (a) TDK, ags., “Yeni Çağ”, Güncel Türkçe Sözlük; (b) TDK, ags., “Yakın Çağ”, Güncel Türkçe Sözlük; Erişimler: 19 Haziran 2019.
[261] “Özne”: “(Yun. hypokeimenon = alta düşen, altta bulunan): Hypokeimenon-subject terimi Aristoteles’te, sonra da ortaçağda töz anlamına kullanılır; ancak 17. yüzyıldan beri bugünkü anlamını kazanır, ruhbilim ve bilgi kuramı açısından “ben” anlamını alır: kendini ben-olmayanın, nesnenin (object’in) karşısında bulan, karşısına koyan; ya da karşısına konduğu, kendini karşısında bulduğu nesneye bilme ve eyleme ereği ile yönelen birey. Ruhbilim açısından: ruhsal yaşantıların taşıyıcısı, düşünen, tasarımlayan, bilen, duyan, isteyen ben. Bilgi kuramı açısından: Bilen, bilmeye yönelen, ama kendisi bilgi nesnesi olmayan varlık. Mantık-dilbilgisi açısından: Yüklemin taşıyıcısı = özne; kendisi üzerine bir şey söylenen = konu.” (a), “… 2. fel. Bilinci, sezgisi, düş gücü olan, bazı filozoflara göre de dış dünyaya karşıt olan birey.” (b). (a) TDK, ags., “Özne”, BSTS – Felsefe Terimleri Sözlüğü, Erişim: 19 Haziran 2019. (b) TDK, ags., “Özne”, Güncel Türkçe Sözlük, Erişim: 6 Ağustos 2019. (Nesne, öznelcilik, nesnelcilik vs. için dipnot 296.1’e bakınız.)

 

Osmanlı’nın Batı’daki bu değişimle ilk kez tanışması, Osmanlı donanmasının Çeşme’de 1770 yılında Ruslar tarafından tamamen yakılması / yok edilmesi sonucu, Osmanlı’nın ilk kez Batılı tarzda bir askerî mühendishane olan Bahrî-i Hümâyun’u kurması/açması ile olmuştur. Sonrasında Osmanlı’da “Batı tarzında/düşüncesinde” kışla, bando, hastane, okul gibi birçok kurum kurulmuştur. Osmanlı’nın Batı karşısında yenilmesinin temel sebebi, Batı’da olan bu değişimdir. Tanzimat ve ilk Cumhuriyet dönemlerinde, laik ve dini kurumlar ayrı ayrı varlıklarını sürdürmekteydiler. Bu ikilikli yapı, eğitim, askeri gibi bütün kurumlarda varlığını sürdürmüştür. Cumhuriyetle birlikte Tevhid-i Tedrisat -Öğretim Birliği- Kanunu ile eğitimdeki bu ikilik ortadan kaldırılmıştır. Türkiye’deki/Anadolu’daki bu dönüşüm çok çetin geçmiştir, sıkça ayaklanmalar çıkmıştır. Cumhuriyetin ilanı ile birlikte Türkiye’de, ümmetçi bir yapıdan milliyetçi bir yapıya geçildi, şeri/dinî hukuktan laik/seküler hukuka geçildi, reayadan yurttaşlığa geçildi, Diyanet İşleri Başkanlığı kurularak dinî kurumlar devletin denetimi altına girdi, medreseler kapatılıp laik temelli idadi/lise gibi modern okullar açıldı, halifelik kaldırıldı. Bunlar Türkiye’nin “Batı”ya yöneldiğini -tartışmasız- gösterir.[262] (Ümmet[263]) (Cem, Cumhur ve Cumhuriyet hakkında[264]) (Milliyetçilik[265]) (Reaya[266]) (“Yurttaş”[267]) (Din ve Diyanet hakkında[268]) (“İdadi”[269])

___________________
[262] Hasan Aydın, “Laikliğin Felsefi…”, ags.
[263] Ümmet: “Bir peygamberin tebliğ ettiği dine inanan veya o dine muhatap olanların meydana getirdiği topluluk anlamında terim.”. Halil İbrahim Bulut, “ÜMMET”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2012, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/42/C42013681.pdf> Erişim: 19 Haziran 2019, Cilt: 42, s. 308.
[264] Cumhura geçmeden önce onun da kökenine bakalım. Türkçedeki cem sözcüğü, “Arapça cmˁ kökünden gelen camˁ جمع “toplama, toplanma, topluluk” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Arapça camaˁa جَمَعَ “topladı, bir araya getirdi” fiilinin faˁl vezninde masdarıdır.”“Arapça #cmm, #cmˁ, #cmhr kökleri “toplama, bir araya getirme” anlamını taşır. Erkek adı olan Cem Farsça olup bununla ilgili değildir.”. “Tarihçe (tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler). “aritmetikte toplam” [ Kutadgu Bilig, 1069] yana camˁ u tafrīk misāḥatḳa öt [sonra toplama çıkarma ve ölçüme geç]: “… toplama” [ Aşık Paşa, Garib-name, 1330] aklını cemˁ eyledi dirdi ögin [aklını topladı, aklını topladı]”. Cem ile bağlantılı olan sözcükler/sözler; “cami, camia, cemaat (cümbür cemaat), cemiyet, cima, cuma, cumhur (cumhuriyet, cümbür cemaat), icma, içtima (içtimaiyat), mecmu (mecmua)”. (a). Türkçedeki cumhur sözcüğü, “Arapça cmhr kökünden gelen cumhūr جمهور “birikme, yığın, birikinti, halk kalabalığı” sözcüğünden alıntıdır.”. “Tarihçe (tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler). [ anon., Ferec ba’d eş-şidde, 1451 yılından önce] fağfur u ekâbir u cümhūr [padişah ve büyükler ve sıradan halk] duru geldiler, izzet etdiler, oturdılar.” (b). Türkçedeki cumhuriyet sözcüğü, “Arapça cumhūr “çokluk, kalabalık, halk” sözcüğünden +īya(t)2 ekiyle türetilmiştir.”. “İsviçre ve Hollanda gibi ülkelerin yönetim biçimine Osmanlı kullanımında önceleri cümhūr adı verilirken, 19. yy’da cümhūriyet sözcüğü tercih edildi. Masdara eklenen +īyet eki müvelleddir.”. “Tarihçe (tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler). Yeni Osmanlıca: “Fr république çevirisi” [ Amedî Galib Efendi, Sefaret Mektupları, 1802] França cümhūruna me’muriyetinize mebni … Fransa cümheriyesinin mevālātına dāir…: [ Şinasi, Tasvir-i Efkâr makaleleri, 1862] Amerika Memālik-i Müctemiˁāsı ahalisinden Cenublular, cümhūriyet idāresinde ve Hıristiyan mezhebinde oldukları halde…: [ Ahmed Vefik Paşa, Lehce-ı Osmani, 1876] cümhūr: … Müntehab reis nezaretiyle hükümet. cümhūriyet.”. (c). “Cumhuriyet” kelimesi ise bize Arapça “cumhur” kelimesinden geçmiştir. “Cumhur” toplu halde bulunan halk demektir. “Cumhurî” ise, cumhura, yani “millete, halka mahsus”. “Cumhuriyet” işte bu “cumhurî”den türetilmiş bir isimdir. Dolayısıyla etimolojik olarak cumhuriyet, “halka mahsus şey”, “halka ait olan şey” demektir. O halde, yine etimolojik olarak, devlet şekli anlamında “cumhuriyet”i, “halka ait olan devlet” diye tanımlayabiliriz. Cumhuriyet kelimesinin Fransızca karşılığı olan “république” kelimesi de aynı şeyi ifade eder. Bu kelime “şey”, “mal” anlamına gelen Latince res ve “kamu”, “halk” anlamına gelen publica kelimelerinden türemiştir. Latince res publica “kamu malı, halkın malı” demektir. Devlet şekli anlamında respublica, république’i ise o halde, “halkın malı olan devlet” olarak tanımlayabiliriz. Görüldüğü gibi Türkçe “cumhuriyet” ve Fransızca “république” kelimeleri birbirinin tam anlamıyla dengidirler ve dolayısıyla birbirinin yerlerine kullanılabilirler.” (d). (a) Sevan Nişanyan, “Cem”, Nişanyan Sözlük, 16 Nisan 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=cem&view=annotated>; (b) Sevan Nişanyan, “Cumhur”, Nişanyan Sözlük, 14 Eylül 2017, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=cumhur&view=annotated>; (c) Sevan Nişanyan, “Cumhuriyet”, Nişanyan Sözlük, 7 Kasım 2018, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=cumhuriyet&view=annotated>; (d) Kemal Gözler, “Hukuk Açısından Monarşi ve Cumhuriyet Kavramlarının Tanımı Sorunu”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, Cilt: 54, Sayı: 1, 1999, <https://dergipark.org.tr/download/article-file/36292> s. 52; Erişimler: 19 Haziran 2019.
[265] Milliyetçilik: “Belirli bir coğrafyada ortak kültürel ve / veya etnik kökene sahip toplulukların siyasî ve tarihî meşruiyetiyle yüceltilmesini hedefleyen siyasal, sosyal, kültürel, dinî düşünce ve yaklaşımlarla ideolojik anlamda millî devletin güçlenmesini en önemli hedef sayan bir anlayış olarak milliyetçiliğin 1789 Fransız İhtilâli’nin ardından geliştiği kabul edilir. Kısa zamanda meydana getirdiği yeni devlet örgütlenmeleri itibariyle bütün zamanların en etkili siyasî ideolojisi olan milliyetçiliğin modern bir kavram olmasına karşılık kişinin üyesi bulunduğu sosyal gruplara ve kültürel unsurlara sevgi ve bağlılık göstermesi insanlık tarihiyle başlayan tabii bir süreçtir.” (a). “Milliyet”: “is. 1. Millete özgü olma veya millî olma durumu, ulusallık. 2. Bağlı bulunan millet, tabiiyet.” (b). “Milliyetçilik”: “is. Maddi ve manevi açılardan millet ve ülkesinin çıkarlarını her şeyin üstünde tutma anlayışı, ulusçuluk, ulusalcılık, nasyonalizm.” (c). (a) Azmi Özcan, “MİLLİYETÇİLİK”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2005, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/30/C30009700.pdf> Cilt: 30, s. 84; (b) TDK, ags., “Milliyet”, Güncel Türkçe Sözlük; (c) TDK, ags., “Milliyetçilik”, Güncel Türkçe Sözlük; Erişimler: 19 Haziran 2019.
[266] Reaya: “Sözlükte “sığır, koyun sürüsü” anlamına gelen raiyye / raiyyet kelimesinin çoğuludur. İslâm dünyasında yönetici konumundaki askerî tabaka ile ulemânın dışındaki vergi mükellefi halkı ifade eden bir terim olmuş, XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti’ne haraç ödeyen gayri müslim tebaa için de kullanılmıştır. “Raâ” fiilinin Kur’ân-ı Kerîm’deki türevlerinin iki anlamı vardır: “Sürüleri otlatmak, hayvanları yaymak” (Tâhâ 20/54; el-Kasas 28/23); “birinin çıkarlarını gözetmek, bakmak, mukayyet olmak, gütmek” (el-Mü’minûn 23/8; el-Meâric 70/32). Yakındoğu dinleri ve kültürlerinin hem teokratik hem dünyevî anlamda sürüsüne nezaret eden bir çoban şeklinde geliştirdiği hükümdar sembolü için İslâm toplumlarında benzer mecaz ve kavramlar kullanılmıştır. Zamanla reâyâ, toplumun yönetici ve üst sınıflarını oluşturan kalem ve kılıç ehlinin dışında vergiye tâbi esnaf ve çiftçileri ifade eden bir kavram haline gelmiştir. Bu kavramın kökleri muhtemelen toplumun askerî soylular, kâtipler, Zerdüştî din adamları, nihayet vergi mükellefleri olan köylüler, zanaatkâr ve tüccarlardan oluşan sınıflara bölündüğü Sâsânî İranı’na uzanır. Kavram buradan İslâm devletlerine ve Selçuklular vasıtasıyla Osmanlılar’a geçmiştir.”. Mehmet Öz, “REÂY”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2007, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/34/C34011303.pdf> Erişim: 19 Haziran 2019, Cilt: 34, s. 490.
[267] “Yurttaş”: “is. Yurtları veya yurt duyguları bir olanlardan her biri, vatandaş.” (a). “Yurttaşlık”: “is. Yurttaş olma, bir yurtta doğup büyüme veya yaşamış olma durumu, vatandaşlık.” (b). (a) TDK, ags., “Yurttaş”, Güncel Türkçe Sözlük; (b) TDK, ags., “Yurttaşlık”, Güncel Türkçe Sözlük; Erişimler: 19 Haziran 2019.
[268] Diyanete geçmeden önce onun kökeni olan din sözcüğüne bakalım. Türkçedeki din sözcüğü, “Arapça dyn kökünden gelen dīn دين “inanç ve ibadet kuralları sistemi” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Orta Farsça aynı anlama gelen dēn sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Avesta (Zend) dilinde daenā- “a.a., özellikle Ahuramazd veya Zerdüşt dini” sözcüğünden alıntıdır.”. “İrani sözcüğün Elamca vasıtasıyla eski Babil Akadcasından alıntı olma ihtimali üzerinde durulmuştur. Karş. Akatça dīnu “yasa, yargı” > dīn (aynı anlamda). Karş. düyun.”. (a). Diyanet sözcüğü din sözcüğü ile bağlantılıdır (ama buna geçmeden önce düyun ve medine sözcüklerine de bakalım). Türkçedeki düyun sözcüğü, “Arapça dyn kökünden gelen duyūn ديون “borçlar” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Arapça dayn دين “borç” sözcüğünün fuˁūl vezninde çoğuludur. Bu sözcük Arapça dāna دَانَ “I. borç aldı, borç verdi, II. yargıladı, hükmü altında aldı” fiilinin tekilidir.”. “Karş. Aramice/Süryanice #dyn “yargılama, hüküm verme, yasama”, mədīnā “yargı çevresi, kent, il”. Ayrıca Akatça dīnu “yargı, yasa”.”. (b). Türkçedeki Medine sözcüğü, “Arapça mdn kökünden gelen madīna(t) مدينة “kent, özellikle Yesrib/Medine kenti” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Aramice/Süryanice dyn kökünden gelen mdīnā veya mdīnthā מדינא/מדינתא “I. yargı çevresi, hüküm alanı, il, II. il merkezi olan kent” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük İbranice dyn kökünden gelen aynı anlama gelen mdīnah sözcüğünden alıntıdır. İbranice sözcük İbranice dīn דִּין “yargı” fiilinden türetilmiştir.”. (c). Türkçedeki diyanet sözcüğü, “Arapça dyn kökünden gelen diyāna(t) دِيَانة “dindarlık” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Arapça dīn دين sözcüğünün fiˁāla(t) vezninde masdarıdır.” (d). (a) Sevan Nişanyan, “Din”, Nişanyan Sözlük, 12 Mart 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=din&view=annotated>; (b) Sevan Nişanyan, “Düyun”, Nişanyan Sözlük, 4 Eylül 2014, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=düyun&view=annotated>; (c) Sevan Nişanyan, “Medine”, Nişanyan Sözlük, 13 Mart 2019, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=medine&view=annotated>; (d) Sevan Nişanyan, “Diyanet”, Nişanyan Sözlük, 13 Ağustos 2017, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=diyanet&view=annotated>; Erişimler: 19 Haziran 2019.
[269] “İdadi”: “is. esk. Lise derecesindeki okul.”. TDK, ags., “İdadi”, Güncel Türkçe Sözlük, Erişim: 19 Haziran 2019.

 

Atatürk’ün söylemlerine baktığımızda din ve devletin birbirinden ayrılmasını esas alan bir laikliğin olduğunu görürüz: Yine, din ve vicdan özgürlüğü laiklikle ilişkilendirilmiştir: Yine, laiklik tanımlanırken, din, öte âlemle iç içedir yani din, uhrevidir, dünyevi değildir görüşü vardır.[270] (Not[271]) (Not[272]) (“Vicdan” vd.[273])

Diyanet’in kurulması, devletin bütün dinlere eşit uzaklıkta olunduğunu göstermemektedir. Kurulmasının sebepleri arasında; Osmanlı’dan aldığı rol, şeriat ayaklanmaları, İslam’ın dünyayı düzenlemeye çalışan bir din özelliği taşıması gibi unsurların etkisi var gibi gözükmektedir. O, siyasal ve hukuksal alan için oluşturulmuştur.

Laiklik; bilim, sanat, hukuk, eğitim gibi dünyevi kavramlara el atan dinin, bunlardan uzaklaştırılmasıdır: Onun görevi uhrevidir. Siyasette laiklik, saltanatın/yönetimin kaynağı Tanrı iken ya da bir aileye Tanrı’nın bahşettiği bir durum iken, bunun topluma aktarılmasıdır: Teokrasiden demokrasiye dönüşümdür.

Avrupa’da laiklik ilk kez “felsefik” açıdan ortaya çıkmıştır: Yani teokratik/dinsel yönetimin karşısına laik siyaseti oturtmak için çıkmamıştır: Teosentrizm odaklı bakış açısına, insan odaklı bir bakış açısının yerleştirilmesidir: “Asıl laiklik budur”. Cumhuriyet böyle bir laiklik anlayışını başaramamıştır. Türkiye’de laikliğin bu gerçek tanımından -bilinmediğinden- pek fazla söz edilmez. Bu felsefi laiklik, varlık-bilgi-değer için kutsal kitabı ve Tanrı’yı referans alarak bakmanın yerine, bunlara insanın akıl ve deneylerle bakmasıdır: Öyle ki onlar insan aklıyla kavranabilir. Biz laikliği bu gerçek anlamında değil, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması tarzında yorumlayarak onu daha çok hukuk ve siyaset alanında benimsedik. Laiklik, insanın olduğu bir ortamda tanrısal bir şey yoktur, der ve ekler: Bizim önümüze sunulan dinler, kutsallaştırılmış birer gelenektir, dinler insan ürünüdür: Dinler, insanla, insanı kendisine yabancılaştırmıştır, bu yüzden insan özüne dönmelidir. Yani kısaca gerçek laiklik “dinler yalandır” der.

Cumhuriyet tarihimizin son 30 yılı içerisinde laiklik, bütünüyle din ve vicdan özgürlüğü olarak algılandı ki bu Anayasamızda inanç özgürlüğü olarak yazmaktadır: Devleti şeri temellere dayandırmadığı sürece herkes inancında ve düşüncesinde özgürdür, hatta bunun şiddet olmaksızın propagandası bile yapılabilir. Öyle ki bu, laikliğin Anayasamızdaki ne tanımıdır ne de açıklamasıdır. Türkiye’de laikliğin inanç özgürlüğüne dönüştürülmesi abestir: Bu, inanç eleştirisinin önüne dolaylı olarak bir engel koymuştur: Yine bu, son dönem Türkiye’sinde dini eleştirenlerin takip ve yargılanmasına sebep olmuştur. Bu açıdan “Türkiye Laikliği” inançları koruyan bir kalkana dönüşmüştür. Tüm inançlar, kültürler ve düşünceler birbirleriyle karşılaştırılmaksızın eşittir, diyen postmodernizm hareketinin, Türkiye laikliğinin oluşmasında katkısı fazlaca olmuştur. Bu bağlamlarda, Kur’an’da yazan, hırsızın elini kesin, ayetini uygulamak isteyen bir davacı, hâkime, hırsızın elini kesin, derse, bu nasıl uygulanacak ya da yine Kur’an’daki recim cezası, kısasa kısas cezası veya faiz haramdır ayetlerini savunan bir kişi nasıl algılanacak! Farklı inanç ve/veya öğretilerde, kültürlerde, düşüncelerde olan insanlar nasıl okunacak! Türkiye’de siyasi ve hukuksal alanda laiklik oldukça sorunludur. Laik bakış açısına göre; devlet herhangi bir dini desteklememelidir, Diyanet kurumu olmamalıdır, zorunlu din dersi olmamalıdır, devlet bütün dinlere eşit uzaklıkta olmalıdır.

Batı’da bilim, sanat, felsefe ve teoloji alanında bizden çok farklı bir laiklik anlayışı vardır. Batı bunlara insani açıdan bakmaktadır. Batı’da, bilim ve din/felsefe çatışması sonucu ve mezhep savaşları sonrası kazanan laiklik olmuştur. İslam dünyasında da bunlar olmuştur fakat laiklik kazanamamıştır.

Laik bakış açısına göre, peygamberler, Tanrı var mı yok mu sorusunu arayan insanlardır, ilahi değillerdir, zaten bu dünyada ilahilik yoktur: Bu bağlamda, onların bu soruya “akıllarıyla” verdikleri cevap “var” “inancı” olduğu için dinler, kendi ve kendi gibi düşünenler tarafından tarihsel süreçte oluşturulmuştur. Yine bu bağlamda laik bir insan dine inanmaz fakat herhangi bir dini inancı da olabilir: Burada “inanç”tan kasıt, o şeyin var veya yok olma olasılığına rağmen, o şeye var diye inanmaktır.[270] (Not[274])

Laikliği siyaset ve hukuk alanında tanımlamak, onu eksik tanımlamaktır: Oysaki o, özü olan felsefi ve dinî alanda ve akıl/insan odağında tanımlanıp geliştirilmelidir.[270]

___________________
[270] Hasan Aydın, “Laikliğin Felsefi…”, ags.
[271] Atatürk: “Benim bir dinim yok ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını istiyorum. Hükümetini ayakta tutmak için dini kullanmaya gerek duyanlar zayıf yöneticilerdir. Âdetâ halkı bir kapana kıstırırlar. Benim halkım demokrasi ilkelerini, gerçeğin emirlerini ve bilimin öğretilerini öğrenecektir. Batıl inançlardan vazgeçilmelidir. İsteyen istediği gibi ibadet edebilir. Herkes kendi vicdanının sesini dinler. Ama bu davranış ne sağduyulu mantıkla çelişmeli ne de başkalarının özgürlüğüne karşı çıkmasına yol açmalıdır.” (Bu söz, 1926 yılında Atatürk’ün -İngiliz yazar olup Atatürk’le röportaj yapan- Grace Ellison’a söylediği sözdür. G. Ellison da bu sözü 1928 yılında yayınlanmış olan “Turkey Today” adlı kitabının 24. sayfasında yazmıştır. G. Ellison 1926-1927 yılları arasında Atatürk ile röportajlar/konuşmalar yapmıştır. Yine Andrew Mango’nun “Atatürk Modern Türkiye’nin Kurucusu” adlı kitabının 532. sayfasında yazmaktadır veya Andrew Mango’ya ait “Atatürk” adı verilerek Füsun Doruker tarafından 1999 yılında çevrilmiş ve basılmış kitabın 447. sayfasında yazmaktadır. A. Mango bunu G. Ellison’un belirtilen kitabından alıntı yaparak kendi kitabına katmıştır.). -Art arda verilen 4 kaynak bu söz hakkında hemen hemen aynı şeyleri söylediğinden bir arada gösterildi-. Bedi Gümüşlü, “Aydınlanma ve Türkiye Cumhuriyeti”, Türkiyat Araştırmaları, Yıl: 5, Sayı: 8, Bahar 2008, <http://www.turkiyat.hacettepe.edu.tr/dergi/8Sayi.pdf#page=121> s. 142, 143 (Hacettepe Ü.); Aydın Türk, “Ateizmi Anlamak”, Propaganda Yayınları, 1. Baskı, Haziran 2012, <https://books.google.com.tr/books?id=jtO9vgckjvMC&printsec=frontcover&hl=tr#v=onepage&q=andrew%20mango&f=false> (sayfa belirtilmemiş, verdiğim link doğrudan o sayfaya gidiyor); Vikisöz sitesinde katkıda bulunanlar: “Mustafa Kemal Atatürk/Din”, Vikisöz, <https://tr.wikiquote.org/wiki/Mustafa_Kemal_Atatürk/Din>; Cazim Gürbüz, “İslam’dan Deizme”, Berfin Yayınları, 1. Baskı, Haziran 2017, <https://books.google.com.tr/books?id=UkBDswEACAAJ&printsec=frontcover&hl=tr#v=onepage&q=grace%20ellison&f=false> s. 13, 14, 26; Erişimler: 20 Haziran 2019.
[272] Atatürk’ün laiklik hakkındaki bazı sözleri: “Lâiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyeti de demektir. (1930)”, “Lâiklik, asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkânını temin etmiştir. (1930)”, “Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz. (1926)”. KTB Editörleri, “Atatürk İlkeleri: Atatürk’ün Kendi İfadesiyle İlkelerinin Tanımı”, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, <http://www.kultur.gov.tr/TR-96303/ataturk-ilkeleri.html> Erişim: 20 Haziran 2019.
[273] “Vicdan”: “is. Kişiyi kendi davranışları hakkında bir yargıda bulunmaya iten, kişinin kendi ahlak değerleri üzerine dolaysız ve kendiliğinden yargılama yapmasını sağlayan güç.” (a), “Kişinin tasarladığı ya da yapmakta olduğu davranışlarının uygun olup olmadığını kestirmesini sağlayan törel değerlerinin dizgeleştirilmiş durumu.” (b). Dizge ve töreyi açıkladıktan sonra felsefede vicdan demek olan törel bilinç’e geçeceğiz. “Dizge”: “is. 1. Bir bütün oluşturacak biçimde birbirine bağlı ögelerin bütünü, … sistem. 2. fel. Bir ilkeye veya dünya görüşüne göre düzenlenmiş düşünceler, bilgiler, öğretiler bütünü” (c), “Bir bütün oluşturacak biçimde, karşılıklı olarak birbirine bağlı öğelerin tümü.” (d), “Belirli bir görevi yerine getirmek için bir bütünün parçaları arasında kurulan işlevsel ilişkilerin tümü.” (e), “(Yun. systema < synestanai = birlikte yerleştirmek, örgütlü bir bütün içinde toplamak, bir araya koymak, birleştirmek): Birlikli bir ilkeye göre düzenlenmiş bütün. Bu anlamda: 1- Kendi içine kapalı, düzenli bir bütün. (Ör. evren, yıldızlar dizgesi.) 2- Bir ilkeye ya da dünya görüşüne göre düzenlenmiş düşünceler, bilgiler, öğretiler bütünü. 3- Birbirine bağlı bilimsel ya da felsefî düşünceler birliği; bir düşün (ide) yöresinde toplanmış çeşitli bilgiler. Dizge kuramdan daha geniştir; bir filozofun felsefe dizgesi onun kuramlarının bütününden oluşur.” (f). “Töre”: “is. 1. Bir toplulukta benimsenmiş, yerleşmiş davranış ve yaşama biçimlerinin, kuralların, görenek ve geleneklerin, ortaklaşa alışkanlıkların, tutulan yolların bütünü, âdet. 2. Bir toplumdaki ahlaki davranış biçimleri, adap.” (g). “Törel Bilinç” (vicdan): “Ahlaksal bilinç, iyi ve kötü üzerine bilinç, iyi ile kötü, doğru ile yanlışın ne olduğu üzerindeki duygu, içten bir bilme. 1- İnsanın ahlâk değerleri üzerine dolaysız ve kendiliğinden yargılama, yapma gücü (yetisi). 2- İnsanın kendi davranışlarının ahlâkça değerli olup olmadığı üzerine öznel bilinç. Bu bilinç yapmayı ya da yapmamayı öğütleyerek, uyararak, suçlayarak, yargılayarak, onaylayarak, ve kınayarak kendine özgü bir biçimde yaşam ve eylemlerimize eşlik ediyor gibidir. 3- İçimizdeki bir ses ya da Tanrı’nın sesi olarak da yorumlanır, ama burada (özellikle son durumda) yanılan törel bilincin de olduğunu ve törel bilincin bir savaş alanına dönebileceğini de unutmamak gerek. Törel bilincin kökeni konusunda birbirine karşıt iki görüş vardır: 1- Törel bilinç bir gelişme ürünüdür; hayvanda da bulunan başlangıç durumundan gelişmiş biçimine eğitim ve alışkanlık yoluyla ulaşılır. 2- a. Törel bilinç gerçekte insana özgü bir şeydir; temelini insanın özünde bulur. Ama törel bilinci insanda temellendiren anlayış da eğitimi gerekli görür ve gelişme olanağını dışarda bırakmaz, b. Toplumda kazanılır; insanın toplumsal benliği ile ilgilidir, c. Tanrı insanı törel bilinçle donatmıştır.” (h). TDK FTS’deki uzunca yazılmış ‘özgürlük’ maddesindeki şu kısmı eklemek istedim -son iki cümleye dikkat-: “(…) J. J. Rousseau toplumsal özgürlüğü, insanın kendi yasalarını kendisinin koymasında görür. Kant da Rousseau’nun bu ilkesinden kalkarak özgürlüğü usun özerk oluşuna bağlamıştır. Marksçı görüşte özgürlük toplumsal zorunlukla özdeşleştirilmiştir. “Doğaya boyun eğerek (doğa yasalarına uyarak) ona egemen olunabilir.” (Bacon) düşüncesinden kalkan Marksçıların görüşüne göre; doğada zorunluk geçerlikte olduğu gibi, toplum yasalarını yürüten de zorunluluktur. Gerçekte özgürlük diye bir şey yoktur. Ancak bu zorunluluğu gören özgür olabilir. (…)” (i). (a) TDK, ags., “Vicdan”, Güncel Türkçe Sözlük; (b) TDK, ags., “Vicdan”, BSTS – Ruhbilim Terimleri Sözlüğü; (c) TDK, ags., “Dizge”, Güncel Türkçe Sözlük; (d) TDK, ags., “Dizge”, BSTS – Metalbilim İşlem Terimleri Sözlüğü; (e) TDK, ags., “Dizge”, BSTS – Ruhbilim Terimleri Sözlüğü; (f) TDK, ags., “Dizge”, BSTS – Felsefe Terimleri Sözlüğü; (g) TDK, ags., “Töre”, Güncel Türkçe Sözlük; (h) TDK, ags., “Törel Bilinç”, BSTS – Felsefe Terimleri Sözlüğü; (i) TDK, ags., “Özgürlük”, BSTS – Felsefe Terimleri Sözlüğü; Erişimler: 20 Haziran 2019.
[274] İlgili paragrafta yazanı iyi anlamanızı öneririm.

 

 

SİTE DİZİNİNDEKİ 375. KONU
ÖLÜM KORKUSU KARŞISINDA FELSEFENİN TESELLİSİ

Irvin Yalom’a göre ölüm, paylaşımsız bir şeydir ve bireysel açıdan daima baş edilmesi gereken varoluşsal bir kaygıdır, patolojik bir durumdur.[275] (Irvin David Yalom[276]) (Patoloji[277])

Ölüm kaygısı varoluş ile başlar. Ölüm ve ölüm kaygısı; Sümerlerin Gılgamış Destanı’nda, Mısırlıların Ölüler Kitabı’nda, Eski Yunan filozoflarının yapıtlarında, Musevilik-Hristiyanlık-İslam’da ve benzerlerinde sık sık işlenmiştir. Geliştirdiğimiz ontolojik ve epistemolojik bilinç içeriklerinin hepsi bu dünyaya bağlıdır / onunla ilişkilidir: Kısacası bir insanın düşündüğü her şey bu dünyayla ilişkilidir.

Grek felsefesi, bu dünyaya insan/hayvan olarak doğarsınız, sonra hayvanlardan farklı olarak “kişi” olursunuz, der. İnsan bir kültürde doğar, sosyalleşir: O toplumun dilini, geleneklerini, değerlerini, simgelerini öğrenir ve o toplumun bireyi haline gelir: Onla ilişkiler / aidiyet bağı kurar ve kişi olur. Bu dünyada oluşan “var olma / kişilik bilincinin” karşısında ise “ölüm” yer alır. Ölüm karşısında, Aristo’nun dediği gibi, insan “aporia”yla/çözümsüzlükle karşı karşıya kalır.

Küçük çocuklar ölümü bilmez, büyüdükçe zaman içerisinde etrafta gördüğü başkalarının ölümü ile bunu kavrar. İnsanoğlu ölümle yüzleştiğinde ilk tepkisi doğal olarak -kişiliğinin ve bilincinin yok olacağını ya da ne olacağını düşünüp- bunu kabullenememek olur. İnsanoğlu ölümü düşünmeden yaşamını sürdürür ve -yakınının ölmesi, kendisinin öldürülmesi veya ölmesi gibi- ölümle yüzleştiren deneyimler yaşadığında ondan kaçar.

Ölümün kaçınılmaz olduğunu anlayan insanoğlu, ona ilişkin pozitif veya negatif olarak çeşitli görüşler ve düşünceler geliştirir: Bunlar, doğum başlangıç, ölüm son gibi ya da ölümden sonra bilinmeyen başka bir dünyaya gideceğiz gibi. Ölüm karşısında gelgitler, gerilimler ve çözümsüzlükler yaşayan insanoğlu “bundan kurtulabilmek için” hayatını anlamlandırmaya, hayatına bir anlam/amaç ya da anlamsızlık yüklemeye çalışmıştır: Yüklenilen bu olguların başaktörü ise “ölüm”dür.[275]

___________________
[275] Hasan Aydın, “Ölüm Korkusu Karşısında Felsefenin Tesellisi”, Viacademia, 21 Mart 2015, <https://youtu.be/bunQ_Z4dSAY> Erişim: 14-27 Temmuz 2015.
[276] Irvin David Yalom: 1931’de ABD’de doğdu, yaşıyor, Yahudi. Varoluşçu bir psikiyatrist, yazar ve eğitimci. Wikipedia Contributes, “Irvin D. Yalom”, Wikipedia, The Free Encyclopedia, <https://en.wikipedia.org/wiki/Irvin_D._Yalom> Erişim: 6 Eylül 2015.
[277] “Patoloji”: “(Yun. pathos: ızdırap; logos: bilim) Hastalıklarla uğraşan bir bilim dalı.”. TDK, ags., “Patoloji”, BSTS – Biyoloji Terimleri Sözlüğü, Erişim: 20 Haziran 2019.

 

Ölüm olgusu felsefe ve dinlerde fazlaca işlenmiştir. Tek tanrılı dinlerde bu olgu 2 amaçla kullanılmıştır: Bir dine, Tanrı’ya ve ikinci yaşama inandırmak için ve kişinin ahlaki ve dünyevi işlerinin dinî sistemlere göre düzenlenmesi için o, bir araç olarak ele alınmıştır. İnsanın bilemediği ve “korktuğu” bu olgu, farklı öğreti ve inançlarda, insanları yanlarına çekmek için kullanılmıştır: O, adaletin ve güzel ahlakın baş domino taşı gibidir âdeta: Bu dünyada gerçekleşmeyen adalet, bir hesap olarak öteki dünyada gerçekleşir. Tek tanrılı dinlerde ölüm, yaşamın sonu değildir, gelip geçicidir; hayat bir oyundur, gerçek yaşam ikinci yaşamdır; doğum ile bu dünyaya, ölüm ile de öbür dünyaya bir kapı açılır: Araçsal olarak ikinci yaşama inanmakla bir insan, Tanrı’ya da inanmış olur. İkinci yaşam, bu dünyada gerçekleşmeyen istek, huzur ve adaletin başka sonsuz bir yerde tecelli etmesidir. Dünyadaki işlerin düzene sokulması için cehennem bir ceza, cennet ise bir ödüldür: Bunların ikisi de araçtır.

Bertrand Russell bir agnostiktir ve onun papazlarla yaptığı konuşmalar çok meşhurdur. Russell, katedrale gittiğinde papazın, “henüz beni ele geçiremediniz, henüz beni ele geçiremediniz, diyerek bahçedeki solucanları kazma ile öldürdüğünü görür ve bundan şöyle bir soru çıkarır, dinler ölüm korkusunu yenebilir mi, çıkardığı sonuç ise, hayır, ölüm korkusunu daha travmatik bir hale getirir, olur.[278] (Bertrand Russell[279]) (Travma[280])

Yapılan araştırmalara göre inananlar ve inanmayanlar dâhil, kadınlarda ölüm kaygısı daha yüksektir, gençler dinden/ölümden daha fazla korkmaktadırlar, yaşlılar ise tam tersine daha az korkmaktadır. Dindarlar arasında yapılan araştırmaya göre ise, onlar ölüm korkusunu somut olarak yenememişlerdir.

Russell’ın tersine, Tolstoy’un deneyimlerinde onun şu itirafı söz konusudur. O, meşhur olduktan sonra bunalımlar yaşar. Bu, kapitalist toplumda yaşanmış bir inanç bunalımıdır ve ülkesine geri dönerek mütevazı kasabasında yaşamaya devam eder. O zamana kadar agnostik olan Tolstoy, köyde birisinin ölmesi üzerine cenaze törenine katılır ve şunu görür: Cenazedeki insanlar gündelik problemlerini konuşmaktadır, oysa ona göre ölüm çok travmatik olduğu için buna şaşırır ve bunun peşine düşer. Sonucunda ise bulduğu tek şey vardır “Hristiyanlık”: Yani dinlerin, ölüm kaygısını rehabilite ettiğini anlar.[278] (Leo Tolstoy[281])

___________________
[278] Hasan Aydın, “Ölüm Korkusu…”, ags.
[279] Bertrand Russell: 1872-1970, Britanya, günümüz Wales, İngiliz. Filozof, mantıkçı, matematikçi, tarihçi, yazar, sosyal eleştirmen (a). Agnostik (b). Ateist (c). Kendini felsefi bir agnostik olarak nitelendirdi, ancak “ateist” etiketinin “sokaktaki sıradan adam” için daha doğru bir izlenim bıraktığını söyledi (b). (a) Wikipedia Contributes, “Bertrand Russell”, Wikipedia, The Free Encyclopedia, <https://en.wikipedia.org/wiki/Bertrand_Russell> Erişim: 6 Eylül 2015. (b) Wikipedia Contributes, “List of agnostics”, Wikipedia, The Free Encyclopedia, ags. -121. dipnotta bk.- Erişim: 20 Haziran 2019. (c) Wikipedia Contributes, “List of atheist philosophers”, Wikipedia, The Free Encyclopedia, ags. -116. dipnotta bk.- Erişim: 6 Eylül 2015.
[280] Türkçedeki travma sözcüğü, “Yeni Latince trauma “tıpta bir darbe sonucu oluşan bedensel veya ruhsal yara” sözcüğünden alıntıdır. Latince sözcük Eski Yunanca traûma τραῦμα “yara” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Eski Yunanca teírō τείρω “bertmek, yaralamak” fiilinden +ma(t) ekiyle türetilmiştir. Yunanca fiil Hintavrupa Anadilinde yazılı örneği bulunmayan *terə-1 “delmek, çentmek” biçiminden evrilmiştir.” (a). “Travma”: “is. ruh b. 1. Sarsıntı. 2. tıp Bir doku veya organın yapısını, biçimini bozan ve dıştan mekanik bir tepki sonucu oluşan yerel yara.” (b), “Yaralanma.” (c), “Herhangi bir fiziksel etkenle oluşan yaralanma, incinme, zedelenme, yara, bere.” (d). (a) Sevan Nişanyan, “Travma”, Nişanyan Sözlük, 8 Eylül 2017, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=travma&view=annotated>; (b) TDK, ags., “Travma”, Güncel Türkçe Sözlük; (c) TDK, ags., “Travma”, BSTS – Cerrahi Terimleri Sözlüğü; (d) TDK, ags., “Travma”, BSTS – Su Ürünleri Terimleri Sözlüğü; Erişimler: 20 Haziran 2019.
[281] Leo Tolstoy: 1828-1910, Rusya, Rus. Romancı, kısa öykü yazarı, oyun yazarı, denemeci. Wikipedia Contributes, “Leo Tolstoy”, Wikipedia, The Free Encyclopedia, <https://en.wikipedia.org/wiki/Leo_Tolstoy> Erişim: 7 Eylül 2015.

 

Doç. Dr. Hasan Aydın, anneannesinin cenazesinde iken sağlık memuru kardeşi İbrahim, yaklaşık 1 ton toprağın 1-2 dakika gibi kısacık bir sürede mezara atılmasına ilişkin Aydın’a şunu söyler: Normal zamanda olsa bu toprağı 1 günde atmaz bu insanlar, niye bu kadar hızlı atıyorlar! Aydın da refleksif ve ani bir cevapla şunu söyler: Onlar kendi ölüm korkularını gömüyorlar, anneannemi gömmüyorlar! İbrahim durdu ve şunu dedi: Haklısın aslında, insanlar bir an önce buradan kurtulmak istiyorlar çünkü her bir birey aslında travmatik bir biçimde o toprağın içerisinde bir gün kendisinin de olacağını fark ediyor. Sonrasında Aydın’a dönerek Tolstoy’un dediği gibi, insanlar ne kadar rahatlar, gündelik şeylerini konuşuyorlar, Aydın da, o gündelik konuşmalar aslında ölümle yüzleşmemek için kendi ölümlerini düşünmemek için buldukları bir savunma mekanizması olmalı, der.

İslami Arap geleneğinde ölülerin bir an önce götürülüp defnedilmeleri söz konusudur. Aydın’ın validesi hacca gidip geldiğinde kendisine şunu söyledi: İnsana hiç saygı duymuyorlar, ölen insanı hemen alıp, götürüp kumluğa bir çukur kazıp hemen gömüyorlar!

Aydın, teoloji ve İslam kelamı konulu -“Gazzâlî’nin Tanrı ve Evren Tasarımı ve Günümüze Yansımaları” adlı- doktora tezinde Gazzâlî ile ilgili şunları dile getirir. Gazzâlî genç yaşta, 56 yaşında ölmüştür. Gazzâlî öleceğini anlar ve yanında da kardeşi Ahmed vardır. Ahmed o anları şu şekilde anlatır: Gazzâlî, kefenimi getirin, deyip yatağında kefenini kendisi biçer ve kıbleye doğru dönerek sürekli şunu mırıldanır, sevgiliyle buluşmaya gidiyorum, sevgiliyle buluşmaya gidiyorum.

Papazın, Tolstoy’un, Gazzâlî’nin ve benzerlerinin deneyimlerine baktığımızda, kimi insanlarda ölüm korkusunu din yenmektedir, bu, mistiklerde daha yaygındır; kimi insanlarda ise tersine, dinlerin, ölüm korkusunu daha travmatik hale getirdiği görülür.

Platon “Phaidon” adlı eserinde ölüm olgusu, ölüm korkusu ve ölüm korkusunu yenme konularından bahsetmiştir. Bunda anlatılan şudur. Sokrates suçlanır ve baldıran zehiri içerek ölüme mahkûm edilir. Son günüdür ve öğrencileri etrafında toplanır. Phaidon da bunlardan birisinin adıdır. Hepsi ağlamaklıdır ve bunu anladığı için Sokrates, dönerek söze başlar: Siz benim kötü bir yere gittiğimi mi düşünüyorsunuz, diye üzgünlüklerinden dolayı sorar ve orada ölüm konusu konuşulmaya başlanır ve Sokrates metanetli bir biçimde şunu söyler: Benim cismim/bedenim sizin yanınızdan ayrılıyor, ben aslında ölmüyorum, aslında dünya denilen bu hayatın yükünden kurtuluyorum. Bu arada konuşmada, karşı çıkanlar olur, ruhun ölümlü olup, beden ve ruh arasındaki ontolojik ayrım gündeme getirilerek, bedenin bu dünyaya bağımlı, gelip geçici olduğu vurgulanır ve insanı insan yapan ruh olgusu gündeme getirilir. Burada, Sokrates’in öğrencisi Platon’un “üç parçalı ruh” öğretisinin etkin bir biçimde kullanıldığı görülür. Platon’a göre ruhun 3 temel parçası vardır.[282]

1- Orijinali “Nous”tur. Araplar “akıl”, Hristiyanlar ise ona “logos” demiştir. İdeler âlemine gidip gelen, oradaki yaşamı bilen, oradaki yaşamı bu dünyada taklit/mimesis eden, idelere katılan, ölümsüz olan, bedenle ilişkisi olmayan ve tanrısal parça olandır. 2- Orijinali “Thumos”tur. Araplar onu “gadap” öfke yetisi olarak çevirmiştir. O, bedenle ilişki içerisinde var olur. 3- “Epithumia”, şehvet yetisi, bu da bedenle ilişki içerisindedir.[282] (Akıl ve Logos[283]) (Gadap ve Şehvet[284])

Sokrates konuşmasında bunları anlatmıştır ve şunları da eklemiştir: İnsan öldüğünde aslında ölen, öfke ve şehvet yetimizdir. Konuşmada başka bir şey de gündeme gelir, akılsal yanımızı temsil eden ruhumuzun aslında ideler âlemindeki “unutkanlık nehri”nden su içip “bedene düşmesi” söz konusudur. Beden bir hapishanedir ve akıl onun içine düşmüştür: Öfke ve şehvetle yoldan çıkarılan insan idea âlemine ulaşamaz ancak öldükten sonra öfke, şehvet ve bedenden kurtulup güzellik ve iyilik idesine, idea âlemine, gerçek ve hakiki bilgiye ve de hakikate ulaşır. Ve Sokrates şunu söyler: Ölüm gerçek hakikati temaşa etmeye giden bir yoldur. Akıl, bedenin yükünden/zincirlerinden kurtularak güzellik-iyilik idesine geri döner. Öte âlemde gülmek, eğlenmek, öfke, şehvet gibi bedeni durumların olmaması hakkında Sokrates -fazlaca- negatif yaklaşarak şunları savunur. Aslında bizim tensel haz diye nitelendirdiğimiz hazların hiçbirisi gerçek haz değil. Haz, acının veya bir sorunun ortadan kalkmasından sonra elde ettiğimiz bir şeydir, o önemli değildir, gelip geçicidir. Asıl haz, hakikat olan akılımızın/ruhumuzun, bizi değişmeyen/bozulmayan güzelliğe, iyiliğe, hakikate veya “ışığa” götürdüğü anda hissettiğimizdir. Bu, rasyonel düşünce hazzı’dır.[282] (“Haz” ve “Temaşa”[285])

___________________
[282] Hasan Aydın, “Ölüm Korkusu…”, ags.
[283] Türkçedeki akıl sözcüğü, “Arapça ˁḳl kökünden gelen ˁaḳl عقل “kontrollü düşünme yeteneği, sağduyu, itidal” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Arapça ˁaḳala عقل “I. dizginledi, gem vurdu, II. akıl süzgecinden geçirdi, akıl yürüttü” fiilinin faˁl vezninde masdarıdır.”. Ek açıklama “Aynı kökten Arapça ˁiḳāl, ˁuḳla(t) “bukağı, hayvanlara vurulan ayak bağı”. Akıl, frenleyici ve dizginleyici bir şey olarak düşünülmüştür. • Aynı Sami kökünden İbranice ˁāḳal ve ˁāgal “burmak, kıvırmak, halka yapmak”.”. (a). Şimdi burada “kalp” sözcüğünü de almak istedim, çünkü görüşüme göre teolojik ve etimolojik olarak “kalp” ile “akıl” birbiriyle bağlantılı olabilir ve bu bağlamda yine görüşüme göre akıl sözü kalpten türemiş olabilir. Türkçedeki kalp sözcüğü, “Arapça ḳlb kökünden gelen ḳalb قلب “yürek” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Akatça aynı anlama gelen ḳablu sözcüğü ile eş kökenlidir.” (b), “Arapça ḳlb kökünden gelen ḳalb قَلْب “değişme, dönme, tersine çevirme” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Arapça ḳalaba قَلَبَ “döndürdü, çevirdi” fiilinin faˁl vezninde masdarıdır.” (c). Görüşüme göre “kalp” sözcüğü de “kabala” ile bağlantılıdır. Türkçedeki kabala sözcüğü, “Fransızca ve İngilizce cabbala “Tevrat’ın gizli anlamına ilişkin Musevi gelenekleri, batınilik” sözcüğünden alıntıdır. Fransızca sözcük İbranice ḳbl kökünden gelen ḳabbālāh קַבָּלָה “alınmış olan şeyler, gelenek” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük İbranice ḳibbēl קבל “alma, kabul etme” sözcüğünden türetilmiştir.” (d). Bu bağlamlarda görüşüme göre akıl veya düşünceler, bir gelenekler bütünüdür. Türkçedeki logos sözcüğü, “Eski Yunanca lógos “1. söz, kelam, 2. söz söyleme eylemi ve kapasitesi, 3. anlatı, bilim, yasa, 4. sayı” sözcüğünden alıntıdır. Yunanca sözcük Eski Yunanca légō λέγω, λογ- “seçmek, ayırmak, sayı saymak, söylemek” fiilinden türetilmiştir. Bu sözcük Hintavrupa Anadilinde yazılı örneği bulunmayan *leg-1 “ayırmak” sözcüğünden evrilmiştir.”. Logos “Eski Yunan kültürünün temel kavramlarından biridir. Legō/leksō fiilinin anlam yelpazesi, Latince legere “1. seçmek, 2. okumak” fiiline paraleldir.”. Biyoloji, biyolog ve saire gibi +loji, +log’lar logos’tan gelir. (e). (Dipnot 158’de verdiğim “logos”u burada tekrar vermem gerekti.) “Logos”: “(Yun. legein = söylemek, konuşmak) Yunanca’daki ilk anlamı söz, sonradan düşünce, kavram, us, anlam, evren yasası anlamlarını da almış, Herakleitos’tan beri felsefenin temel kavramlarından biri olmuştur. 1- Söz, anlamlı söz; sözün anlamı. 2- (Mantıksal olarak) a. Deyiş. b. Kavram, c. (Platon ve Aristoteles’ten beri) Bir şeyi anlaşılır kılan mantıksal temel. d. Mantıksal olanın birliği e. Bilim ilkesi. 3- (Ruhbilimsel olarak) a. (Yunan felsefesinde) İnsan ruhunun usla ilgili bölümü, b. (Yeni insanbilimde) Yaşamın bilinçsiz güçlerinin karşısında etkin bilinç ilkesi. 4- (Fizikötesinde Herkakleitos ve Stoa’dan beri) Evren usu, evren yasası. 5- (Tanrıbilimsel olarak) a. Tanrı sözü. b. (Hellenizm felsefesinde) Tanrı ve evren arasındaki aracı. c. (Augustinus’tan beri) Her bilgiyi olanaklı kılan Tanrısal ışık; bilgi kaynağı.” (f). “Deyi”: “is. dil b. 1. Dil, söz, işaret, mimik vb. anlatım araçlarının bütünü, logos. 2. fel. Hristiyan felsefesinde Tanrı kelamını insanlara ulaştıran oğul, logos.” (g). (a) Sevan Nişanyan, “Akıl”, Nişanyan Sözlük, 9 Nisan 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=akıl&view=annotated>; (b) Sevan Nişanyan, “Kalp1“, Nişanyan Sözlük, 23 Eylül 2017, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=kalp1&view=annotated>; (c) Sevan Nişanyan, “Kalp2“, Nişanyan Sözlük, 25 Haziran 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=kalp2&view=annotated>; (d) Sevan Nişanyan, “Kabala2“, Nişanyan Sözlük, 19 Haziran 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=kabala2&view=annotated>; Erişimler: 23 Temmuz 2019. (e) Sevan Nişanyan, “Logos”, Nişanyan Sözlük, 8 Ekim 2017, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=logos&view=annotated>; (f) TDK, ags., “Logos”, BSTS – Felsefe Terimleri Sözlüğü; (g) TDK, ags., “Deyi”, Güncel Türkçe Sözlük; Erişimler: 20 Haziran 2019.
[284] Türkçedeki gazap sözcüğü, “Arapça ġḍb kökünden gelen ġaḍab غضب “kızgınlık, öfke” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Arapça ġaḍuba غَدُبَ “kızdı, öfkelendi” fiilinin faˁal vezninde masdarıdır.” (a). Türkçedeki şehvet sözcüğü, “Arapça şhw kökünden gelen şahwa(t) شهوة “şiddetle isteme, cinsel istek, arzu” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Arapça şahā شَهَا “şiddetle arzuladı” fiilinin faˁla(t) vezninde masdarıdır.” (b). Türkçedeki iştah sözcüğü, “Arapça şhw kökünden gelen iştihāˀ إشتهاء “arzulama, arzu” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Arapça şahā شَهَا “şiddetle arzuladı” fiilinin iftiˁāl vezninde (VIII) masdarıdır.” (c). “İştah”: “is. 1. Yemek yeme isteği. 2. mec. Cinsel istek veya arzu.” (d). Türkçedeki arzu sözcüğü, “Farsça ārzū آرزو “istek, arzu, özellikle cinsel istek” sözcüğünden alıntıdır. Farsça sözcük Orta Farsça aynı anlama gelen āwarzōg veya āwarjōg sözcüğünden evrilmiştir. Bu sözcük Avesta (Zend) dilinde bərəj-, bərəg “istek, arzu” sözcüğü ile eş kökenlidir.” (e). “Arzu”: “is. 1. İstek, dilek. 2. Heves.” (f). Ek olarak, cinsel sözcüğünün bir görünmez varlık olarak inanılan cinden gelmediğini, üreme anlamına gelen génos’tan geldiğini görüyoruz, şöyle ki, Nişanyan Sözlük’te cinsel sözcüğü için “Türkiye Türkçesi cins sözcüğünden Yeni Türkçe +Al ekiyle türetilmiştir.”, “Ek açıklama: Arapça kökenli sözcükten, Fransızca sexuel sözcüğüne paralel olarak Yeni Türkçe +Al ekiyle yapılmış türevdir.” (g) diyor ama burada bitmeyip cins sözcüğüne yönlendiriyor, cins için ise “Arapça cns kökünden gelen cins جِنْس “tür, soy, Aristoteles mantığında bir kavram” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Aramice/Süryanice aynı anlama gelen genīsā גניסא sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Eski Yunanca aynı anlama gelen génos γένος sözcüğünden alıntıdır.”, “Ek açıklama: Nihai kökeni Yunanca olan sözcük, 9. yy’da Süryanice üzerinden Arapçaya felsefe terimi olarak alınmıştır. /g/ > /c/ evrimi Arapçada tipiktir.” (h) diyor ama burada bitmeyip bunu da gen(o)+ sözcüğüne yönlendiriyor, gen(o)+ için ise “Fransızca géno+ veya İngilizce geno+ “[bileşik adlarda] doğurma, üreme” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Eski Yunanca génos γένος “1. üreme, 2. soy, zürriyet, aşiret” veya Latince aynı anlama gelen genus, gener- sözcüğünden alıntıdır. Latince sözcük Hintavrupa Anadilinde yazılı örneği bulunmayan *ǵenh₁- (*ǵen-) “doğurmak” biçiminden evrilmiştir.”, “Bu maddeye gönderenler: heterojen, hidrojen, cins, gen, general, jandarma, jenerik, king” vs. (i). Türkçedeki cin1 sözcüğü, “Arapça cnn kökünden gelen cinn جنّ “I. gece karanlığı, II. bir tür görünmez varlık” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Arapça canna جَنَّ “gizledi, sakladı” fiilinden türetilmiştir. Bu sözcük İbranice ve Aramice/Süryanice gny kökünden gelen gānāh, gənā גָנָה “örtünme, gizlenme, kapanma” fiili ile eş kökenlidir. İbranice fiil İbranice gnn kökünden gelen gānan גָנָן “koruma, etrafını çitle çevirme” fiili ile eş kökenlidir.” (j). Ek olarak, Türkçedeki cennet sözcüğü, “Arapça cnn kökünden gelen canna(t) جنّة “kutsal kitaplarda adı geçen bahçe” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Aramice/Süryanice gn kökünden gelen gannā veya ginnəthā גַּנָּא, גִֺנְּתָא “bahçe” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Aramice/Süryanice gənā “korumak, etrafını çevirmek” fiilinden türetilmiştir. (Not: Aramice/Süryanice fiil Akatça aynı anlama gelen ganānu fiili ile eş kökenlidir.)”, “Karş. İbranice gan eden “Adn bahçesi, Tevratta anılan bir kutlu yer”, Akatça gannu “bahçe”. “Ölülerin gittiği bir bahçe” fikri Ortadoğu kültürlerine MÖ 6. yy’dan sonra İran Zerdüşt mitolojisinden aktarılmış olmalıdır. • Karş. Yeni Yunanca parádeisos “kutsal kitapta anılan cennet” < Avesta (Zend) dilinde pairi-daēza “duvar veya çitle çevrili yer, bahçe”.”. Cennet sözcüğü için → “Tarihçe (tespit edilen en eski Türkçe kaynak) [Yunus Emre, Bütün Şiirleri, 1320 yılından önce] şol cennetin ırmakları akar Allah deyü deyü”. (k). Cennet sözcüğünün Türklerde -tespit edilen en eski Türkçe kaynağının- 1320 yılına yakın bir zamanda ilk defa geçmesi bence ilginç! (a) Sevan Nişanyan, “Gazap”, Nişanyan Sözlük, 11 Haziran 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=gazap&view=annotated> Erişim: 20 Haziran 2019. (b) Sevan Nişanyan, “Şehvet”, Nişanyan Sözlük, 3 Nisan 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=şehvet&view=annotated> Erişim: 23 Temmuz 2019. (c) Sevan Nişanyan, “İştah”, Nişanyan Sözlük, 5 Eylül 2017, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=iştah&view=annotated>; (d) TDK, ags., “İştah”, Güncel Türkçe Sözlük; (e) Sevan Nişanyan, “Arzu”, Nişanyan Sözlük, 16 Nisan 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=arzu&view=annotated>; (f) TDK, ags., “Arzu”, Güncel Türkçe Sözlük; (g) Sevan Nişanyan, “Cinsel”, Nişanyan Sözlük, 5 Aralık 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=cinsel&view=annotated>; (h) Sevan Nişanyan, “Cins”, Nişanyan Sözlük, 11 Aralık 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=cins&view=annotated>; (i) Sevan Nişanyan, “gen(o)+”, Nişanyan Sözlük, 29 Eylül 2017, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=gen%28o%29%2B&lnk=1>; (j) Sevan Nişanyan, “Cin1“, Nişanyan Sözlük, 13 Ekim 2014, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=cin1&view=annotated>; (k) Sevan Nişanyan, “Cennet”, Nişanyan Sözlük, 18 Ocak 2018, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=cennet&view=annotated>; Erişimler: 27 Temmuz 2019.
[285] “Haz”: “1- Duygunun, içinde bulunduğu durum bakımından temel niteliklerinden biri; acının karşıtı olarak hoşlanma, tad alma. 2- İstek duyulan bir şeyi elde etmeden doğan hoşnutluk duygusu. 3- Bir şeyden duyusal ya da tinsel sevinç duyma.” (a). “Temaşa”: “Hoşlanarak bakma, seyretme.” (b). “Temaşa Etmek”: “Seyretmek, bakmak.” (c). (a) TDK, ags., “Haz”, BSTS – Felsefe Terimleri Sözlüğü, Erişim: 20 Haziran 2019. (b) TDK, ags., “Temaşa”, Güncel Türkçe Sözlük; (c) TDK, ags., “Temaşa Etmek”, Güncel Türkçe Sözlük; Erişimler: 23 Temmuz 2019.

 

Sokrates ve Platon bir araya geldiklerinde 2 tür ölüm arasında ayrım yaptıkları görülür: 1- Gerçek ölüm olmayan tensel/bedenî/cismani ölümde kişinin bedeninin ölmesidir. 2- Gerçek ölüm ise kişinin şehvet ve öfkesini öldürmesi yani nefsini öldürmesidir. Bu -ikincisi-, çeşitli ahlaki pratiklerle, sportif etkinliklerle, müzik dinlemekle ve benzerleriyle öldürülebilir. Bu dünyada nefsini öldüren kişi, -mecazen- Güneş’in ışığından pay alır yani hakikatten pay alır. Beden, hakikatin önünde bir perdedir. Perde ortadan kalkarsa akıl, zincirlerini kırarak gerçek hakikati bulur. Platon’un “mağara metaforu”na -veya “mağara mecazı”ndaki mecaz anlatımına- göre, kişinin aklı/ruhu, arkadan gelen Güneş ışığı sayesinde bir mağaranın gölgelerine bakar vaziyette, Güneş’e sırtı dönük olarak, şehvet, öfke ve bedenle zincirlenmiştir. Nefsi yani şehvet ve öfkeyi yenen/öldüren birisi, artık yüzünü Güneş’e / asıl akılsal hakikate döndürmüş olur. Burada gölgeler, idea âleminden dünyaya yansıyanlardır/taklitlerdir. Sokrates ve Platon burada “idealizm” olgusunu vurgulamışlardır. Söyledikleri, pek çok din konularıyla uzlaştırılabilir. Anımsama teorisiyle ve mecaz anlatımlarla ruhun -öncesiz ve sonrasız- ölümsüz olduğunu kanıtlamaya çalışsalar da, dinler gibi ikna edici bir argüman/kanıt ortaya koymadıkları görülür.[286] (“Metafor”[287])

Epikuros, felsefe tarihinde materyalizmin babasıdır. “Atomcu” öğretisi meşhurdur. O, korkularımızla yüzleşmek konularına da değinmiştir. Onun öğretileri elimize ulaşmasa da, büyük ölçüde Diogenes Laërtius’un yazdığı felsefe tarihinde/notlarda ve Titus Lucretius Carus’un “Doğa Üzerine” adlı yapıtında onun düşüncelerinden söz edilir. O, dinlerin ve idealist filozofların ortaya attığı Tanrı korkusu ve ölüm korkusu kavramlarını materyalist düzlemde ele almıştır. Kendinden bir önceki filozof Demokritos’un dediği gibi ona göre de, her şey atomlardan meydana gelir. Ona göre ruh da atomlardan meydana gelir ve ölüm aslında atomların çözülmesi demektir yani onların birleşik olmayan önceki haline geri dönmesidir. Ölümle birlikte tensel ve ruhsal atomlar, nesneler dünyasına tekrardan karışır. Atomlar bu döngüyle sonsuzdur, fakat kişilik sonsuz değildir. Bu bağlamda Epikuros şunu söylemiştir: Ölüm varken ben, ben varken ölüm yok. Yine ona göre öldükten sonra benlik bilincimiz yok olacaktır. Öldükten sonra benlik, duyu, bilinç ve akıl yok olacağı için hiçbir şey yargılanamaz, hissedilemez ve bilinemez: Bu yüzden ölümden korkmak anlamsızdır. Platon’un söylemi daha çok yankı uyandırsa da, Epikür’ün düşüncesi de toplumu etkilemiştir.[286] (“Ben”, “Benlik” vd.[288])

Cicero/Çiçero, kendisinden önceki ölüm konulu tüm görüşleri bir araya getirerek yazmıştır. O, Platon’un ruhun bedenden ölümle kurtularak hakikate ulaşmasını, ölüm korkusunu yenme açısından epistemik olarak daha güçlü bulur. Öte yandan materyalistlerin -Epikürcülerin- ölümden korkmalarını, kendileriyle çelişiyor olarak görür.[286] (Çiçero / Marcus Tullius Cicero[289])

İslam dünyası Yunan felsefesiyle 8. ve 9. yy.larda karşılaşınca Timaios, Phaidon başta olmak üzere Platon’un pek çok eseri çevrilerle İslam dünyasına -Arapçaya- aktarılmıştır. İslam içinde Kindî’den başlayan bir gelenek vardır ve onun “Risâle fi’l-ḥîle li-defʿi’l-aḥzân” adlı -ilk- eserinde üzüntüleri yenmek için çareler aranır, bu Platon ve Stoa izleri taşır. Olması zorunlu şeyler karşısında yapılacak bir şey olmadığından üzülmek aptallıktır. Epiktetos’un dediği gibi, elinde olanı ve olmayanı bil ve ona göre davran. Yine Kindî’ye göre, üzüldüğünüz bir şeyi değiştirme imkânınız varsa ona üzülmek yine yanlıştır, bunun yerine onu değiştirin, der ve ekler: Ölüm zorunludur, bilinci ölümle meşgul etmek yersizdir. Ölümsüzlüğü arzulamak yanlıştır, çünkü o, Tanrı’yı arzulamaktır, oysaki biz beşeriz ve sınırlıyız.[286] (“Stoacılık”[290]) (Epiktetos[291])

___________________
[286] Hasan Aydın, “Ölüm Korkusu…”, ags.
[287] “Metafor” (mecaz): “is. ed. 1. Bir ilgi veya benzetme sonucu gerçek anlamından başka anlamda kullanılan söz. 2. Bir kelimeyi veya kavramı kabul edilenin dışında başka anlamlara gelecek biçimde kullanma, metafor.”. TDK, ags., “Mecaz”, Güncel Türkçe Sözlük, Erişim: 20 Haziran 2019.
[288] “Ben”: “1- Bilinçli bireyin kendini başkalarından ayırmasını dile getiren sözcük. 2- Bilinç edimlerinin taşıyıcısı. (Ör. Descartes’ta düşünen varlık, düşünen töz; Hume da tasarımlar demeti.)” (a), “zm. 1. Teklik birinci kişiyi gösteren söz. 2. is. ruh b. Kişiyi öbür varlıklardan ayıran bilinç. 3. is. fel. Bir kimsenin kişiliğini oluşturan temel öge, ego.” (b). “Benlik”: “Bireye çevresindeki olguları bilinçli olarak ayırt etme olanağı veren ve özü yalnızca insanın toplumsal ilişkilerinden oluşan kişilik kesimi.” (c), “Bireyin ne olduğu, ne olmak istediği ve çevresince nasıl tanındığı konularındaki bilinçliliği.” (d), “is. 1. Bir kimsenin öz varlığı, kişiliği, onu kendisi yapan şey, kendilik, şahsiyet. 2. Kendi kişiliğine önem verme, kişiliğini üstün görme, kibir, gurur.” (e). “Kişilik”: “1- Bireyin, toplumsal çevresi içinde karşılaştığı ve edindiği izlenimlerle oluşturduğu davranış özelliği. 2- Bireyin ruhsal ve toplumsal tepkilerinin tümüne verilen ad. 3- Bir kimsenin kendine göre belirgin bir özelliği olması durumu.” (f), “is. 1. Bir kimseye özgü belirgin özellik, manevi ve ruhsal niteliklerinin bütünü, şahsiyet. 2. İnsanlara yakışacak durum ve davranış. 3. top. b. Bireyin toplumsal hayatı içinde edindiği alışkanlıkların ve davranışların bütünü. 4. sf. Herhangi bir kişi için, herhangi bir kişiye yetecek miktarda olan: “…iki kişilik bir masaya oturdu.” -Y. Atılgan. 5. sf. Herhangi bir sayıda kişiden oluşan: “…on altı kişilik bir kafile olduk.” -A. Gündüz.” (g), “1- Kişinin özünü kuran, kişiyi kişi yapan şey. 2- Bireyin tinsel ve ruhsal niteliklerinin, özelliklerinin toplamı.” (h), “Kişinin, işler durumdaki ruhsal, bedensel ve fizyolojik özelliklerinin kendine özgü olan az çok durağan bütünlüğü.” (i), “Bireyin toplumsal yaşamı içinde edindiği alışkanlıklarının ve davranışlarının tümü.” (j), “Bireyleri değişik kaynaklardan gelen, ayrıtsal yanlarıyla örnekçeler içinde kümeleyen kişisel özelliklerin bileşimi.” (k). “Davranış”: “1- Kişinin özellikle ahlâk bakımından gösterdiği davranım. 2- Bir kimsenin içinde bulunduğu toplumsal, ekonomik ve kültürel koşullar dolayısıyle geliştirdiği ve onu aynı durumdaki kimselere yaklaştıran davranımların tümüne verilen ad. 3-Bir kimse ya da bir olay karşısında alınan durum.” (l), “Dıştan gözlemlenebilecek tepkilerin toplamı.” (m), “Organizmanın uyaranlar karşısındaki tepkilerinin tümü.” (n), “Bir toplumda ya da toplumsal kümede genellikle alışkanlık durumuna gelen ve saymaca olan, görece tekbiçimli bir eylem türü.” (o), “Tutum, dürtü ve uyaranlarca güdülenen ve ortak tanımı bulunan kalıplı edim.” (r), “is. 1. Davranma işi, tutum, davranım, muamele, hareket” (p). “Ahlâk “: “1- a. Belli bir dönemde belli insan topluluklarınca benimsenmiş olan, bireylerin birbirleriyle ilişkilerini düzenleyen törel davranış kurallarının, yasalarının, ilkelerinin toplamı. b. Çeşitli toplumlarda ve çağlarda kapsamı ve içeriği değişen ahlaksal değerler alanı. 2- Bir kişi ya da bir insan öbeğince benimsenen eyleme kurallarının toplamı. 3- Ahlâksal olan şeylerle bağlantısı olan bir görüşler dizgesi (tek kişinin, bir ulusun, bir toplumun, bir çağın). 4- Felsefenin bir dalı olarak: a. Ahlâk üzerine kavramsal öğretiler. b. İnsanların kişisel ve toplumsal yaşamdaki ahlâksal eylemlerine ilişkin sorunları inceleyen felsefe öğretileri.” (s). “Etik”: “1. Ahlak felsefesi. 2. Felsefenin ‘ödev’, ‘yükümlülük’, ‘sorumluluk’ ve ‘erdem’ gibi kavramları analiz eden, ‘doğruluk’ veya ‘yanlışlık’ ile ‘iyi’ veya ‘kötü’yle ilgili ahlaki yargıları ele alan, ‘ahlaki eylem’in doğasını soruşturan ve iyi bir yaşamın nasıl olması gerektiğini açıklamaya çalışan dalı.” (t). (a) TDK, ags., “Ben”, BSTS – Felsefe Terimleri Sözlüğü; (b) TDK, ags., “Ben”, Güncel Türkçe Sözlük; (c) TDK, ags., “Benlik”, BSTS – Toplumbilim Terimleri Sözlüğü; (d) TDK, ags., “Benlik”, BSTS – Ruhbilim Terimleri Sözlüğü; (e) TDK, ags., “Benlik”, Güncel Türkçe Sözlük; (f) TDK, ags., “Kişilik”, BSTS – Eğitim Terimleri Sözlüğü; (g) TDK, ags., “Kişilik”, Güncel Türkçe Sözlük; (h) TDK, ags., “Kişilik”, BSTS – Felsefe Terimleri Sözlüğü; (i) TDK, ags., “Kişilik”, BSTS – Ruhbilim Terimleri Sözlüğü; (j) TDK, ags., “Kişilik”, BSTS – Toplumbilim Terimleri Sözlüğü; (k) TDK, ags., “Kişilik”, BSTS – Yöntembilim Terimleri Sözlüğü; (l) TDK, ags., “Davranış”, BSTS – Eğitim Terimleri Sözlüğü; (m) TDK, ags., “Davranış”, BSTS – Felsefe Terimleri Sözlüğü; (n) TDK, ags., “Davranış”, BSTS – Ruhbilim Terimleri Sözlüğü; (o) TDK, ags., “Davranış”, BSTS – Toplumbilim Terimleri Sözlüğü; (r) TDK, ags., “Davranış”, BSTS – Yöntembilim Terimleri Sözlüğü; (p) TDK, ags., “Davranış”, Güncel Türkçe Sözlük; (s) TDK, ags., “Ahlâk”, BSTS – Felsefe Terimleri Sözlüğü; (t) TDK, ags., “Etik”, BSTS – Veteriner Hekimlik Tarihi ve Deontoloji Terimleri Sözlüğü; Erişimler: 20 Haziran 2019.
[289] Marcus Tullius Cicero (Çiçero): MÖ 106-43, Roma Cum., günümüz İtalya, Romalı/Roman. Filozof, devlet adamı, siyasetçi , avukat , hatip , siyaset kuramcısı. Wikipedia Contributes, “Cicero”, Wikipedia, The Free Encyclopedia, <https://en.wikipedia.org/wiki/Cicero> Erişim: 7 Eylül 2015.
[290] “Stoacılık”: “Usun egemenliğini, doğaya uygun yaşamayı, ruhun -> sarsılmazlığını -> duyumsamazlığı ve dünya yurttaşlığı ülküsünü erek olarak koyan, Kıbrıslı Zenon’un (İ.Ö. 4. yüzyıl) kurduğu felsefe okulu. Zenon, okulunu Atina’da stoa Poikile’de (= resimlerle süslü, direkli bir galeri) açtığından (stoa, Yunancada direkli galeri demektir), okul bu adı almıştır.” (a), “is. fel. Aklın egemenliğini, doğaya uygun yaşamayı, ruhun duyumsamazlığı ve dünya yurttaşlığı ülküsünü amaç edinen Kıbrıslı Zenon’un kurduğu, öğretiye ilişkin derslerin stoa denilen direkli galeride verildiği öğreti, revakiye.” (b). (a) TDK, ags., “Stoacılık”, BSTS – Felsefe Terimleri Sözlüğü; (b) TDK, ags., “Stoacılık”, Güncel Türkçe Sözlük; Erişimler: 20 Haziran 2019.
[291] Epiktetos: -tahmini- MS 55’de Hierapolis/Pamukkale/Denizli’de doğdu, MS 135’de Yunanistan’da öldü, Yunan/Grek. Stoacı filozof. Panteist. (a). Stoacılık: Helenistik dönemde geçer. Mantık, Panteizm, İdealizm vb. savunulur. (b). (a) Wikipedia Contributes, “Epictetus”, Wikipedia, The Free Encyclopedia, <https://en.wikipedia.org/wiki/Epictetus>; (b) Wikipedia Contributes, “Stoicism”, Wikipedia, The Free Encyclopedia, <https://en.wikipedia.org/wiki/Stoicism>; Erişimler: 7 Eylül 2015.

 

İslam dünyasında Cicero’ya yakın olan, naturalist, Tanrı’ya inanıp doğayı ön plana çıkaran ama dinleri reddeden ve ünlü bir tabip olan Ebû Bekr Muhammed b. Zekeriyyâ er-Râzî, “eṭ-Ṭıbbü’r-rûḥânî” adlı eserinde ölüm korkusunu irdelemiştir. O, Cicero gibi, söz konusu -Platon ve Epikürcü- 2 ölüm öğretisini ele alıp ikisinin başarılarını gösterir. Cicero ve Z. Razi şunlarda hemfikirdir. Ölüm korkusu patolojik bir durumdur. Hortlak, cennet, cehennem gibi anlatılan şeyler, insanlarda ölümün normalden -kötü- farklı bir şey gibi algılanmasına yol açar. Bu gibi -kötü- şeyler anlatılmasa insan ölümden korkmazdı. Ölümden korkmanın sebepleri, kötülük olarak görünmesi ve yoksulluk olarak düşünülmesidir, yoksulluk, yaşamın sunduğu nimetlerden yoksun kalmaktır. Oysaki ölüm bunların tersine yaşamdan daha üstündür. Onlar, ölümden sonra acı, haz, iyilik, kötülük gibi dünyevi şeylerin yok olacağını savunarak, ölümün yaşamdan daha üstün olduğunu savunur. Eğer gözleriniz kör ise görmeyi ister ve onu arzularsınız, fakat gözleriniz kör değil ise onu ne ister ne de arzularsınız ya da var olmayan bir şey ne arzulanır ne de ondan haz alınır örneklerindeki mantalite gibi, ölü olan birisi de dünyevi olgulardan ve duygulardan tamamen uzaklaşır görüşü söz konusudur. Bir şeye ihtiyaç duymayan, ihtiyaç duyandan daha üstündür. Ölüm zorunludur ve hayvanların ölümü düşünmemesi gibi insanların da ölüme aldırmamaları gerekir. Uyku ölümün ikizidir, insan uykuda bir şey hissetmez, ölümde hissedemeyeceği gibi. Ölüm sonrası için anlatılan “efsaneler” yalandır, eğer amaç hakikate ermekse ölüm bizi yaşamın kötülüklerinden ve sahte hazlardan çekip alır, -mecazen- iyiliklerden çekip almaz. Cicero ve Z. Razi, birinci argüman olarak üstte anlatılanları savunur: Bu argümanda onlar -iyi bir şekilde anlamlandırdıkları- materyalizmin yanındadırlar. İkinci argümanlarında ise -Sokrates ve Platoncu tarzda- idealizmin yanında yer alarak şunları söylerler. Gerçek mutluluk nefsin arzularından kurtulmaktır. Dünyevi hazlar sahtedir, ruhu olgunlaştırmak için onlardan kurtulmak gerekir. Acıya neden olan şehvet, öfke, imrenme, istek vb.den kurtulunmalıdır. Yaşamı bize sunan, onu canı istediği zaman alır, önemli olan yaşamdayken onurlu ve iyi şeyler yapmaktır. Ruhun bedenden ölümle ayrılması en yüksek mutluluktur. Dünyevi hazzı, onun gerçek yapısını bilmeyenler arzular. O haz, bir acıdan kurtulduktan sonra ortaya çıkar, kendi başına istenilmez. Gölgeli bir yerden güneşe çıkıp, güneşin sıcaklığından rahatsız olan bir insan tekrar gölge yere geri döner: O kişi başlangıçtaki gölgeli yerde haz ya da acı hissetmez -nötrdür- ancak gölge yere dönünce haz duymaya başlar. Bu bağlamda haz da acı da gelip geçicidir. İnsanın ruhu bedende yaşarken nasılsa, ölümden sonraki durumu da buna bağlı olacaktır, dolayısıyla yaratılışımızın amacının, yaşamın en büyük değerinin, gelip geçici olan bedensel hazlardan yararlanmak değil, tabii ve nefsani arzuları terk edip aklın arzularına, bilim ve adalete yönelmekten geçmektedir. Etik değerlere uygun yaşayan ve bilgi peşinde koşan bir insan idealist ise bu gelip geçiciliği anlar ve gerçek haza kavuşacağından ölümden korkmaz. İnsanın ölümüyle bedendeki hapis ruhu, tanrısal âleme doğru giderek kurtulur. İnsan bu dünyada mutsuzdur ancak gelip geçiciliğin farkına varanlar hakiki mutluluktan pay alabilirler: Bu kendini ölüme hazırlamaktır, ruhu olgunlaştırmaktır, yaşarken ölmektir. Ruh bedendeyken onu bilgi ve erdemle geliştirmeliyiz, zira dünyevi yaşantımız nasılsa ölüm sonrası yaşantımız da bununla bağlantılı olarak iyi veya kötü olur. Yaşamımızın amacı -bilge olmak- bilgi sahibi olmak, ahlaki bir yaşam sürmek ve adaleti uygulamaktır: Ruh ancak bunlarla sonsuz mutluluğa hazırlanabilir. Bu görüşler, Cicero ve Z. Razi’nin ölüm konusunda ikinci argüman olarak idealist tarzdaki ortak düşünceleridir. Sonuçta ikisini özetlemek gerekirse şunlar söylenir. Materyalist veya idealist düşüncedekilerin ölümden korkması kendileriyle çelişmek olur. İkisi; Sokrates, Platon ve Epikür’den etkilenerek, ölüm konusu hakkında farklı çözümlemelerle -akıl yürütmüş- diyalektik yapmışlardır.[292] (Mantalite[293]) (Argüman[294])

___________________
[292] Hasan Aydın, “Ölüm Korkusu…”, ags.
[293] Mantalite’yi 165.1 nolu dipnotta -gecikmeli olsa da- bağlantıdan dolayı açıklamışsam da burada tekrarlamak istedim. Türkçedeki mantalite sözcüğü, “Fransızca mentalité “düşünce tarzı” sözcüğünden alıntıdır. Fransızca sözcük Latince mentalis “akla ilişkin” sözcüğünden +itas ekiyle türetilmiştir. Bu sözcük Latince mens, ment- “akıl, zihin, düşünce yeteneği” sözcüğünden +al° ekiyle türetilmiştir. Latince sözcük Hintavrupa Anadilinde yazılı örneği bulunmayan *mn̥-ti- biçiminden evrilmiştir. Bu biçim Hintavrupa Anadilinde yazılı örneği bulunmayan *men-1 “düşünmek” kökünden türetilmiştir.”. Ek açıklama: “Aynı kökten İngilizce mind, māna- “akıl, düşünce”, Eski Yunanca mnēsis “anma, hafıza”, Eski Yunanca mátos “düşünce, irade”. Ayrıca Latince monere “akıl vermek”, Sanskritçe mantra “öğüt, düşünce”, Avesta (Zend) dilinde mazda “bilge”, Eski Yunanca mántis “kâhin”, mániā “delilik”.”. Sevan Nişanyan, “Mantalite”, Nişanyan Sözlük, 5 Aralık 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=mantalite&view=annotated> Erişim: 21 Haziran 2019.
[294] Türkçedeki argüman sözcüğü, “Fransızca argument “tez, ifade, tartışma” sözcüğünden alıntıdır. Fransızca sözcük Latince argumentum sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Latince arguere “açıklamak, kanıtlamak, ifşa etmek” fiilinden +ment° ekiyle türetilmiştir.”. Sevan Nişanyan, “Argüman”, Nişanyan Sözlük, 18 Temmuz 2013, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=argüman&view=annotated> Erişim: 21 Haziran 2019.

 

 

SİTE DİZİNİNDEKİ 376. KONU
TANRI ve AHLAK İLİŞKİSİNE FELSEFİ BİR YAKLAŞIM

Tanrı ve ahlak ilişkisi nedir, etik ve ahlak arasındaki ilişkiler/farklar nelerdir, ahlaki değerlerin kaynakları Tanrı’da, insanda ve toplumda nelerdir? Tanrısal ahlakın subjektivizm ve objektivizm olarak analizi.[295] (“Subjektivizm” ve “Objektivizm”[296.1])

Etik sözcüğü Yunanca “éthos”tan gelmektedir. Éthos daha çok, bir şeyin mizacını/karakterini/doğasını vurgulamak, ifade etmek için kullanılmıştır. Ahlak sözcüğü ise Arapça “hulk = χulḳ = خُلْق < halaka = χalaḳa = خَلَقَ”dan gelmektedir. Hulk, yaratılış/yaratılıştan anlamına gelir, bu da bir şeyin mizacını/karakterini/yapısını anlatmak için kullanılmıştır. Türkçede bu iki kelimeye denk “töre” sözcüğü vardır. Töre, “törümek”ten türetilmiştir. Günümüzde töre sözcüğü hâlâ kullanılmaktadır ama anlam daralmasına uğramıştır.[295] (1- Etik, Ahlak vd.[296.2]) (2- “Etik” ve “Ahlak”[297]) (Töre[298])

Yunan felsefecilerin etik kavramsallaştırması, ahlak felsefesine denk gelir. Yunanlılar etikle ahlakı ayırmışlardır. Etik, ahlaki buyruklar/değerler üzerinde düşünen ve onların, epistemolojik / onu nasıl biliriz ve ontolojik / o nedir temellerini irdeleyen bir felsefe disiplinidir. İyinin iyi ve kötünün kötü olduğu nasıl bilinir/gerekçelendirilir? İyi ve/veya kötü nedir, yapısı nedir? Bu sorular tartışılır ve değerler üzerine ortaya konmuş teorilerin “metaetik” olarak analizi yapılır. Etik -nihai/buyruksal anlamda- iyi ve kötünün bilgisini vermez. Etik kitabını veya ahlak felsefesini okuyan birisi -kişi, ahlaki normlara mantık yürütürse bu onu- ahlaklı veya ahlaksız yapmaz/olmaz. Kişi ahlaka bilinçli yaklaşıp, onu analiz edip onun farkındalığını kavrar. Toplumdaki ahlaki değerler bazen çatışabilir. Etik, ahlaki dilemmamızı/ikilemimizi -olumlu yönde- geliştirir.[295] (“Buyruk”[299]) (Meta[300]) (“Norm”[301]) (“Dilemma”[302])

Ahlak, belli bir aşamada olan toplumun ortaya koymuş olduğu normatif/emredici buyruklardır. Ahlak iyi ve kötü üzerinde düşünmek değildir. Kişi, üzerinde düşünmeksizin önceden belirlenmiş, emredilmiş ahlak kurallarına/emirlerine uyar / mecbur bırakılır. Tıp etiği, öğretmen etiği değil; tıp ahlakı, öğretmen ahlakı vardır. Etik davranmanın ahlaki/ahlaklı davranmaya ters düşmesi, onun olayın özünü -düşünerek- analiz etmesindendir. Etikle ahlak arasındaki ilişkiyi tartışmak etiğin konusudur. Etik, ahlaki normları -olumlu/olumsuz- eleştirir, mantık yürütür: Bu, etiksel bilincimizi geliştirir, toplumun emredici vicdanına kanca atar.

Etik değerleri nasıl biliriz ve onlar nedir tartışmalarına bakıldığında 2 büyük/temel öğretiyle karşılaşırız: biri etiğin hem ontolojisini hem de epistemolojisini insana bağlayan yaklaşım, diğeri Tanrı’ya bağlayan yaklaşım. Bazıları ise etiğin epistemolojisini insana, ontolojisini ise “aşkın” öğretilere bağlamıştır.[295]

___________________
[295] Hasan Aydın, “Tanrı ve Ahlak İlişkisine Felsefi Bir Yaklaşım”, Viacademia, 3 Nisan 2015, <https://youtu.be/-O93qEvci8M> Erişim: 28 Temmuz – 11 Ağustos 2015.
[296.1] Gidişat gereği bu dipnot, 261. dipnotun devamıdır. (Özne için dipnot 261’e bakınız.) “Subjektivizm” (öznelcilik): “1- (Genel anlamda) Özneyi her şeyin ölçüsü yapma eğilimi; bütün değer ve gerçeklik yargılarını bireysel bilinç edimlerine indirgeme eğilimi. 2- (Bilgi kuramı açısından) Bütün bilgilerin öznel olduğunu ileri süren görüşler: Burada özne a. genel bir özne, genellikle bilinç, b. bireysel özne, tek kişinin ben’i olarak anlaşılabilir. 3- (Fizikötesi açısından) Bütün evrenin tasarım olduğunu ya da tinsel, ruhsal öznelerden başka hiç bir gerçekliğin bulunmadığını ileri süren görüş. 4- (Ahlâk felsefesinde) Bütün değerlerin öznel olduğunu kabul eden görüş. 5- (Estetikte) Sanat yargılarının bireysel beğenileri dile getirdiğini ileri süren görüş.” (a). “Objektivizm” (nesnelcilik): “is. fel. Öznenin değil nesnenin gerçekliğine dayanan bilgileri arayan akıl yolu, objektivizm.” (b). “Nesne”: “(Lat. objectum = karşıda bulunan, karşıya konan) : 1- (Genellikle) Karşımızda bulunan şey. 2- Öznenin bağlılaşık kavramı olarak, özne ediminin, bilincin kendisine yöneldiği şey: a. Kendisine yönelinen, düşünülen, tasarlanan nesne, kendisine yönelen bir edim olmadan var olmayan şey; bilinçte, düşünme nesnesi (konu) olarak düşünme olayının karşısında bulunan şey; düşüncel (ideal) nesne. b. Özne ediminden, bilinçten, bağımsız olan gerçek (real) nesne; gerçeklik olarak, dışdünyanın bir parçası olarak bilincin karşısında duran şey.” (c). “Nesnel”: “1-Nesneye ilişkin olan. 2- Nesne ile uyuşan, nesne ile uyum içinde olan. 3- Bireyin kişisel görüşünden bağımsız olan. 4- Genel geçer olan, her düşünce için geçerli olan.” (d). “Genelgeçer”: “sf. Toplum tarafından kabul edilen, hemen herkesçe benimsenen.” (e), “Belli önkoşullar yerine geldiğinde her durum ve her bağlamda geçerli olan.” (f). “Nesnel”: “sf. 1. Nesne ile ilgili, nesneye ilişkin, öznel karşıtı. 2. mec. Gerçeğe varmak amacıyla, taraf tutmadan inceleme yapan, hüküm veren, objektif. 3. fel. Bireyin kişisel görüşünden bağımsız olan, objektif.” (g). “Öznel”: “1- Özneye ilişkin olan. 2- Öznede temellendirilen, özneyle belirlenmiş olan, özne için geçerli olan.” (h), “sf. Özneye ilişkin olan, öznede oluşan, nesnelerin gerçeğine değil, bireyin düşünce ve duygularına dayanan, enfüsi, subjektif, nesnel karşıtı.” (i), “Kişiye özgü olan; başkalarınca gözlenip izlenemeyen, ancak kişinin bilincinde olduğu (içsel süreçler).” (j), “1- Özneyle ilişkisi olan; öznede oluşan. 2- Nesnelerin gerçeği yerine öznenin düşünce ve duygularına dayanan.” (k). “Nesnel kavramı (objektif, aynî, vakiî), 1. Hakiki, içsel tecrübeye, zihinsel yaşantıya, öznel tecrübeye bağlı olmayıp herkes tarafından gözlemlenebilir, doğrulanabilir şey. 2. Zanna (sanı) karşıt olarak bir duruma, olaya, varlığa, duygulardan, önyargılardan etkilenmeksizin anlama, kavrama veya değer biçme yeteneği biçimlerinde tanımlanmıştır. Nesnellik (Osm. âfâkiyet; İng. objectivity) ise, nesneleri zihinden bağımsız varlıklar olarak, uygun bir yöntemle ve nesneler nasıl iseler öylesine algılanabileceğini, onların hakiki bilgisine ulaşılabileceğini kabul etmektedir. Nesnellik yanlılarına göre, anlaşılan veya anlaşılacak şey kişiden kişiye değişmeyecek kadar gerçek, nesnel, “orada” olan bir şeydir. Nesnellik taraftarları duygularımızın, zihnimizde önceden mevcut olan kategorilerin, geleneklerimizin, önyargılarımızın aşılması suretiyle ve sayesinde olayların, anlamaya konu teşkil eden olguların kişisel öge ve etmenlerden etkilenmeden, öznel eğilimlerden bağımsız olarak anlaşılabileceğini, nesnelerin hakiki bilgisine ulaşılabileceğini, dahası bu bilginin insanlar arasında her çeşit ihtilafı ortadan kaldırabilecek bir genel geçerliliğe de haiz olabileceğini, (sosyal bilimler alanındaki) yöntemlerde herkes için bağlayıcı sonuçlara ulaşılabileceğini ileri sürerler.” (l). Kısacası öznelcilik insanı merkeze alır, nesnelcilik ise doğayı merkez alır (l)(m)(n). (a) TDK, ags., “Öznelcilik”, BSTS – Felsefe Terimleri Sözlüğü; (b) TDK, ags., “Nesnelcilik”, Güncel Türkçe Sözlük; (c) TDK, ags., “Nesne”, BSTS – Felsefe Terimleri Sözlüğü; (d) TDK, ags., “Nesnel”, BSTS – Felsefe Terimleri Sözlüğü; (e) TDK, ags., “Genelgeçer”, Güncel Türkçe Sözlük; (f) TDK, ags., “Genelgeçer”, BSTS – Yöntembilim Terimleri Sözlüğü; (g) TDK, ags., “Nesnel”, Güncel Türkçe Sözlük; (h) TDK, ags., “Öznel”, BSTS – Felsefe Terimleri Sözlüğü; (i) TDK, ags., “Öznel”, Güncel Türkçe Sözlük; (j) TDK, ags., “Öznel”, BSTS – Ruhbilim Terimleri Sözlüğü; (k) TDK, ags., “Öznel”, BSTS – Eğitim Terimleri Sözlüğü; (l) Adnan Koşum, “İçtihatta Hata ve İsabet Tartışmaları Işığında Öznellik ve Nesnellik Sorunu”, Usûl, Sayı: 5, 2006, <https://dergipark.org.tr/download/article-file/153827> s. 7, 8; (m) Doğan Göçmen, “Marksizmde İnsan Düşüncesi ya da İnsanın Doğası ve Yeni Bir Uygarlığın Yaratılması”, 2009, <https://www.academia.edu/2446669/Marksizmde_İnsan_Düşüncesi_ya_da_İnsanın_Doğası_ve_Yeni_Bir_Uygarlığın_Yaratılması> veya <https://dogangocmen.files.wordpress.com/2009/09/marksizm_ve_insan_dusuncesi3.pdf> s. 2 [kendi özel çalışması]; Kenan Mermer, “Doğu-Batı Ayrımı İzinde Dualite Meselesine Bir Yaklaşım”, Toplum Bilimleri, Cilt: 4, Sayı: 8, Temmuz-Aralık 2010, <http://toplumbilimleri.com/files/f5b25c4c-58b6-46f8-8537-b6596a605b7213 Kenan MERMER.pdf> s. 217; Erişimler: 6 Ağustos 2019.
[296.2] Türkçedeki etik sözcüğü, “Fransızca éthique “ahlak, ahlaki” sözcüğünden alıntıdır. Fransızca sözcük Eski Yunanca ethikós εθικός “ahlaka ilişkin” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Eski Yunanca éthos έθος “örf, adap, ahlak, töre” sözcüğünden +ik° ekiyle türetilmiştir.” (a). Türkçedeki ahlak sözcüğü, “Arapça χlḳ kökünden gelen aχlāḳ أخلاق “yaradılış, huy, karakter” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Arapça χulḳ خُلْق “yaradılış, seciye, karakter” sözcüğünün afˁāl vezninde çoğuludur. Bu sözcük Arapça χalaḳa خَلَقَ “yarattı” fiilinin tekilidir.” (b). Hulk sözcüğü, “Arapça χlḳ kökünden gelen χulḳ خُلْق “yaradılış, karakter” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Arapça χalaḳa خَلَقَ “yarattı” fiilinin fuˁl vezninde masdarıdır.” (c). Türkçedeki halk2 sözcüğü, “Arapça χlḳ kökünden gelen χalḳ خلق “yaratma, yaratış” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Arapça χalaḳa خلق “yarattı” fiilinin faˁl vezninde masdarıdır. Bu sözcük Aramice/Süryanice χlḳ kökünden gelen χālaḳ חלק “pay etme, düzeltme, düzenleme” sözcüğü ile eş kökenlidir.” (d). Türkçedeki halk1 sözcüğü, “Arapça χlḳ kökünden gelen χalḳ خلق “herhangi bir insan topluluğu, ahali” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Aramice/Süryanice χlḳ kökünden gelen χelḳā חֶלְקָא “pay, bölük, kısım” sözcüğü ile eş kökenlidir. Bu sözcük Aramice/Süryanice χālaḳ חלק “pay etmek, bölmek” fiilinden türetilmiştir.”. “χalaḳa fiilinin “pay etme” anlamı Arapçada mevcut değildir. Aramice sözcük Eski Yunanca dēmos “1. pay, bir yana ayrılan kısım, 2. halk, ahali” deyiminin tam çevirisidir.” (e). Türkçedeki yarat|mak (≅ yaratan, yaratılış) sözcüğü, “Eski Türkçe yarat- “uydurmak, düzenlemek” fiilinden evrilmiştir. Eski Türkçe fiil Eski Türkçe yara- “uymak” fiilinden Eski Türkçe +It- ekiyle türetilmiştir.”. “Tarihçe (tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler): Eski Türkçe: “düzenlemek” [Orhun Yazıtları, 735] teŋri teg teŋri yaratmış türük bilge kagan [tanrı gibi, tanrıdan olmuş Türk Bilge K.], Eski Türkçe: “… donatmak” [Uygurca İyi ve Kötü Prens Öyküsü, 1000 yılından önce] yétti kün turup kémi yarattı [yedi gün durup gemi donattı]”, “Ek açıklama: Yaradan/yaradılış biçimleri 17.-18. yy’daki /d/ > /t/ ses değişimi öncesinden kalan arkaik biçimler olup özellikle dini bağlamda kullanılırlar.”, “Benzer sözcükler: yaradan, yaradana sığınmak, yaradılış, yaratan, yaratıcı, yaratıcılık, yaratılmak, yaratılış, yaratım”. (f1). Türkçedeki yara|mak sözcüğü, “Eski Türkçe yara- “uymak, yakışmak” fiilinden evrilmiştir. Eski Türkçe fiil Eski Türkçe yazılı örneği bulunmayan *yar “uygun? yakın?” biçiminden Eski Türkçe +(g)A- ekiyle türetilmiştir.”. “Tarihçe (tespit edilen en eski Türkçe kaynak ve diğer örnekler): Eski Türkçe: [Uyğur Kağan Yazıtı, 759] yeme yaramatın yaġıḏu ermiş [ve yaramaz düşmanca idiler], Eski Türkçe: [Kaşgarî, Divan-i Lugati’t-Türk, 1073] ata tonı oġulka yarasa atasın tilemes [[babanın giysisi oğula uysa babasını istemez – atasözü]] (…) yarandı [[kendini uygun kıldı, uygun göründü]] (…) yaraşdı [[birbiriyle uyuştu]] (…) yarattı [[uydurdu]]”, “Benzer sözcükler: yaramaz, yaramazlık, yaranmak, yarayışlı”. (f2). Türkçedeki yar|mak sözcüğü, “Eski Türkçe ar- veya yar- “uzunlamasına kesmek, yarmak” fiilinden evrilmiştir.” (f3), “Eski Türkçe yar- “kesmek, karar vermek”…” fiilidir (f4). Türkçedeki yar1 sözcüğü, “Eski Türkçe yār “dik yamaç” sözcüğünden evrilmiştir.” (f5). Türkçedeki yar2 sözcüğü, “Farsça yār يار “yardımcı, arkadaş, dost” sözcüğünden alıntıdır. Farsça sözcük Orta Farsça aynı anlama gelen ayār veya ayyār veya adyavār sözcüğünden evrilmiştir. Bu sözcük Avesta (Zend) dilinde aidyū- “yardım” sözcüğü ile eş kökenlidir. Avestaca sözcük Proto-İranca (Ana-İranca) yazılı örneği bulunmayan *adyāva-bara- “yardım-getiren” sözcüğünden evrilmiştir.” (f6), “Farsça yār يار …” dost-yardımcı bağlamında el ve kol anlamına da gelir (f7). “Yaratılış”: “is. 1. Yaratılma işi. 2. din b. Tanrı tarafından yoktan var edilme işi.” (f8). “Yaradılış”: “is. 1. Bir kimsede doğuştan bulunan vücut ve ruh özelliklerinin tümü, mizaç, huy, tıynet, cibilliyet. 2. Bir şeyin yaratılırken kazanmış olduğu özellikler bakımından durumu, fıtrat, hilkat.” (f9). “Huy”: “is. 1. İnsanın yaradılış ve ruh özelliklerinin bütünü, mizaç, tabiat. 2. Alışkanlık.” (g), “Kişinin dirimbilimsel özellikleri ve toplumsal-ekinsel çevre koşulları içinde oluşan, ruhsal etkinliklerini belirleyen, ırasının coşkusal yanlarının ve genel olarak bireysel özelliklerinin toplamı.” (h). “Alışkanlık”: “Bir şeye alışmış olma durumu, alışkınlık, alışmışlık, itiyat, huy, ünsiyet.” (i), “İç ve dış etkilerle eylem ve davranışların yinelenmesi, hep aynı biçimde gerçekleşmesi sonucu beliren, koşullanmış davranış ya da tepki biçimleri. Alışkanlıkların toplamı, insanın bir tür “ikinci doğası”nı oluşturur. Alışkanlık, bir yalınlaştırma olduğu, özel bir dikkat çabasını gereksiz kıldığı için düşünsel yükü azaltır; ancak düşünce ve davranışlarda bir katılaşma yarattığından bunların gelişimini engelleyici etkisi de vardır.” (j). “Dirim”: “is. 1. Hayat, yaşam. 2. Yaşama gücü.” (k). “Ekin”: “Tarihsel toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün özdeksel ve tinsel değerler ile bunları yaratmada, kullanmada, sonraki kuşaklara iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların tümü.” (l), “Bir toplumun tüm yaşam tasarımı ya da geçmişten aktardığı ve yeniden biçimleyerek geleceğe taşıdığı kalıt.” (m), “is. 1. Tahılın tarlaya atıldığı andan harman oluncaya kadar aldığı durum. 2. Kültür, hars.” (n). “Kalıt”: “is. 1. huk. Miras. 2. mec. Kalıtım yoluyla geçmiş olan şey. 3. mec. Görenekler yoluyla yerleşmiş olan tutum veya davranış biçimi.” (o). “Ira”: “İnsanın etkinliklerine, yaşama koşullarına bağlı olan ve eylemlerinde açığa vurulan durağan düşünüş özelliklerinin tümü.” (r), “is. Karakter.” (p). “Karakter”: “is. 1. Ayırt edici nitelik. 2. Bir bireyin kendine özgü yapısı, onu başkalarından ayıran temel belirti ve bireyin davranış biçimlerini belirleyen, üstün ana özellik, öz yapı, ıra, seciye. 3. Bir kimsenin veya bir insan grubunun tutumu, duygulanma ve davranış biçimi. 4. Basımda harf türü. 5. ed. Bir eserde duygu, tutku ve düşünce yönlerinden ele alınan kimse. 6. fel. Bireyin kendi kendine egemen olmasını, kendi kendisiyle uyum içinde bulunmasını, düşünüş ve hareketlerinde tutarlı, sağlam kalabilmesini sağlayan özellikler bütünü.” (s), “(Yun. kharakter = oyulmuş, çizilmiş, kalıpla basılmış < kharassein = yarmak, oymak, çizmek): 1- (Genel anlamda) Bir nesnenin, bir bireyin kendine özgü yapısı, onu başkalarından ayıran temel belirti; bireyin davranış biçimlerinin bütününü belirleyen ana özellik. 2- (Ahlâk felsefesinde) Kişinin kendi kendisine egemen olmasını, kendi kendisiyle uyum içinde bulunmasını, düşünüş ve eylemlerinde tutarlı, sağlam kalabilmesini sağlayan özellikler bütünü.” (t), “(Lât. character = işaret koyma aleti) Bir variyete ya da türün bireylerinin sahip olduğu biçim, renk, büyüklük, yapı özellikleri olup genlerin etkisi ile meydana çıkarak bir dölden bir döle taşınırlar.” (u), “Töreler ve törel değerlerle ilgili olarak, kişinin güçlüklere karşın göreli olarak düzenli ve sürekli tepki yapmasını sağlayan özelliklerden oluşan dizgeleşmiş bütünlük.” (v), “Belli ahlâk ölçülerine göre değerlendirilen kişilik.” (y). “Mizaç”: “is. 1. Huy, yaradılış, tabiat, karakter. 2. esk. İnsan vücudunun fizyolojik yapısı, sağlık.” (z), “(…) Hayvanların dış etkilere karşı gösterdiği normal tepkiler o hayvan türünün huyunu gösterir.” (z1), “Hayvanların çevre etkilerine karşı göstermiş oldukları davranış şekli.” (z2). “Tabiat”: “is. 1. Doğa. 2. Doğal özellik. 3. Güzeli ayırma melekesi, zevk, beğeni: “Abdi Bey, tabiat sahibi, altıncı kat terasında böyle bir bahçe tanzimi, doğrusu takdire şayan.” -A. İlhan. 4. İnsanın büyük abdest bozma kolaylığı veya zorluğu. 5. Huy, karakter.” (z3). “Doğa”: “1- Her var olanın doğuşunda özünü kuran şey. 2- İnsanın koyduğu kuruluşlar, biçimlerle (kültür, sanat, teknik) karşıtlık içinde, kendi kendine oluşan, biçimlenen. 3- İnsanın karşısında olan, ona yabancı, bu yüzden de bilinmeyen, kendi gücünün üstünde olan, onun dışında olan. 4- Koyumların (konulmuş olanının = thesei) karşısında, kendiliğinden olan; yapma olana karşı doğal olan. 5- Duyulur, algılanır dış nesnelerin tümü. 6- Evren. 7- Herşeyi kuşatan gerçekliğin tümü (doğa ya da Tanrı). 8- Yaratıcı, oluşturucu güç. 9- Doğurucu, besleyici, koruyucu “doğa ana.” 10- Doğa bilimlerinin konusu olarak, değerlerin dışında olan gerçeklik: canlı ve cansız doğa. 11- Nedensellik yasasının egemen olduğu alan. 12- Düşüncel (ideal) varlıklardan ayrı olarak gerçek olanın varlıkbilimsel ilkesi. 13- Bir bireyin kendine özgü çizgilerinin tümü; bir bireye özgü olan nitelikler, özel belirtiler. 14- Bir varlık türünde bireysel ya da toplumsal deneylerle kazanılmış olana karşıt olarak, onda doğuştan olan, kendiliğinden olan her şey. 15- (Varoluşçu felsefede) Bireyde özgür istençten bağımsız olan; ama insan, özü bakımından özgürlük olduğuna göre, onda baştan olmayan, Özgürlük, insanın kendisine bir doğa kazandırmasıdır, ya da sonsuz doğa olanaklarından birini seçmesidir.” (z4). (a) Sevan Nişanyan, “Etik”, Nişanyan Sözlük, 2 Mart 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=etik&view=annotated>; (b) Sevan Nişanyan, “Ahlak”, Nişanyan Sözlük, 21 Eylül 2017, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=ahlak&view=annotated>; (c) Sevan Nişanyan, “Hulk”, Nişanyan Sözlük, 4 Kasım 2017, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=hulk&view=annotated>; (d) Sevan Nişanyan, “Halk2“, Nişanyan Sözlük, 21 Ağustos 2014, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=halk2&view=annotated>; (e) Sevan Nişanyan, “Halk1“, Nişanyan Sözlük, 21 Eylül 2017, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=halk1&view=annotated>; Erişimler: 21 Haziran 2019. (f1) Sevan Nişanyan, “Yarat|mak”, Nişanyan Sözlük, 5 Mart 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=yarat-&view=annotated>; (f2) Sevan Nişanyan, “yara|mak”, Nişanyan Sözlük, 28 Temmuz 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=yara-&view=annotated>; (f3) Sevan Nişanyan, “Yar|mak”, Nişanyan Sözlük, 8 Eylül 2017, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=yar-&view=annotated>; (f4) Sevan Nişanyan, “Yarış|mak”, Nişanyan Sözlük, 30 Eylül 2017, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=yarış-&view=annotated>; (f5) Sevan Nişanyan, “Yar1“, Nişanyan Sözlük, 4 Mart 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=yar1&view=annotated>; (f6) Sevan Nişanyan, “Yar2“, Nişanyan Sözlük, 2 Haziran 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=yar2&view=annotated>; (f7) Sevan Nişanyan, “Yardım”, Nişanyan Sözlük, 22 Eylül 2017, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=yardım&view=annotated>; (f8) TDK, ags., “Yaratılış”, Güncel Türkçe Sözlük; Erişimler: 25 Temmuz 2019. (f9) TDK, ags., “Yaradılış”, Güncel Türkçe Sözlük; (g) TDK, ags., “Huy”, Güncel Türkçe Sözlük; (h) TDK, ags., “Huy”, Toplumbilim Terimleri Sözlüğü; (i) TDK, ags., “Alışkanlık”, Güncel Türkçe Sözlük; (j) TDK, ags., “Alışkanlık”, BSTS – Felsefe Terimleri Sözlüğü; (k) TDK, ags., “Dirim”, Güncel Türkçe Sözlük; (l) TDK, ags., “Ekin”, BSTS – Toplumbilim Terimleri Sözlüğü; (m) TDK, ags., “Ekin”, BSTS – Yöntembilim Terimleri Sözlüğü; (n) TDK, ags., “Ekin”, Güncel Türkçe Sözlük; (o) TDK, ags., “Kalıt”, Güncel Türkçe Sözlük; (r) TDK, ags., “Ira”, BSTS – Toplumbilim Terimleri Sözlüğü; (p) TDK, ags., “Ira”, Güncel Türkçe Sözlük; (s) TDK, ags., “Karakter”, Güncel Türkçe Sözlük; (t) TDK, ags., “Karakter”, BSTS – Felsefe Terimleri Sözlüğü; (u) TDK, ags., “Karakter”, BSTS – Zooloji Terimleri Sözlüğü; (v) TDK, ags., “Karakter”, BSTS – Ruhbilim Terimleri Sözlüğü; (y) TDK, ags., “Karakter”, BSTS – Eğitim Terimleri Sözlüğü; (z) TDK, ags., “Mizaç”, Güncel Türkçe Sözlük; (z1) TDK, ags., “Mizaç”, BSTS – İç Hastalıkları Terimleri Sözlüğü; (z2) TDK, ags., “Mizaç”, BSTS – Zootekni Terimleri Sözlüğü; (z3) TDK, ags., “Tabiat”, Güncel Türkçe Sözlük; (z4) TDK, ags., “Doğa”, BSTS – Felsefe Terimleri Sözlüğü; Erişimler: 21 Haziran 2019.
[297] “Etik”: “is. 1. Töre bilimi. 2. Çeşitli meslek kolları arasında tarafların uyması veya kaçınması gereken davranışlar bütünü. 3. Etik bilimi. 4. sf. Ahlaki, ahlakla ilgili.” (a), (288. dipnotta verilen ve çok güzel tanımlanmış olan etik tanımını -gidişat gereği- tekrar veriyorum) “1. Ahlak felsefesi. 2. Felsefenin ‘ödev’, ‘yükümlülük’, ‘sorumluluk’ ve ‘erdem’ gibi kavramları analiz eden, ‘doğruluk’ veya ‘yanlışlık’ ile ‘iyi’ veya ‘kötü’yle ilgili ahlaki yargıları ele alan, ‘ahlaki eylem’in doğasını soruşturan ve iyi bir yaşamın nasıl olması gerektiğini açıklamaya çalışan dalı.” (b), “Belli yer ve zamana özgü olarak iyi davranışlarla kötü davranışların kurallarını saptayan, bir davranışın iyi ya da kötü olduğu yargısına nasıl varıldığını, insan eylemlerinde etkin olan istek ve arzuları ve sonuçta arkasındaki niyet ve amaçları sorgulayan felsefe biliminin alt dalı, (ahlak bilimi).” (c), “Doğru-yanlış, iyi-kötü ile ilgili ahlaki yargıları ele alan ve bu değerlerin uygunluğunu soruşturan felsefe dalı. bk. Klinik Araştırma Etik Kurulu, Hayvan Deneyleri Yerel Etik Kurulu, Hayvan Deneyleri Merkezî Etik Kurulu, eczacılık etiği” (d). “Ahlak”: “ç. is. 1. Bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları, aktöre, sağtöre. 2. Huylar: “Bu şoförler hepinizin ahlakını bozdu.” -M. Ş. Esendal.” (e), “1-Toplu olarak yaşayan bireylerin uymak zorunda bulundukları eylem ve davranış kurallarına verilen ad. 2. Bir kimsenin içinde yaşadığı toplumsal çevrenin törelerine uyma yetisi.” (f), “(Ar. ) 1. Mutlak olarak iyi olduğu düşünülen veya belli bir yaşam anlayışından kaynaklanan davranış kuralları bütünü. 2. Bir kimsenin iyi niteliklerini veya kişiliğini ifade eden tutum ve davranışlar bütünü, huy.” (g), (288. dipnotta verilen ahlak tanımını -gidişat gereği- tekrar veriyorum) “1- a. Belli bir dönemde belli insan topluluklarınca benimsenmiş olan, bireylerin birbirleriyle ilişkilerini düzenleyen törel davranış kurallarının, yasalarının, ilkelerinin toplamı. b. Çeşitli toplumlarda ve çağlarda kapsamı ve içeriği değişen ahlaksal değerler alanı. 2- Bir kişi ya da bir insan öbeğince benimsenen eyleme kurallarının toplamı. 3- Ahlâksal olan şeylerle bağlantısı olan bir görüşler dizgesi (tek kişinin, bir ulusun, bir toplumun, bir çağın). 4- Felsefenin bir dalı olarak: a. Ahlâk üzerine kavramsal öğretiler. b. İnsanların kişisel ve toplumsal yaşamdaki ahlâksal eylemlerine ilişkin sorunları inceleyen felsefe öğretileri.” (h). (a) TDK, ags., “Etik”, Güncel Türkçe Sözlük; (b) TDK, ags., “Etik”, BSTS – Veteriner Hekimlik Tarihi ve Deontoloji Terimleri Sözlüğü; (c) TDK, ags., “Etik”, BSTS – Hemşirelik Terimleri Sözlüğü; (d) TDK, ags., “Etik”, BSTS – İlaç ve Eczacılık Terimleri Sözlüğü; (e) TDK, ags., “Ahlak”, Güncel Türkçe Sözlük; (f) TDK, ags., “Ahlak”, BSTS – Eğitim Terimleri Sözlüğü; (g) TDK, ags., “Ahlak”, BSTS – Veteriner Hekimlik Tarihi ve Deontoloji Terimleri Sözlüğü; (h) TDK, ags., “Ahlâk”, BSTS – Felsefe Terimleri Sözlüğü; Erişimler: 21 Haziran 2019.
[298] Türkçedeki töre sözcüğü, “Moğolca töre “yasa, özellikle Cengiz yasası” sözcüğü ile eş kökenlidir. Moğolca sözcük Eski Türkçe törü “düzen, yasa, örf” sözcüğü ile eş kökenlidir. Bu sözcük Eski Türkçe törü- “yaratılmak, düzenlenmek” fiilinden türetilmiştir.”. “Eski Türk kültürünün ikonik kavramlarından biridir. 14. yy’dan itibaren tüm lehçelerde standart olan töre biçimi Moğolca etkisi gösterir.”. (a). Türkçedeki türe|mek sözcüğü, “Eski Türkçe törü- “yaratılmak, üremek, düzenlenmek” fiilinden evrilmiştir. Eski Türkçe fiil Eski Türkçe töz “orijin, asıl” sözcüğünden +U- ekiyle türetilmiştir.”. “Anlam yelpazesi için karş. Eski Yunanca kósmos “düzen, düzenli dünya, evren, kaos zıddı” > kosméō “düzenlemek”.”. (b). Türkçedeki töz sözcüğü, “Eski Türkçe töz “kök, asıl, soy” sözcüğünden alıntıdır.”. “TTü modern dönemde kullanımdan düşmüş bir kelime iken, Dil Devrimi döneminde yeni anlamla yazı diline ithal edilmiştir.”. (c). “Töre”: “Toplumuna göre, yasa ve aktöre yerine geçebilen, ama gerçekte yasa olmayan davranış kalıbı.” (d), “Toplumun, iyi ya da kötü saydığı yolların, aldığı durumların, ve yordamların tümü.” (e), “Bir toplumda yürürlükte olan ve insanların tutumlarına yön veren görenek, inanç ve alışkıların tümü.” (f), (273. dipnotta verilen “vicdan”, “dizge” ve “törel biliç”e de bakınız ve 273. dipnotta verilen töre tanımını -gidişat gereği- tekrar veriyorum) “is. 1. Bir toplulukta benimsenmiş, yerleşmiş davranış ve yaşama biçimlerinin, kuralların, görenek ve geleneklerin, ortaklaşa alışkanlıkların, tutulan yolların bütünü, âdet. 2. Bir toplumdaki ahlaki davranış biçimleri, adap.” (g). “Alışkı”: “Bir toplumun yapmaya ve uymaya alışageldiği ve toplum tarafından yapılması gerekli görünen davranış kalıbı.” (h). (a) Sevan Nişanyan, “Töre”, Nişanyan Sözlük, 30 Mart 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=töre&view=annotated>; (b) Sevan Nişanyan, “Türe-/Türemek”, Nişanyan Sözlük, 4 Ekim 2017, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=töre-&view=annotated>; (c) Sevan Nişanyan, “Töz”, Nişanyan Sözlük, 12 Aralık 2018, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=töz&view=annotated>; (d) TDK, ags., “Töre”, BSTS – Budunbilim Terimleri Sözlüğü; (e) TDK, ags., “Töre”, BSTS – Ceza Yargılama Yöntemi Yasası Terimleri Sözlüğü; (f) TDK, ags., “Töre”, BSTS – Eğitim Terimleri Sözlüğü; (g) TDK, ags., “Töre”, Güncel Türkçe Sözlük; (h) TDK, ags., “Alışkı”, BSTS – Budunbilim Terimleri Sözlüğü; Erişimler: 21 Haziran 2019.
[299] “Buyruk”: “is. 1. Belirli bir davranışta bulunmaya zorlayıcı söz, emir, ferman. 2. Egemenlik.” (a), “(Kant’ta) -> (Kişisel) ilkelerin (maxim) karşısına konulan nesnel geçerli ve bir gerekliliği (eylemin zorunluluğunu) dile getiren ahlâk önermesi. Buyruklar ikiye ayrılır: Koşullu buyruk, koşulsuz buyruk.” (b). “Koşullu Buyruk”: “(Kant’ta) Bir koşula bağlı olan; bir başka şeye erişmek için yapılması gerekeni, erişilmesi istenen ereğe bir araç olarak bir şeyi buyuran buyruk. (Ör. “Sağlığını korumak istiyorsan ölçülü yaşa.”)” (c). “Koşulsuz Buyruk”: “Hiç bir koşula bağlı olmayan, salt olan; bir eylemi başka herhangi bir erekle bağlılık kurmadan, yalnızca kendisi için, nesnel zorunlu olarak buyuran, anlamı doğrudan doğruya kendisinde olan buyruk. Koşulsuz buyruk (kategorik impératif), eylemin kendisine uyacağı ilke ve biçimi saptar. Bunu da Kant şöyle anlatır: “Ancak aynı zamanda bir yasa olmasını isteyebileceğin bir ilkeye (maxim) göre eyle.” Birer ahlâk yönergesi, ahlâk öğütü olan koşullu buyruklara karşı yalnızca koşulsuz buyruk bir ahlâk yasasıdır.” (d). (a) TDK, ags., “Buyruk”, Güncel Türkçe Sözlük; (b) TDK, ags., “Buyruk”, BSTS – Felsefe Terimleri Sözlüğü; (c) TDK, ags., “Koşullu Buyruk”, BSTS – Felsefe Terimleri Sözlüğü; (d) TDK, ags., “Koşulsuz Buyruk”, BSTS – Felsefe Terimleri Sözlüğü; Erişimler: 21 Haziran 2019.
[300] Meta, “ötesi, sonrası, sonra, sonra gelen” demektir. Sevan Nişanyan, “Metafizik”, Nişanyan Sözlük, 10 Aralık 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=metafizik&view=annotated> Erişim: 21 Haziran 2019.
[301] “Norm” (düzgü): “1- Yargılama ve değerlendirmelerin kendisine göre yapıldığı ölçüt; uyulması gerekli olan kural, yönerge. Felsefede ahlâk, estetik ve mantık düzgüleri söz konusudur, bu yüzden bu felsefe dalları düzgü koyucu (normatif) olarak adlandırılır.”. TDK, ags., “Düzgü”, BSTS – Felsefe Terimleri Sözlüğü, Erişim: 21 Haziran 2019.
[302] “Dilemma” (ikilem): “Birbirine karşıt iki öncül savın aynı sonucu vermesi.” (a), “1- İki çözüm yolu ya da iki yönü bulunan ve aynı sonucun elde edildiği tasım. 2- İnsanı, istenmeyen seçeneklerden birini, çoğunlukla iki seçenekten birini, beğenmeye ve izlemeye zorlayan tartışma, sorun ya da usa vurma durumu.” (b), “1- (Mantıkta) Karşıdakinin iki yandan kıstırılması: A olunca B ve C nin de olması zorunludur, ama ne B ne de C vardır, öyleyse A yoktur. 2- (Genel olarak, “kıskaç”, “kıstırma” anlamında) Her iki durumda da doğru hareket edemeyeceğim iki olanak karşısında bulunup, bunlardan birini yapmaya, istemediğim halde beni zorlayan durum.” (c), “İstenmeyen ve eş uygunsuzluktaki iki sonuçtan birini seçmeyi gerektiren usavurma.” (d). (a) TDK, ags., “İkilem”, BSTS – Yazın Terimleri Sözlüğü; (b) TDK, ags., “İkilem”, BSTS – Eğitim Terimleri Sözlüğü; (c) TDK, ags., “İkilem”, BSTS – Felsefe Terimleri Sözlüğü; (d) TDK, ags., “İkilem”, BSTS – Matematik Terimleri Sözlüğü; Erişimler: 21 Haziran 2019.

 

Antik olarak Sümer, Babil, Mısır ve Yunan’da mitolojik geleneğe göre etik, tanrılarla ilişkilendirilmiştir. Yunan’da ahlak felsefesinde öncü kişi materyalist Demokritos’tur: Kendisi iyi ve kötü üzerine felsefi spekülasyonlar yapmıştır: Etiği insandan hareketle temellendirmiştir: İyi ve kötünün varlığı ve neliği insandan bağımsız değildir. Sofistler de benzer görüştedirler: Onlar ontolojik etiğin ve ahlaki değerlerin kaynağını insan ve toplum olarak görmüşlerdir. İnsan olarak etik, iyi ve kötü varlık yapısını insan aklında bulur, bunlar insandan bağımsız değillerdir, kişiden kişiye göre -öznel olarak- değişebilir. Sofist Protagoras’ın, üşüyen için rüzgâr soğuk, üşümeyen için ılıktır, sözüyle sofistler, nesnelerin bizim üzerimizdeki yansıma durumunda olan nesnel niteliklerin dahi kişiden kişiye göre etki bakımından değişebileceğini savunur. Toplum olarak etik ise, ahlaki norm veya buyruklar, bir toplumun uzlaşımından ibarettir ve her toplum farklı ahlak kuralları üzerinde uzlaşabilir: Ahlak kuralları göreli/değişken bir fenomendir. İlerleyen süreçlerde John Locke ve Jean-Jacques Rousseau bunu savunarak, farklı coğrafi bölgelerde bulunan farklı toplumlar, farklı ahlaki kurallarda uzlaşmışlardır, onları kabul etmişlerdir, demektedirler.[303] (Spekülasyon[304]) (Sofist ve Sofizm[305]) (Protagoras[306]) (John Locke[307]) (Jean-Jacques Rousseau[308])

Sokrates bu konularda felsefi olarak insandan yola çıkmıştır. Sofistlere göre mutlak iyilik ve kötülüğün olmaması, onu, mutlak değerleri aramaya itti. Daimon, tanrılarla insanlar arasında aracılık yapan cindir. O, kendi daimonunun, kendisini sürekli -ahlaki ve bilgi bakımından- yönlendirdiğinden söz etmiştir. Platon’un Sokratik diyaloglarında Sokrates, erdemin öğretilebilir olup olmadığını ve onun bilgi olup olmadığını tartışır, eğer erdem bir bilgiyse öğretilebilirdir: Bu, bizim bugün ahlakla bilim veya bilgiyle değer arasında yaptığımız böyle bir ayrıma sahip olmadığını savunur: Bu yüzden de insanların bile bile kötülük yapmayacağını ön plana çıkarır.[303] (Daimon[309.1]) (“Erdem”[309.2])

___________________
[303] Hasan Aydın, “Tanrı ve Ahlak…”, ags.
[304] Türkçedeki spekülasyon sözcüğü, “Fransızca spéculation “1. gözetleme, gözlemleme, fırsat kollama [esk.], 2. fiyat hareketlerinden yararlanmak amacıyla alıp satma, 3. tahmin ve teori üzerinden akıl yürütme” sözcüğünden alıntıdır.” (a). TDK GTS‘te spekülasyon için 2. anlamında “saptırma”, 3. anlamında ise “kurgu” yazıyor (b); aynı yerde kurgu için de 6. anlamında “6. fel. Uygulamaya geçmeyen yalnız bilmek ve açıklamak amacını güden düşünce, kuramsal araştırma, spekülasyon.” yazıyor (c). (a) Sevan Nişanyan, “Spekülasyon”, Nişanyan Sözlük, 9 Aralık 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=spekülasyon&view=annotated>; (b) TDK, ags., “Spekülasyon”, Güncel Türkçe Sözlük; (c) TDK, ags., “Kurgu”, Güncel Türkçe Sözlük; Erişim: 21 Haziran 2019.
[305] Türkçedeki sofist sözcüğü, “Fransızca sophiste “laf ebesi, zekice fakat yanlış söz söyleyen, safsatacı” sözcüğünden alıntıdır. Fransızca sözcük Latince aynı anlama gelen sophista sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Eski Yunanca sophistḗs σοφιστής “1. usta, uzman, 2. mantık ve belagat hocası, 3. laf ebesi, safsatacı” sözcüğünden alıntıdır. Yunanca sözcük Eski Yunanca sophízō σοφίζω “becerikli olmak, sanatkâr olmak” fiilinden +ist° ekiyle türetilmiştir. Yunanca fiil Eski Yunanca sophós σοφός “akıllı, bilge” sözcüğünden türetilmiştir.”. “MÖ 4. yy Atina’da “mantık ve retorik hocası” anlamına gelen sözcük, Sokrates ve öğrencisi Platon’un şiddetli eleştirisi sayesinde olumsuz anlam kazanmıştır.”. (a). “Sofizm” (bilgicilik): “is. fel. 1. Antik Yunan felsefesinde eleştiri akımı, sofizm. 2. Başkasını yanıltmak için doğru olmadığı bilinerek yapılan uslamlama ve çıkarsama, safsatacılık.” (b). Sûfestâiyye (İndiyye/İnâdiyye/Sofizm): “Nesnelerin gerçekliğini insanın inancına bağlı gören bir grup sofiste verilen ad.”, “Nesnelerin ontolojik gerçekliğini inkâr eden ve bütün varlıkların hayalden ibaret olduğunu ileri süren bir grup sofiste verilen ad.”, “Varlık ve olayların gerçekliğini ve bilgilerin doğruluğunu inkâr eden, doğru ve geçerli bilgiye ulaşmanın mümkün olmadığını savunan felsefî akımın genel adı.”. “Sözlükte “zeki, mâhir” anlamına gelen sofist (sophistes) kelimesine mensubiyet ifade eden sûfestâiyye literatüre Yunanca’dan geçmiş olup sûfistâiyye şeklinde de söylenmektedir. Sofist kelimesi aslında olumlu bir anlama sahipken felsefede zamanla “yanıltıcı sözler kullanarak muhatabı aldatmayı ve küçük düşürmeyi sanat edinenler” şeklinde olumsuz içerikli bir terim haline gelmiştir. Bu eğilimde olanlara “yanıltıcı hikmete mensup kişiler” mânasında sofistler veya Sûfestâiyye denilmiştir. “Boş ve anlamsız söz” mânasında Arapça’ya geçen safsata (sofizm) kelimesi de aynı köktendir.”. (c). “İnkâr”: “is. 1. Yaptığını, söylediğini, tanık olduğunu saklama, gizleme, yadsıma. 2. Kabul etmeme, tanımama.” (d). “Yadsıma”: “Öne sürülen bir savı tanımama.” (e). Türkçedeki inkâr sözcüğü, “Arapça nkr kökünden gelen inkār إنكار “yalanlama, yadsıma” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Arapça nakara نكر “bilmedi, tanımadı” fiilinin ifˁāl vezninde (IV) masdarıdır. (Not: Bu sözcük Akatça nakru “yabancı, yad” sözcüğü ile eş kökenlidir.)” (f). “Yalanlama”: “is. 1. Yalanlamak işi. 2. Söylenen, söylendiği iddia edilen bir sözün, yazılan bir yazının yorumunda yapılan yanlışlığı söz veya yazıyla düzeltme, tekzip.” (g). (a) Sevan Nişanyan, “Sofist”, Nişanyan Sözlük, 5 Aralık 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=sofist&view=annotated>; (b) TDK, ags., “Bilgicilik”, Güncel Türkçe Sözlük; (c) İbrahim Emiroğlu, “SÛFESTÂİYYE”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2009, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/37/C37012335.pdf> Cilt: 37, s. 468 (DİA‘da “sofist” aratıldığında İndiyye ve İnâdiyye çıkıyor ve bu ikisi Sûfestâiyye maddesine yönlendiriyor: İndiyye, <https://islamansiklopedisi.org.tr/indiyye>; İnâdiyye, <https://islamansiklopedisi.org.tr/inadiyye>); (d) TDK, ags., “İnkâr”, Güncel Türkçe Sözlük; (e) TDK, ags., “Yadsıma”, BSTS – Felsefe Terimleri Sözlüğü; (f) Sevan Nişanyan, “İnkâr”, Nişanyan Sözlük, 17 Nisan 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=inkar&view=annotated>; (g) TDK, ags., “Yalanlama”, Güncel Türkçe Sözlük; Erişimler: 21 Haziran 2019.
[306] Protagoras: Mö 490-420, Yunanistan, Yunan (a). Sokrat öncesi filozof. Sofistlerin kurucularından ve en önemlilerindendir. (a)(b). “İnsan her şeyin ölçüsüdür; var olanın var olmasının da, var olmayanın var olmamasının da.”. İki düşünceden birini doğru kılan, insanın onu kabul etmesidir. (b). Agnostik, Hümanist (c). Sofist: Sokrat’tan önce; din, felsefe ve bilim konularında bilgili ve bu bilgileri diğer insanlara açıklayan filozoflar. Geziciydiler ve para karşılığı eğitim verirlerdi. (d). Sofistler; söz sanatına, iknaya ve telkine önem verirlerdi (b). (a) Wikipedia Contributes, “Protagoras”, Wikipedia, The Free Encyclopedia, <https://en.wikipedia.org/wiki/Protagoras>; (b) M. Rıdvan Güneş, ags., s. 4; (c) Wikipedia Contributes, “List of agnostics”, Wikipedia, The Free Encyclopedia, ags. -121. dipnotta bk.-; (d) Wikipedia Contributes, “Sophist”, Wikipedia, The Free Encyclopedia, <https://en.wikipedia.org/wiki/Sophist>; Erişimler: 8 Eylül 2015.
[307] John Locke: 1632-1704, İngiltere, İngiliz. Filozof, Avrupa’nın Aydınlanma Çağı kurucularından (a). Deist, Empirist/Deneyci (b). “Aydınlanma Çağı”: “XVIII. yüzyıl Avrupasında düşünüş ve inançların tüm baskılardan kurtularak usun kılavuzluğunda bağımsızlığa kavuştuğu dönem.” (c). (a) Wikipedia Contributes, “John Locke”, Wikipedia, The Free Encyclopedia, <https://en.wikipedia.org/wiki/John_Locke>; (b) Wikipedia Contributes, “List of deists”, Wikipedia, The Free Encyclopedia, <https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_deists>; Erişimler: 8 Eylül 2015. (c) TDK, ags., “Aydınlanma Çağı”, BSTS – Tarih Terimleri Sözlüğü, Erişim: 22 Haziran 2019.
[308] Jean-Jacques Rousseau: 1712’de Cenevre/İsviçre’de doğdu, 1778’de Fransa’da öldü, Cenevreli. Filozof, yazar ve besteci. Siyasi fikirleri Fransız Devrimi’nin yaşanmasında rol almıştır. Hristiyan. Yanı sıra görüşleri deizme yakındır. Wikipedia Contributes, “Jean-Jacques Rousseau”, Wikipedia, The Free Encyclopedia, <https://en.wikipedia.org/wiki/Jean-Jacques_Rousseau> Erişim: 8 Eylül 2015.
[309.1] Daimon: “1- Yunanca’da kişileştirilmiş belli bir tanrıdan (theos) ayrı olarak insanüstü, tanrısal etkinlikleri olan, kavranılamaz bir güce verilen ad. 2- Eski Yunan dünyasında Tanrı’yla insan, gökle yer arasında bulunan, sonradan iyi ve kötü ruhlar olarak ikiye ayrılan varlıklara verilen ad.” (a). Daimonion (uyarı ses): “Sokrates’in içinde duyduğu uyarıcı ses; bu ses onu yapmaması gereken (usa uygun olmayan, kişiliği ile bağdaşmayan) eylemlerden alıkoyar” (b). Daimon/daimonia: “Sokrat, hayatının önemli anlarında içinden bir ses işittiğini, bu sesin kendisini şu veya bu şekilde davranması yönünde uyardığını söyler. Bu sese o “dai-monion”um der. İkaz ve ihtar eden, sıradan işlerle uğraşmaktan alıkoyup bilgeliğe yönlendiren bu ses ona göre ilâhî bir sestir. Yorumcular bu sesin ilham perisi yani cin (daimonia) olduğunu söyleseler de Sokrat, hayatının yüksek bir kudretin elinde olduğuna ve bu yüce kudret tarafından sevk ve idare edildiğine samimiyetle inanıyordu.” (c). “Homeros’dan beri kullanılan daimon kavramı köken itibariyle ‘tanrısal varlık’ anlamına gelmektedir. En eski Yunanca metinlerde daimon (tanrısal varlık) ile theos (Tanrı) arasındaki ayrım net değildir. Ancak Hesiodos’un ‘İşler ve Günler’ başlıklı eserinde Olympia tanrıları theoi, daha alt düzeyden tanrısal varlıklar daimones olarak tanımlanmıştır. Tanrılar kural olarak bir mitle ilişkilendirilen bir isme sahipken, diğer tanrısal varlıklar birer kimlik olarak daha az tanınırlar. Geç Helenistik dönemde daimones kavramı çoğunlukla ‘kötü ruhlar’ ile aynı anlamda kullanılmaya başlamıştır.”, “Antik dünyada demonlar yaşamın vazgeçilmez varlıkları olarak hemen her alanda karşımıza çıkarlar. Erken dönem Yunan yazınında, Homeros ve Hesiodos’un eserlerinde, demonlar doğaüstü güçleriyle farklı kılıklarda boy gösterirler. Ancak Geç Antikçağ felsefesinde ‘demon’ tanımı ilk kez Plâton (İÖ 427-347) tarafından yapılır. Symposion’da aşkın doğası tanımlarken ayrıntılı bir demon tasviri yapılır: “O halde ne olabilir ki bu Aşk? Bir ölümlü mü? … Tıpkı önceden söylediklerim gibi, ölümlü ile ölümsüz arası. … Büyük bir tanrısal varlık… Çünkü bütün tanrısal varlıklar tanrı ile ölümlü arasındadır. … İnsanların yaptıklarını, dua ve adaklarını tanrılara yetiştirmek; tanrılar katındaki işleri, buyrukları ve [adaklarını] karşılıklarını da insanlara aktarmak. Arada bulunduğu için de tamamen doldurur ikisinin arasını; öyle ki bütün evreni birbirine bağlar. Onun aracılığıyla gelir her türlü kehanet; hatta rahiplerin adaklarla, ayinlerle, büyülerle ilgili marifeti ve her türlü bilicilik ve bilicilik sanatı da. Tanrı insanla karışıp kaynaşmaz, ama uyurken de uyanıkken de tanrıların insanlarla <insanların da tanrılarla> her türlü birlikteliği, her türlü konuşması onun aracılıyla olur. Bu tür konularda becerikli olan kişi tanrısal bir adamdır; ama başka bir konuda, sanatlarda ya da bazı el sanatlarında becerikli olan kişiyse sıradan bir adamdır. Çok sayıdadır, türlü türlüdür bu tanrısal varlıklar. İşte Aşk da bunlardan biridir.”.“. Burada “…görüldüğü gibi Symposion’da demonların, tanrılar ile insanlar arasındaki konumu ve (aracılık) görevleri anlatılır. Tanrılar insanlarla doğrudan ilişki kurmadıkları için demonlar aracılık görevleriyle, evrenin düzeni (işleyişi) açısından önemli bir görev üstlenmiş olurlar. Her ne kadar varlıkları pozitif biçimde ortaya konsa da, insanlar onlarla daha çok büyücülük, falcılık, rüya tabirciliği ve benzeri kehanette bulunma tekniklerinin icrasında karşılaşacaktır. Daha sonraki yüzyıllarda demon kültüne atfedilen, tanrılar ile insanlar arasında aracılık üstlenme görevi, zararlı büyü pratiklerinin icracısı olma gibi kimi başat özelliklerin Plâton tarafından tanımlanmış olması, kuşkusuz önemlidir. Demonlara atfedilen bu temel özellikler, ilerleyen yüzyıllarda dinsel ve folklorik motiflerle beslenip zenginleşecektir.”. “…demonların monoteist felsefe ile çoktanrıcılık arasında bir bağ kurulmasına imkân verdiği söylenebilir. Demonlar felsefî bağlamda üstlendikleri rolün yanında, halk dininde koruyucu ruh, hortlak, kötücül ruh, şeytanın neferi/işbirlikçisi gibi kimliklerle karşımıza çıkarlar.”. Ek olarak “Plâton’un öğrencilerinden Xenokrates[‘te] (İÖ 396/95-312/14)” iyi veya kötü demonlar ve bunların zaman zaman yeryüzüne inme kavramı daha belirgin bir hale gelmeye başlamıştır. Tabii buraya kadarki okuduğunuz kısım sadece Eski Yunan coğrafyası merkezli demon/daimon kavramına ilişkindir, oysaki aracı, kötücül güç ve saire gibi birçok kavram demonlardan çok önceleri “Eski Mısır, Eski İran, Uzakdoğu, Babil ve diğer Mezopotamya medeniyetleri” gibi birçok toplumda elbette ki vardı. (d). Yukarıda geçen “(…) İşte Aşk da bunlardan biridir.” kısmına dönelim ve burayı açıklayalım. Platon’un Symposion’unda Eros (yani Aşk ya da Sevgi) aslında hem bir daimondur hem de ilahi/uhrevi/aşkın/manevi bir aşktır. Yine Symposion’da şunlar geçer: “Daimonlar insanlardan tanrılara, tanrılardan insanlara haber, söz, dilek, adak ileten varlıklardır ve Tanrı ile insan arasındaki boşluğu doldururlar ve bütünlüğü sağlarlar. Rahiplerin kehanetlerinin, bilicilerin büyük bilgilerinin onlardan geldiği…” ifade edilir ve “…daimonun birçok türü olduğunu ve erosun da bu türlerden biri olduğu…” ifade edilir ve “Bu kabulü ise erosun nasıl meydana geldiği açıklaması izler. Erosun annesi, Penia (yoksulluk) bir ölümlüdür; babası Poros ise bir Tanrıdır, birden çok kaynağa sahip olma/bolluk anlamına gelir ve ölümsüzdür:” -Symposion’dan aynen- “Yoksulluk, Bolluk’tan bir çocuğu olmasını kurmuş, gitmiş yanına yatmış ve Sevgi’ye [eros e.ç.m.] gebe kalmış. … Sevgi… fikirlere, buluşlara düşkündür… bilicilikte, büyücülükte eşsizdir… Öylece Sevgi, hiçbir zaman ne yokluk içindedir, ne de varlık içinde. Bilgi ve bilgisizliğin ortasındadır.”. Şimdi parantez açıyorum, görüşüme göre burada geçen “Sevgi/Eros” ifadesi, Yeni Ahit’teki İsa karakterinin oluşturulabilmesine sebep olan çok sağlam bir öncüldür. Yine Symposion’da, Sokrates, hocası Diotima’dan Aşk’ın sırrını/sırlarını öğrenmeye çalışır (Diotima, Platon’un uydurduğu kurgusal bir karakterdir.), “Fakat bahsi geçen eğitim öyle bir anda gerçekleşen bir şey değildir; bir merdivenin başında duran kişinin eros yoluyla adım adım merdivenin basamaklarını çıkmasına benzer. En son basamakta duran kişinin karşısında duran ise kendinde güzelden, iyiden başka bir şey değildir…” (yani eros/aşk/sevgi merdiveninden -aracı olan- eros/aşk/sevgi aracı’lığıyla çıkılır) ve Diotima Sokrates’e şunları söyler: -Symposion’dan aynen- “Bunlar, Sokrates, Sevgi’nin senin de varabileceğin sırlarıdır. Bu sırların yücesine ve daha ötesine, düşüncesi doğru yolda olanın ulaşabileceği son durağa, bilmem, sen erişebilir misin? Yine de söyleyeceğim sana ne söyleyebilirsem, hiçbir şeyi esirgemeyeceğim senden, oraya ulaşabilmen için. Peşim sıra gel gelebilirsen.”. Tam bu noktada Sokrates kendini, Diotima’nın merdiveninin başında bulur. Attığı ilk adımda öğreneceği, insanın öncelikle tikel bir bedendeki güzelliğe karşı erosa sahip olduğudur. İkinci aşamada tikel bedende gördüğü güzelin tüm bedenlerde ortak olduğunu görür; tek tek bedenleri sevmekten tüm güzel bedenleri sevmeye yükselir. En son aşamada ise beden güzelliğinden ruhun güzelliğine geçer ve yalnızca kendinde güzele varan insan, diğer insanların aksine ölümsüzlüğe erer:” -Symposion’dan aynen, konuşan Diotima- “Böylece güzelliği ister istemez yaşayış, davranış yollarında görecek, hepsindeki güzelliğin aslında hep aynı güzellik olduğunu fark edecek ve böylece beden güzelliğine fazlaca kapılmamayı öğrenecek. Davranış, yaşayış yollarından bilime geçip, onlardaki güzelliği de görecek… önüne serilen engin güzellik denizi karşısında içi dolup taşacak, en güzel, en yüce sözlerle, sonsuz bilgi özleminin engin düşünceleriyle. Ve işte o zaman… güzelin bilgisine erecek… Bu güzellik artık hep var, doğumsuz, ölümsüz, artmaz, eksilmez bir güzelliktir… Bir güzellik ki… kendinden var, kendisiyle hep bir örnek… Bütün güzellikler ondan pay alır; kendisi onların parlayıp sönmeleriyle ne artar, ne eksilir, ne de bir değişikliğe uğrar.”. (e). (a) TDK, ags., “Daimon”, BSTS – Felsefe Terimleri Sözlüğü; (b) TDK, ags., “Uyarı Ses”, BSTS – Felsefe Terimleri Sözlüğü; (c) 26. dipnota bk.; (d) Haydar Akın, “Antikçağ’dan Yeniçağ’a Delilik, Melankoli ve Cinlenme – Avrupa’da Aykırı Olma Halleri Üzerine Tarihsel Bir İnceleme”, Hacettepe Ü., Doktora Tezi, 2014, <http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/handle/11655/1387> s. 218-221; (e) Esra Çağrı Mutlu, “Sokrates’in Öğretmeni Diotima”, Kilikya Felsefe Dergisi, Yıl: 5, Sayı: 1, Nisan 2018, <https://dergipark.org.tr/download/article-file/456005> s. 12, 15-17; Erişimler: 26 Temmuz 2019.
[309.2] “Erdem”: “1- İstencin ahlâksal iyiye yönelmesi. 2- İnsanın tinsel ve ruhsal yetkinliği. Felsefe tarihi boyunca erdem kavramına değişik anlamlar verilmiştir. Filozofların ahlâk öğretileri, genellikle erdeme -ahlâksal iyiye- verdikleri anlamla birbirinden ayrılırlar. Platon’dan beri temel erdemler olarak şunlar sayılır: bilgelik, yiğitlik, doğruluk, ölçülülük.”. TDK, ags., “Erdem”, BSTS – Felsefe Terimleri Sözlüğü, Erişim: 22 Haziran 2019.

 

Ahlakta asıl kırılma yaratan filozof hiç kuşkusuz Sokrates’in yetiştirdiği ve onun felsefi dehasını üst sınırlara çeken ve sayesinde Sokrates’i yazıtları ile öğrendiğimiz Platon’dur. Platon; iyilik, güzellik, adalet gibi ideleri aşkın bir evrene / öte bir âleme yerleştirmiştir: Bir -üst/öz- ideler dünyası vardır, bir de onun yansıması olan gölgeler dünyası olan bu dünya vardır. İyi nitelendirilen kavramların her birinin aşkın dünyada -ontik kaynak olarak- ideleri vardır: Ayrıca insanın ürettiği her türlü idenin/düşüncenin merkezi orasıdır. Anımsama teorisiyle insan bu ideleri bu dünyada hatırlar. Platon, idelerin ontik kaynağını felsefede ilk kez insanın dışına yerleştiren filozoftur, buna idealist filozof denilir.

Kısa bir hatırlatma olarak, ontik/ontoloji, bir şeyin ne olduğunu araştırır: Mesela “yalan” dediğimiz şey insandan bağımsız nesnel bir şey mi, yoksa insana bağımlı insanın ürettiği bir şey mi? Bu konuda 3 tutum takınılabilir. 1- Ahlaki değerler / iyi ve kötü özneldir, kişiden kişiye değişir, kişiden/insandan kaynaklanır. 2- Bunlar, nesneler dünyası olan bu dünyadaki nesnelerden veya nesneler dünyasında oluşturduğumuz ilişkilerden soyutlanır. Bunun kaynağı toplumdur. 3- Platon’da olduğu gibi bunlar ideden kaynaklanır. Ki bu kavrayış daha sonra felsefede Tanrı’ya / Tanrı’nın bilgisine / Tanrı’dan kaynaklandığına evirilmiştir/dönüşmüştür.[310] (Not[311])

Platon’a göre bu dünya idelerin birer kopyasıdır/taklididir. Bu dünyanın en merkezî varlığı insandır. İnsan 2 değişmezden/tözden meydana gelir: Birisi maddi bedenidir, diğeri manevi ruhudur. Bu öğreti “Orpheus” geleneğinden Eski Yunan’a geçmiştir, Platon’dan önce Pisagor bu öğretiyi büyük ölçüde geliştirmişti. Platon’a göre ruhumuz, ideler dünyasında, bedene düşmeden önce bu iyi ideleri biliyordu, dünyaya/bedene düşünce bunları unuttu, fakat gölgeleri/nesneleri görünce anımsayarak bunları hatırladı. Bu herkesin hatırlayacağı anlamına gelmez. Filozoflar ve bilgeler bunu hatırlar ve onlar gölgelere bakmayı bırakıp, o öz olan gerçeklik/hakikat/ışık/güneş yolunda yürür. Bu, ruhun beden hapishanesinden kurtulması, zincirlerden kurtulup güneşe doğru yürümekle mitolojik veya simgesel olarak Platon’un “mağara alegorisi”nde anlatılmıştır. Yanı sıra o, üç parçalı ruh öğretisinde insan nefsini; akıl, öfke ve şehvet olarak üçe ayrırır. Ona göre gerçek/ahlaklı/hakikat yolunda yürüyen insanlar filozoflardır ve onlar, tanrısal/ideasal olan aklıyla bedene tabi olan ruhun öfke ve şehvet yetisi üzerinde denetim/uyum/kontrol kuran insanlardır. Onun nefs teorisinde -ya da ruh veya insan teorisinde- akılla öfke-şehvet durmadan çatışır.[310] (Orpheus ve Orfizm[312]) (“Alegori”[313])

O, Eski Yunan’daki 4 büyük erdemi, insanın bir yetisiyle ilişkilendirdi. Akıl yetisinin erdemi bigeliktir -bilgelik sevgisidir-. Bu, philo/sevgi ve sophia/bilgelik yani “philosophia” = “felsefe”dir. Araplar bunu hikmet olarak çevirmişlerdir. Akıl aynı zamanda Platon’un devlet teorisinde yöneticiye karşılık gelir, burada yöneticinin erdemi bilgelik haline gelir ve filozof, yönetici olmuş olur. Öfke yetisinin erdemi cesarettir. Bu, Platon’un “Politeia” -Devlet- adlı eserinde askerlere karşılık gelir. Şehvet yetisinin erdemi iffettir/namustur. Bu, “Politeia”da sıradan insanlara -üreticilere/işçilere- karşılık gelir.

Platon’a göre, eğer bir insan nefsinde “akıl” → öfke-şehvet yetilerini denetlerse/dizginlerse o kişi adil olur. Yine Platon’a göre, devlet teorisinde de, akıl olan bilge/seçkin/elit/filozof olan hükümdar, öfke olan askerlerle şehvet olan işçiler arasında bir denge sağlarsa / herkesin üzerine düşen görevi doğru yerine getirmesini sağlarsa, o devlet adil bir devlet olmuş olur. Böylelikle Platon, felsefe tarihinde ilk kez, ahlakla siyaset arasında köklü ontolojik bir bağ kurmuştur. Antik Yunan düşüncesindeki bu gibi kavramların günümüz dünyasında halen işlemekte olduğu aşikârdır.[310]

___________________
[310] Hasan Aydın, “Tanrı ve Ahlak…”, ags.
[311] İlgili paragraftaki üç tutuma görüşüme göre şunlar eklenebilir. 1.nin sonuna: İnsan bir şeye iyi derse o iyidir, kötü derse o kötüdür. 2.nin sonuna: Toplum bir şeye iyi derse o iyidir, kötü derse o kötüdür. 3.nün sonuna: Tanrı bir şeye iyi derse o iyidir, kötü derse o kötüdür.
[312] “Aslında Orpheus adında birisi yoktur, fakat tarih sahnesinde gerçek ile mit arasındaki yerini alır.”. Orfizm (Orphizm) Yunanistan’da “…çok tanrılı pagan dinleri arasından tek tanrı düşüncesini barındıran ilk pagan dindir.”. Yunanistan-Trakya dolaylarında (daha çok Atina’da) 6. yy. ve devamında oluşagelişegelmiştir (oluşup gelişmiştir). “Ruh göçü, ruhun ölümsüzlüğü, öte dünya inancı, çilekeş bir dünya hayatı sunma, insanı beden ve ruh olarak ikiye ayırma temel özelliklerindendir.”. “5. yüzyılın sonlarında ve 4. yüzyılın başlarında kitleler üzerinde güçlü bir etki yaratan Orfizm’in doğuşunu gözlemleyebiliyor ve Heredotos, Euripides, Pythagoras (Pisagor) ve Plato’nun eserlerinde yansımalarına rastlayabiliyoruz.”. Orpheus, “…ölümsüzlük yolunu bulan ve bunu açıklayan, ilham dağıtan bir teologdur.”. Orfizm’de ezoterizm de vardır. Orpheus’un Mısır’ı ziyaret ettiği kimilerince söylenmektedir. Orfizm, Antik Yunan’daki Dionysos inanç külliyatı ile ilişkilendirilebilmektedir. “Iamblichus’a göre ise Pisagor ve Plato’nun “varolan her şey sayısal değerlere dayanmaktadır” tezinin dayanağı Orpheus’tur. Platon’un “Timaeus” adlı diyalog kitabının özü Orpheus’a dayanmaktadır.”. Orpheus’taki yer altına inip ruh kurtarma miti (Orpheus, eşi Eurydice, aşk, yer altı tanrısı Hades, cehennem deresi, kayık, kayıkçı ve kötü son vs.) (a), görüşüme göre -isimler farklı hikaye aynı olmak üzere- Sümerlerdeki yer altına inip ölü/insan/ruh kurtarma mitiyle neredeyse birebir aynıdır (The Descent of Inanna / İnanna’nın İnişi miti; Kral Ur-Nammu, Gılgamış ve sairenin de yer altına inmelerini ekleyebiliriz) (b). “Orphizm M.Ö. 6. yüzyılda gelişmeye başladı ve Pisagor’un görüşleriyle tamamlandı. Orfizm, ruhun tanrsallığını ve ölümsüzlüğünü, bedenin kirliliğini bildiriyor, ölümü bir kurtuluş sayıyordu. Orfizm’e göre içinde bulunduğumuz dünya öte dünya ile karşılaştırıldığı zaman önemsiz kalır. Çünkü orda her şeyi elde edebilme şansımız vardır. Platon, bilgi kuramını bu geleneğin etkisi altında geliştirdi. Çıkış noktası var olan dinlere karşı bir manifesto niteliğindeydi. İnsan iyi ve kötüden oluşan düalist bir yapıdan oluşur düşüncesini taşıyordu. Geleneksek Yunan düşüncesinin aksine, Orfik inançta, insan ruhu, bedenine ve bu dünyaya bağlı değildir. Ruh, gerçek insandır ve bedendeki hali geçici bir ziyaret halidir. Platon’un da belirttiği üzere Orfik inançta beden bir hapishanedir ya da mezardır. Ruh ise ölümsüzdür. Euripidies muhtemelen Orfizm’den etkilenerek şöyle der: “Ölüm bir hayattr.” İçinde bulunduğumuz dünya, günahlarımız için bir cezadır, insanoğlu ancak öte dünyada huzuru bulabilir. Manevi ve bedensel arınmayla ruh, günahlardan öte dünyada arınacak ve Tanrı’yla buluşacaktır. Orfizm, aslında Dionistik düşüncenin reforme edilmiş halidir. Dionysos kültü, sade, ilkel, basit, spontane ve duygusal iken, Orfizm, gelişmiş, gözden geçirilmiş, ayrıntılı ve entelektüel yanı olan bir öğretidir.”. Orfizm: “Yunanlıların ana dini olma başarısını elde edememesine rağmen, Yunanlılar arasında renkli felsefi tartışmalara yol açmıştır. Orfizm, Yunan düşünce dünyasının kalıplarını kırarak,yeni bir sayfa açmalarına neden oldu. O dönemde zihinlerde bir maya vazifesi görerek, düşüncelerini için yeni bir dürtü oluşturdu. M.Ö. 6. yüzyılda Yunanlıların önünde iki yol vardı: İonialı fizikçilerin takip ettiği rasyonel düşünce ve araştırma, diğeri ise Orfizm’in işaret ettiği mistisizm. Bu iki akım, ayrı ayrı mecralardan aksa bile, bir çok kez yeni bir şey oluşturmak için bir araya gelmişlerdir.”. Orfizm: “O dönemde yaygın olan politeist düşünceye karşı çıkarak panteizm düşüncesini ortaya koyar. Orfizm inancında tanrı tektir ve hangi form ve şekilde olursa olsun evrenseldir.”, bunun yanı sıra bünyesinde politeist ve düalist kavramları da barındırır. Beden maddi, ruh ise tanrısal bir özdür. İnisiye olanlara -inananlara- öte dünyada ödül, olmayanlara ceza, günahtan arınma, şeytan, ruhun ölümsüzlüğü, ruh göçü vardır. “Orfizm ve Pisagorculuk (Pythagorizm) aynı düşüncenin eril ve dişil formları olarak addedilebilir.”. Orfizm’deki mitoloji-din-ezoterizm (eril), Pisagor’la bilimselliğe (dişil) dönüşmüştür. Ayrıca Orfizm’in Hristiyanlık’la benzer yönleri çoktur, şu örneği kayda değer olarak gördüğüm için verereyim -Orfizm’in arka planındaki Dionistik kült içeriği bağlamında-: Zagreus (Dionysos) Zeus’un oğludur, Zagreus’u titanlar öldürür, Zeus da titanları öldürüp Zagreus’u -ikinci Dionysos olarak- tekrar hayata döndürür, sonra onu gökyüzüne yükseltir, sonra da ona bir krallık verir. (a) Fatih Mehmet Berk, “Düalist Bir Öğreti Olarak Orfizm”, Tarihin Peşinde, Sayı: 3, 2010, <http://www.tarihinpesinde.com/dergimiz/nisan2010/S3_06w.pdf> Erişim: 22 Haziran 2019, s. 107-116. (b) Bu sitedeki yazıma bk. 153, 162.1, 163, 171, 174 ve 179. konu.
[313] Alegori, metafor/mecaz ile benzerdir. “Alegori”: “is. ed. Bir görüntü, bir yaşantı veya bir davranışın daha iyi kavranmasını sağlamak için göz önünde canlandırıp dile getirme, yerine.”. TDK, ags., “Alegori”, Güncel Türkçe Sözlük, Erişim: 22 Haziran 2019.

 

Aristoteles, Platon’un öğrencisidir. O, hocamı da severim ama hakikati daha çok severim, diyerek ideler teorisini reddetmiştir. Yani tümellerin/idelerin, tikellerin/nesnelerin dışında bir varlığının olduğu fikrini reddetti. Bunun dışında Aristo bazı noktalarda Platon’a benzerdi. Ona göre ahlak, insan nefsiyle ilişkilidir. İnsan nefsi 3’e ayrılır: -besleme ve büyüme özelliklerine sahip- bitkisel nefs, -öfke, şehvet ve duyular olan- hayvansal nefs ve -akıl olan- insansal nefs. Kişinin öfke ve şehvet yetileri, en üst yeti olan aklı dinlemezse, o kişi hayvani bir insan olur. Kişi bilgi sahibi oldukça, eğitildikçe doğru seçimleri yapar, bilge olur, erdemli hale gelir. Bilge insan ahlaklı insandır. Karakter erdemleri de alışkanlıklarla kazanılır. Alışkanlık davranışlara, eğitim ise bilişe/düşünceye dönüktür. Kişi, cömertlik yapa yapa cömert olur, dürüstlük yapa yapa dürüst olur. Burada önemli olan “altın orta”yı bulmaktır, çok cömert olursanız savurgan, hiç cömert olmazsanız cimri olursunuz, ortayı bulmak yeğdir. Yine, yiğitliğin negatif ucunda korkaklık, pozitif ucunda ise çılgınlık vardır, önemli olan altın ortayı bulmaktır. Haz ve aşk gelip geçicidir. Düşünce ve karakter ortaklığı -evlilikte, dostlukta dahi- kalıcıdır. Platon’da ruh, “akılsallaştıkça”,  yani şehvet ve öfke yetisini yendikçe ideler/hakikatler âlemine doğru bir keşif yolculuğuna çıkar ve bu kişiyi mutlu eder, kişinin bu sayede faziletli/erdemli olması / kazanması onu mutluluğa götürür. Aristo da -idealar âlemi dışında- benzer olarak ahlaki değerleri, mutluluğun kaynağı olarak görmüştür.[314] (“Biliş”[315])

Yunanlılarda insandan çıkan bir diğer öğreti, Aristippos’un psikolojik ilkeden çıkarak savunduğu -egoist ve bencil olan- hazcı öğretisidir. İnsanoğlu, acı veren şeyden kaçar, haz verene yönelir. Böylelikle iyi ve kötünün belirleyicisi hazdır. Bu hazlar şehvet başlığı altında; yeme, içme ve sevişme iştahıdır. Gerçek mutluluk, bedensel hazlardır. Aristippos ile neredeyse aynı dönemlerde yaşayan Sokrat, Platon ve Aristo hazlara düşman değillerdi ama onların negatif sonuçlarının olduğunu görmüşlerdi: Onları akılla denetlemek gerek diyorlardı. O ise denetlenmenin gereğinin olmadığını, bu sayede mutluluğun oluşacağını ve iyinin belireceğini savundu. Yunan filozof Epikuros hazları 2’ye ayırır. Birincisi kinetik haz, bunlar -üstteki gibi- bedenî hazlardır, bunlar gelip geçicidir, fazlası insana zarar verir, gerçek mutluluk bunlarda değildir. İkincisi ise statik haz, bunlar bilgelik, adelet vb.dir. Asıl hazlar ve gerçek mutluluk bunlardadır. Felsefe tarihinde genel zeminde 2 büyük hazcı öğreti vardır: tensel/maddi/bedenî hazlar ve tinsel/manevi/uhrevi hazlar. Bir empirisist/empirist filozof olan David Hume’a göre, iyi değerlerin kaynağı insandır ve onun da kaynağı duygulardır. Bizdeki iyi ve kötünün kaynağı merhamet ve acıma duygusudur. Filozof Jeremy Bentham ve John Stuart Mill ise, yine insandan yola çıkarak, pragmatist/faydacı/yararcı eksende, eğer bir şey çok sayıda insana yarar sağlıyorsa iyi, zarar sağlıyorsa kötüdür demişlerdir.[314] (Aristippos ve Hazcılık[316]) (David Hume[317]) (Jeremy Bentham[318]) (John Stuart Mill[319])

___________________
[314] Hasan Aydın, “Tanrı ve Ahlak…”, ags.
[315] Türkçedeki bil|mek (bil-) sözcüğü, “Eski Türkçe bil- “bilmek” fiilinden evrilmiştir.”; “Tarihçe (tespit edilen en eski Türkçe kaynak…) Eski Türkçe: [ Orhun Yazıtları, 735] körür közüm körmez teg bilir biligim bilmez teg boldı”; bilge (735), bilgi (1389), bilinç (1942), biliş vb. sözcükler de bil’den gelir/türetilmiştir. (a). Biliş: “Biliş kavramı, eğitim bilimleri literatüründe İngilizce ‘cognition’ ve Osmanlıca ‘vukuf’ kavramının karşılığı olarak kullanılmaktadır. Biliş kavramı, etimolojik olarak Latince ‘cognoscere’ teriminin karşılığı olup; bilmek, kavramsallaştırmak ve tanımak anlamına gelir. Kant, biliş kavramı için Latince ‘bilgiyi anlamlandırma’nın karşılığı olan ‘cognito’ ve Almanca ‘Erkenntnis’ terimlerini kullanmıştır. Hegel ise, görme, algılanma, ayırt etme ve fark etme anlamında ‘Erkennen’ terimini kullanmıştır. Bu terim “tanıma yoluyla bilme” anlamına gelen ‘kennen’ kavramına dayanır. Bu anlamda biliş, ‘bir şeyi bilme’ ve ‘öğrenmiş olma’ anlamındadır ki, kısaca ‘bilme’ ve ‘farkında olma’ biçiminde ifade edilebilir. Daha çok zihinsel süreçler bağlamında biliş kavramına yüklenen bu tanımlar, felsefi perspektifte ‘özne-nesne gerilimine dayalı zihinsel yapı değişikliği’ şeklinde tanımlanabilir. Biliş, sözlük anlamı olarak, Türk Dil Kurumu (TDK) sözlüğünde “canlının, bir nesne veya olayın varlığına ilişkin bilgili ve bilinçli duruma gelmesi” olarak tanımlanmaktadır. Britannica Sözlüğüne göre biliş (cognition), “bilme hareketi veya süreci” olup, “isteme veya hissetmeden farklı olarak her türlü bilme deneyimini (algılama, tanıma, anlama ve akıl yürütme) içeren zihinsel bir süreçtir”. Biliş’i bir “düşünme ve akıl yürütme yetisi” olarak ele alan Oxford Sözlüğü, bilişsel süreçlere, algılama, deneyim, hafıza, problem çözme ve yaratıcılığı da eklemektedir. Bilişi oluşturan bu süreçler, “kişinin kendisi ve başkaları hakkındaki bilginin kazanılıp yorumlandığı zihinsel süreçlerdir”. McGraw-Hill Science & Technology Encyclopedia sözlüğü, bilişi, “duyumlama, algılama, dikkat, öğrenme, hafıza, dil, düşünme ve akıl yürütmeyi de içeren, bilginin edinimi ve kullanımındaki içyapılar ve süreçler” biçiminde tanımlanmaktadır. Zihni özel bir çeşit bilgisayara benzeterek açıklamaya çalışan bilgi-işlem kuramı, biliş’i de, “bilgi-işleme işlevi” ile açıklanmaya çalışmıştır. Bu kurama göre, biliş, zihinsel süreçlerden oluşur. Neisser, biliş’i “duyusal girdi”nin dönüştürüldüğü, azaltıldığı, işlendiği, kaydedildiği, yeniden ele alındığı ve kullanıldığı tüm süreçler” olarak tanımlamaktadır.”. (b). (a) Sevan Nişanyan, “Bil|mek”, Nişanyan Sözlük, 3 Ekim 2018, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=bil-&view=annotated>; “Bilge”, 4 Ağustos 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=bilge&view=annotated>; “Bilgi”, 10 Ocak 2018, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=bilgi&view=annotated>; “Bilinç”, 26 Eylül 2017, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=bilinç&view=annotated>; (b) Burhan Akpunar, “Biliş ve Üstbiliş (Metabiliş) Kavramlarının Zihin Felsefesi Açısından Analizi”, Turkish Studies, Cilt: 6, Sayı: 4, Sonbahar 2011, <http://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423933909.pdf> s. 355, 356; Erişimler: 25 Haziran 2019.
[316] Aristippos: MÖ 435-356, Antik Yunan kenti Cyrene/Kirene, günümüz Libya’nın kıyısındaki Shahhat şehri, Yunan. Filozof. Sokrat’ın öğrencisi. Kirene okulunun kurucusu. Hazcı. (a). Hazcılık akımı için şu da söylenebilir; dünyaya -ilahi nedenlerle- sırt çevirmek yanlıştır, önemli olan dünyadan haz alabilmektir (a)(b)(c). “Haz”: “1- Duygunun, içinde bulunduğu durum bakımından temel niteliklerinden biri; acının karşıtı olarak hoşlanma, tad alma. 2- İstek duyulan bir şeyi elde etmeden doğan hoşnutluk duygusu. 3- Bir şeyden duyusal ya da tinsel sevinç duyma.” (d). “Hedonizm” (hazcılık): “(Yun. hedone = haz) : 1- Yaşamın anlamını hazda bulan dünya görüşü. 2- Haz=hedone’yi ahlâk ilkesi olarak kabul eden; ahlâk eyleminin ereğini ve ölçeğini hazda bulan ahlâk öğretisi. Burada ya a. bir anlık duyusal haz, ya da b. sürekli haz (tinsel haz) söz konusudur. Kyrene Okulunun kurucusu olan Aristippos hazcılığın da kurucusu sayılır. Aristippos’a göre haz veren şey iyidir, acı veren de kötü. Haz ile iyi aynı şeydir. İnsan her şeyden sevinç duymaya çalışmalı, her yaşama durumunda iyiyi, sevincin kaynağını bulmak istemelidir. Ancak Aristippos’un göz önünde bulundurduğu bir anlık haz duygusudur. Bu öğreti daha tinsel biçimde Epikuros’ta da karşımıza çıkıyor. Ona göre de, biricik iyi hazdır, “Haz bütün eylemlerimizin ereği olmalıdır”. Ancak Epikuros mutluluğun temelini ruhun dinginliğinde bulur, tinsel hazları duyusal hazların üstünde görür ve en yüksek erek olarak koyar; çünkü yalnız tinsel hazlar gelip geçici olmayan hazlardır, sürekli bir ruh durumu sağlarlar.” (e), “İnsan yaşayışında en büyük değerin ve başlıca amacın haz alma olduğunu; haz ile en iyinin birbirine eşit bulunduğunu; sürekli hazza ancak bilgelikle erişilebileceğini savunan bir felsefe ve ahlâk görüşü.” (f). “Sokrates’e göre, dine uygun olan şey, Tanrılar tarafından onaylanır. Bu iyi görülen şey, Tanrılar onu sevip onayladığı için iyi değildir. Bizzat kendisi iyi ve dine uygun olduğu için tanrılar onu sever ve onaylar. Sokrates’in ölümünden sonra onu takip eden Megara ve Kynikler erdem kavramı üzerinde yoğunlaşmışlardır. Kyrene mektebi ise hedonizmi savunmuştur. Kyrene’ye göre insan isteklerine kulak vererek ve onları tatmin ederek erdemli hale gelir. Ancak insan canının her istediğini yapmamalıdır. Burada en önemli mesele “ölçülü” olmaktır. Sokrates’e göre mutluluğa ulaşmanın yolu erdemli bir insan olmaktan geçer. Erdem ise bilgi ile özdeştir. Bilgisizlik kötülük ve erdemsizliği beraberinde getirir”. “Hedonizm yani hazcılık akımının Sokrates’in öğrencilerinden Aristippos’a kadar dayandığı bilinmektedir. Bu akım zaman zaman bedensel hazza bazen de zihinsel, ruhsal hazlara yönelerek varlığını sürdürmüştür. Aristippos’a göre “Yaşamanın ereği hazdır. Haz, insanı insan eden duygudur. Bilgilerimiz, duygularımızla alabildiğimiz kadardır, bundan öteye geçemez. Öyleyse bize duyularımızın getirdiği hazza yönelelim ve acıdan kaçınalım.””. “Hazcılık felsefesini, hazzın miktarı ve çeşidi bakımından ele alanları niceliksel hazcılık, manevi hazzın maddi hazza üstünlüğünü önemseyen niteliksel hazcılık olarak ikiye ayırmak mümkündür. Aristippos’un hazcılığı temelde yüzeysel bir düşünce gibi görünse de esasında bir ucunun içsel hazza dayandığı sonucunu çıkarmak mümkündür. Tıpkı Sokrates’in bilgeliği haz ile eşdeğer görmesi gibi Aristippos’ta da buna benzer bir sinyal sezilmektedir. Ancak Aristippos’un Sokrates’ten ayrıldığı nokta; onun hazzın kaynağı olarak bilgeliği değil, bilgeliğe götüren duyuları esas almasıdır. Aristippos, içgüdülerin sınırsız isteğine önlem olarak denge fikrini önermektedir. Lezzet isteği ile baş etmek ve bu arzunun insanı ele geçirmesini önlemek için istekleri dengede tutmayı öğrenmek tek çözümdür. İyi, insanın isteklerinin tatminiyle ortaya çıkar. İnsana haz veren şey iyidir. İnsan, insan olma özelliğini isteklerini dikkate alıp yerine getirdikçe kazanır. İnsanlık, hazlar yoluyla kazanılır. Bu kazanım insan için “en yüksek iyi”dir. Aristippos bu haz anlayışındaki tehlikeyi sezmiş ve tedbir olarak denge fikrini ortaya atmıştır. İnsanın mutluluğa ulaşmasının yolu, temel ihtiyaçlarını karşılamasından geçer. Zaruret olan ihtiyaçların bile aşırı tatmini insanı bilge bir hayat yaşamaktan alıkoyar. Ahlaksızlık, bedensel hazların tatminine aşırı önem vermekle ortaya çıkar. Hedonizm’de ahlakın amacı, zevklere ulaşmaktır. Hedonizm’in önemli temsilcisi Epikür doğal etikçi olarak adlandırılmaktadır. Bu adlandırılmanın sebebi, Epikür’ün doğayı gözlemlemesi sonucu bütün canlıların acıdan kaçınarak mutluluğa ulaştığını görmesidir. Epikür bu gözlemine insanları da dahil etmiştir. İnsan, acıdan kaçındığı ölçüde mutlu olabilir. Hedonizm’e göre bir eylem, bireye mutluluk getirirse doğru olur. Epikür doğru denecek davranışın kısa vadede değil uzun vadede mutluluk getirmesi gerektiğini söylemektedir. Zenon’a göre, kötülüğün kaynağı insandaki içgüdülerdir. İnsan ancak, bu içgüdüyü duymazlıktan gelebildiğinde erdemli bir hayat sürebilir. Epikür ile Kyniklerin hazcılığı birbirinden farklıdır. Epikür’e göre acı ortadan kalkınca haz ortaya çıkar. Kynikler ise hazzın asgari şeylerle elde edileceğini savunur ve bu sebeple bütün sosyal bağları reddederler. Dünya özünde kötüdür ve erdemi kazanmak için ona uymaktan vazgeçmek gerekir. Bu düşüncede ahlak, toplum için değil birey için önemlidir. Kyniklere göre erdemler kazanıldığında, mutluluk ortaya çıkar. İstekler ve arzular erdemlerin kazanılmasına en büyük engeldir. Bu düşünce ekolünün temsilcilerinden Stoa’ya göre isteklerin üzerinde erdemler egemen olduğunda insan, mutluluğa ulaşır. Ahlakın amacı Tanrı’ya benzemektir.”. (g). (a) Wikipedia Contributes, “Aristippus”, Wikipedia, The Free Encyclopedia, <https://en.wikipedia.org/wiki/Aristippus>; (b) Wikipedia Contributes, “Hedonism”, Wikipedia, The Free Encyclopedia, <https://en.wikipedia.org/wiki/Hedonism>; Erişimler: 9 Eylül 2015. (c) Abdülcelil Bilgin, “Kanaatin Veren Eli ile Kapitalin Homo Economicus’u Arasında Yaşanan Duygusal Salınımlar”, Anemon: Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 5, Sayı: 2, 2017, <https://dergipark.org.tr/download/article-file/324999> s. 527, 531; (d) TDK, ags., “Haz”, BSTS – Felsefe Terimleri Sözlüğü; (e) TDK, ags., “Hazcılık”, BSTS – Felsefe Terimleri Sözlüğü; (f) TDK, ags., “Hazcılık”, BSTS – Eğitim Terimleri Sözlüğü; (g) Rabia Turan, “Soren Kierkegaard’ın Ahlak Anlayışı”, T.C. Fırat Ü., Yüksek Lisans Tezi, 2018, <https://openaccess.firat.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11508/15612/514631.pdf?sequence=1> s. 8-10; Erişimler: 25 Haziran 2019.
[317] David Hume: 1711-1776, Britanya, İskoç. Filozof, tarihçi, ekonomist ve denemeci. (a). Agnostik. Empirist. Septik. (b). (a) Wikipedia Contributes, “David Hume”, Wikipedia, The Free Encyclopedia, <https://en.wikipedia.org/wiki/David_Hume>; (b) Wikipedia Contributes, “List of agnostics”, Wikipedia, The Free Encyclopedia, ags. -121. dipnotta bk.-; Erişimler: 9 Eylül 2015.
[318] Jeremy Bentham: 1748-1832, İngiltere, İngiliz. Filozof , hukukçu ve sosyal reformcu. Modern Faydacılığın kurucusu. (a). Ateist (b). (a) Wikipedia Contributes, “Jeremy Bentham”, Wikipedia, The Free Encyclopedia, <https://en.wikipedia.org/wiki/Jeremy_Bentham>; (b) Wikipedia Contributes, “List of atheist philosophers”, Wikipedia, The Free Encyclopedia, ags. -116. dipnotta bk.-; Erişimler: 9 Eylül 2015.
[319] John Stuart Mill: 1806’da Britanya’da doğdu, 1873’de Fransa’da öldü, İngiliz. Filozof, politik ekonomist, parlamento üyesi ve devlet memuru. (a). Ateist (b). (a) Wikipedia Contributes, “John Stuart Mill”, Wikipedia, The Free Encyclopedia, <https://en.wikipedia.org/wiki/John_Stuart_Mill>; (b) Wikipedia Contributes, “List of atheist philosophers”, Wikipedia, The Free Encyclopedia, ags. -116. dipnotta bk.-; Erişimler: 10 Eylül 2015.

 

Filozof İmmanuel Kant da insandan yola çıkarak, ödev ahlakında, göreceliliğe karşı evrensel bir değer ortaya koymak için, iyi niyet bağlamında, davranışların genel bir yasa olmasını ve davranışların insanı araç değil, amaç olarak görmesi gibi düşünceleri savundu. Bu ilkelerin kaynağı insan vicdanıdır. Onun 3 bilinemezi vardır. Tanrı var mı yok mu? Evrenin başlangıcı var mı yok mu? Ruh ölümlü mü ölümsüz mü? Bu bağlamlardan yola çıkarak vicdandaki bu ilkelere metafizik bir zemin de hazırlamaya çalıştı ve şunu savundu: İçimizdeki o vicdanın sesinden yola çıkarak Tanrı’nın varlığına ulaşabiliriz. Aslında böylelikle o, Tanrı’dan ahlaka gelen yolu, ahlaktan Tanrı’ya doğru giderek tersine çevirmeye çalıştı.[320] (Ödev, Deontoloji vd.[321])

Yunanlılardan modern döneme gelene kadar, Tanrı ve ahlak ilişkisinin felsefedeki ağırlıklı çıkış noktaları; akıl, haz, duygu ve vicdandır. Bunların hepsi insan kaynakladır. Büyük çoğunluk, insan ahlakını Tanrı’ya değil de yine insana bağlamışlardır.

Ahlak kavramına, toplumsal bir ilke olarak, Darwin’in evrim teorisinden sonra yeni bir yaklaşım olarak ortaya çıkan, tıpkı Darwin’deki doğal seçilim ilkesine benzeyen, neden ahlaklıyız sorusuna cevap veren bu görüş şunları savunur. Kendi kabilesi ile dayanışma içinde olan bir toplum, dayanışmanın olmadığı başka bir kabileyi yok ederek egemenliği altına alacaktır. Dayanışma, yardımlaşma gibi bu ilkeler, toplumsal seçilimi sağlayacaktır ve insanlıkla birlikte evrimsel süreçte gelişeceklerdir ve doğal seçilime katkı sağlayacaklardır. Böylelikle bu görüştekiler ahlakı, ahlaki evrimden yola çıkarak anlatmışlardır.[320] (Charles Darwin[322]) (“Doğal Seçim” -d. seçilim-[323])

Marksist düşünce de evrimsel düşünceye benzer. O, her şeyi sınıf savaşı ve üretim ilişkileri temelinde açıklar. Ahlak direkt insandan çıkmaz, insan ilişkilerinden çıkar, o da üretim ilişkilerinden çıkar. Üretim tarzı değiştikçe toplumsal yapı ve ilişkiler de değişir, buna bağlı olarak ahlak da kültürel olarak evrilir/değişir. Örneğin, köleci toplumun ahlak sistemindeki adalet kavramıyla feodal ya da sanayi toplumundaki adalet kavramı ve bir ütopya olan sınıfsız toplumdaki adalet kavramları aynı şeyler değillerdir. Feodal toplumdaki “hapis” kadın, sanayi toplumunda “özgür” olunca onun ahlakı da değişir. Karl Marx bütünüyle dinin, sanatın, felsefenin, hukukun ve ahlakın bir üst yapı kurumu olduğunu düşünmüştür ve bunlar alt yapıdaki üretim biçimleri, ilişkileri ve araçlarına sahip olan kişilerin konumuna bağlı olarak sürekli bir değişime ve gelişime tabidir. Din, her dönemde ezilenlerin vicdanıdır. Din, feodal toplumlarda feodal yapıyı benimsemelerini/içselleştirmelerini, “kaderciliği”, itaat etmeyi sağlamaları için “kullanılmış” bir tür afyondur: Yani “gücü elinde bulunduran kişi” insanları yönetmek ve onlara istediğini yaptırmak için dini kullanmıştır. Din bir afyondur.[320] (“Toplumsal Sınıflar”, “Üretim İlişkileri” vd.[324]) (“Ütopya”[325]) (“Afyon”[326])

___________________
[320] Hasan Aydın, “Tanrı ve Ahlak…”, ags.
[321] “Ödev”: “Yapmak zorunda olduğumuz, yapmamız gereken şey; ahlâkça yükümlü olduğumuz şey. Ödev duygusu: 1- Ödevlere karşı sorumluluk duygusu. 2- İstemelerimizin belirleyicisi olarak ahlâk yasası üzerine bilinç (Kant).” (a). “Ödev Etiği”: “Ödev duygusu dışında ahlaki değer taşıyan hiçbir motif olmadığını, bir eylemin sadece ödev ve yükümlülük duygusuyla yapıldığı zaman gerçek bir ahlaki değer taşıyabileceğini savunan etik görüş.” (b). “Ödev Bilimi”: “is. Bir mesleği uygularken uyulması gereken ahlaki değer ve etik kuralları inceleyen bilim dalı, deontoloji.” (c). “Deontoloji”: “Görev bilgisi, ahlak bilimi” (d), “(Sözcük anlamı: ödev bilimi) Ethik’i ödev bilimi olarak belirlemek üzere J. Bentham’ın kullandığı terim. (Deontology or the Science of Morality, 1834.) Bu sözcük Kant’ın anladığı anlamda bir ödev öğretisi için kullanılamaz; deontoloji, ahlaksal ödevleri, şu ya da bu toplumsal duruma göre, deney yolu ile incelemeyi dile getirir. Hekimlikte, hekimlik ödevleri kuramı olarak özellikle kullanılmaktadır.” (e), “1. Ödev bilgisi, yükümlülükler bilgisi, normatif bilgi. 2. Hekimin mesleki etkinlikleri sırasında, hastasına, hasta sahibine, meslektaşlarına ve topluma karşı, uymak ve uygulamak zorunda olduğu kurallar, tutum ve davranışların normatif bilgisi.” (f). “Deontolojizm”: “1. Ödevi ahlakın temeli olarak gören, bazı eylemlerin sonuçlarına bakılmaksızın, ahlaki bakımdan yapılması gereken eylemler olduğunu iddia eden etik anlayış. 2. Eylemlerin, kendilerinde veya kendi başlarına iyi veya kötü olduklarını savunan tavır.” (g). “Deontolojik Etik”: “Ahlaki eylemin doğruluğu veya ödeve uygunluğu üzerinde yoğunlaşan, belli birtakım şeylerin ilkeye dayandırılarak yapılması gerektiğini savunan, ahlaki eylemleri eşitlik, tarafsızlık veya evrenselleştirilebilirlik gibi ölçütlerle değerlendiren etik teori.” (h). “Deontolojik Sezgicilik”: “Etik tartışmalarda, yükümlülüğe değerden daha büyük önem veren görüş.” (i). (a) TDK, ags., “Ödev”, BSTS – Felsefe Terimleri Sözlüğü; (b) TDK, ags., “Ödev Etiği”, BSTS – Veteriner Hekimlik Tarihi ve Deontoloji Terimleri Sözlüğü; (c) TDK, ags., “Ödev Bilimi”, Güncel Türkçe Sözlük; (d) TDK, ags., “Deontology”, İngilizce-Türkçe Sözlük; (e) TDK, ags., “Deontoloji”, BSTS – Felsefe Terimleri Sözlüğü; (f) TDK, ags., “Deontoloji”, BSTS – Veteriner Hekimlik Tarihi ve Deontoloji Terimleri Sözlüğü; (g) TDK, ags., “Deontolojizm”, BSTS – Veteriner Hekimlik Tarihi ve Deontoloji Terimleri Sözlüğü; (h) TDK, ags., “Deontolojik Etik”, BSTS – Veteriner Hekimlik Tarihi ve Deontoloji Terimleri Sözlüğü; (i) TDK, ags., “Deontolojik Sezgicilik”, BSTS – Veteriner Hekimlik Tarihi ve Deontoloji Terimleri Sözlüğü; Erişimler: 25 Haziran 2019.
[322] Charles Darwin: 1809-1882, Britanya, İngiliz. Doğa bilimci ve jeolog. Üniversitede eğitimci. (a). Agnostik (b). (a) Wikipedia Contributes, “Charles Darwin”, Wikipedia, The Free Encyclopedia, <https://en.wikipedia.org/wiki/Charles_Darwin>; (b) Wikipedia Contributes, “List of agnostics”, Wikipedia, The Free Encyclopedia, ags. -121. dipnotta bk.-; Erişimler: 10 Eylül 2015.
[323] “Doğal Seçim” (doğal seçilim / doğal seleksiyon): “Darwin’in evrim teorisine göre iklim, besin, rekabet vb. şartlara uyabilenlerin yaşamaya devam etmesi, uyamayanların ise yok olması. Doğal seleksiyon.” (a), “Tabiatte, karakterleri bakımından çevrelerine elverişli olmayan organizmaların yok olması ve en uygun karakterleri taşıyanların yaşamaya devam etmesiyle sonuçlanan bir doğal olay.” (b). (a) TDK, ags., “Doğal Seçim”, BSTS – Biyoloji Terimleri Sözlüğü; (b) TDK, ags., “Doğal Seçim”, BSTS – Zooloji Terimleri Sözlüğü; Erişimler: 25 Haziran 2019.
[324] “Sınıf”: “Bir topluluk içinde, birbirlerinden ekonomik ve toplumsal yönlerden ayrılan ve aralarında karşıtlıklar bulunan bölüklerden her biri.” (a), “(…) 3- (Toplumbilimde): a. Aralarında ortak bir kültür ve yaşama düzeyi olan bireyler topluluğu, b. Toplumun yapısında aynı ekonomik koşullar ve ilişkilerle birbirine bağlı olan tabaka.” (b). “Toplumsal Sınıflar”: “1- Marksçı kurama göre: Üretim güçlerinin belli gelişme aşamalarında üretim araçlarını ellerinde bulundurup bulundurmama durumları, toplumsal işbölümü düzenindeki yerleri, zenginliklerini elde etmede kullandıkları araçlar ve bu toplumsal zenginliklerden aldıkları payın büyüklüğü bakımlarından birbirlerinden ayrılan geniş insan kümeleri. 2- Bir bölüm batılı toplumbilimciye göre: Gelir düzeyleri, yaşama biçimleri, toplumda gördükleri saygı ölçüsü bakımlarından birbirinden ayrılan, aralarında düşey devinim olanağı bulunan insan kümeleri.” (c). “Üretim İlişkileri”: “Marksist yaklaşımda, üretim araçlarının mülkiyet biçimi; çeşitli sosyal sınıfların üretimdeki yerleri; üretilen nesnelerin bu gruplar arasındaki dağılımı gibi unsurlara dayanan; altyapı ve üstyapıdan oluşan toplumu biçimlendiren ilişkiler bütünü.” (d), “ç. is. ekon. Toplum hayatında maddi zenginliklerin üretimi, değişimi ve dağılımı süreci içinde toplum üyeleri arasında ortaya çıkan ve insan bilincinden bağımsız olarak var olan nesnel, maddi ilişkiler.” (e). “Altyapı”: “(…) 2. Marksist yaklaşımda toplumsal gelişmenin belirleyici unsuru olan üretici güçler, bilgi ve teknolojik gelişme bütününden oluşan iktisadi yapı.” (f). “Üretici Güçler”: “Marksist yaklaşımda, üretim ilişkilerini belirleyen en önemli unsurları oluşturan; üretim sürecinin öznel ve nesnel etkenleri olan insan, üretim araçları, üretim örgütlenmesi, bilgi ve teknoloji gibi toplumun doğa üzerindeki değiştirici etkinliğinin araçları.” (g). “Üstyapı”: “Marksist yaklaşımda, altyapının üzerinde yükselen dil, din, ahlâk, ideoloji, siyaset, hukuk ve kültür gibi unsurlar bütünü.” (h). (a) TDK, ags., “Sınıf”, BSTS – Halkbilim Terimleri Sözlüğü; (b) TDK, ags., “Sınıf”, BSTS – Felsefe Terimleri Sözlüğü; (c) TDK, ags., “Toplumsal Sınıflar”, BSTS – Toplumbilim Terimleri Sözlüğü; (d) TDK, ags., “Üretim İlişkileri”, BSTS – İktisat Terimleri Sözlüğü; (e) TDK, ags., “Üretim İlişkileri”, Güncel Türkçe Sözlük; (f) TDK, ags., “Altyapı”, BSTS – İktisat Terimleri Sözlüğü; (g) TDK, ags., “Üretici Güçler”, BSTS – İktisat Terimleri Sözlüğü; (h) TDK, ags., “Üstyapı”, BSTS – İktisat Terimleri Sözlüğü; Erişimler: 25 Haziran 2019.
[325] “Ütopya”: “is. Gerçekleştirilmesi imkânsız tasarı veya düşünce.”. TDK, ags., “Ütopya”, Güncel Türkçe Sözlük, Erişim: 25 Haziran 2019.
[326] “Afyon”: “Haşhaş kapsüllerinin çizilmesinden sonra buradan sızan sıvının katılaştırılmasıyla elde edilen ve yapısında morfin, kodein, papaverin, noskapin vb. alkoloitleri içeren kahverenginde, mum kıvamında madde.” (a). “Haşhaş”: “Kapsüllerinin çizilmesiyle, yapısında morfin, kodein ve papaverin gibi alkoloitler içeren afyon adlı uyuşturucu nitelikteki ham madde elde edilen bir yıllık bitki.” (b). (a) TDK, ags., “Afyon”, BSTS – Farmakoloji ve Toksikoloji Terimleri Sözlüğü; (b) TDK, ags., “Haşhaş”, BSTS – Farmakoloji ve Toksikoloji Terimleri Sözlüğü; Erişimler: 25 Haziran 2019.

 

Ahlak anlatımı din kitaplarında gerekçe verilmeksizin emirlerden oluşur. Örneğin, Tanrı adaleti emreder sözünde adaletin ne bir tanımı ne de bir tartışması vardır, sadece emrolunur. Farklı dinî inanç kitaplarında ahlak, adalet, iyi ve kötü kavramları birbirinden “farklı” uygulamalarla anlatılır. Dinlerde dinî kitaplarla ahlakı belirleyen Tanrı’dır ve onun sözleri tek doğru olandır. Bu buyrukların bir amacı yoktur, çünkü Tanrı dileseydi onları değiştirirdi: Bu, Tanrı eğer kötü bir şeye iyi deseydi o iyi olurdu bağlamındadır. Dinler, ahlakı dinî/kutsal kitaplarda arar, bulur ve uygular. Yanı sıra toplum içinde kendiliğinden oluşmuş adabımuaşeret veya gelenek/görenek gibi ahlak kurallarının neredeyse büyük çoğunluğu, şeri/dinî/kurani olan Kur’an’da veya diğer dini kitaplarda yazmaması, “ahlak” bağlamında bir sorun teşkil etmektedir. Ayrıca insan öldürmemek, çalmamak gibi ahlaki kavramlar, yani iyi ve kötü olguları, dinlerden önce insanlar arasında vardı. Yani ahlak, dinlerle çıkmamıştır. Örneğin kabile ahlakında; adalet, yardımlaşma, dürüstlük gibi ilkeler tartışılmaz olarak yüce/kutsal idi. Dinler, ahlakı dini -kendini- desteklemek için kullanmışlardır ve yer yer kendi faydaları için onların bazılarını evirmişlerdir. Bu bağlamlarda Tanrı ve/veya dinler olmadan da ahlak olur. Ahlak ve “iyi insanlık” dinlerin tekelinde olmamalıdır. Dindar da ve dine inanmayan da ahlaklı veya ahlaksız olabilir.[327] (Not[328])

Sonuç olarak -herkesin kabul edeceği- “evrensel iyi ve kötü” diye bir kavram var mıdır ya da iyi ve kötü kavramları sabit midir, yoksa değişken midir? Kuvvetle muhtemel bu kavramlar insandan insana ve özellikle de toplumdan topluma değişiklik gösterir. Yine kuvvetle muhtemel; iyi, kötü, güzel, çirkin gibi kavramlar insana aittir ve insan yok olduğunda bunlar da yok olacaktır: Ahlak, insan ilişkileri sayesinde, sosyalleşme ve kültürleşme sürecinde toplum içerisinde öğrenilir ve ahlakın kaynağı insan ve buna bağlı olarak insan ilişkileri ve toplumdur. İnsan, farklı ahlakları/kültürleri/toplumları tanıdıkça ahlak bilincini geliştirir.[327] (“Sosyalleşme” ve “Kültürleşme”[329])

___________________
[327] Hasan Aydın, “Tanrı ve Ahlak…”, ags.
[328] Kuran: Maide: 38- Hırsız erkek ve hırsız kadının, (çalıp) kazandıklarına bir karşılık, Allah’tan, ‘tekrarı önleyen bir ceza’ olmak üzere ellerini kesin. Bakara: 178- Ey iman edenler, öldürülenler hakkında size kısas* yazıldı (farz kılındı). Özgüre karşı özgür, köleye karşı köle ve dişiye karşı dişi. … 179- Kısasta sizin için hayat vardır. … Maide: 45- Biz onda, onların üzerine yazdık: Can’a can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve (bütün) yaralara (karşılık da) kısas vardır. (*Kısas: Kesmek anlamında kasastan gelir. Aynıyla mukabele etmek, misliyle karşılık vermek. Herhangi bir hakkı misli ile takas etmek. Yaralama ve öldürme olaylarında hukuki bir teamül ve amir bir hüküm olarak uygulanır. Caydırıcı etkisi dolayısıyla insanları öldürülmekten kurtardığı için Kur’an’da hayat kaynağı olarak anılmıştır.) (a). Hac: 60- İşte böyle; her kim kendisine yapılan haksızlığın benzeriyle karşılık verir, sonra aleyhine ‘azgınlık ve saldırıda’ bulunulursa, Allah, mutlaka ona yardım eder. (b) Nisa: 34- Allah’ın, bazısını bazısına üstün kılması ve onların kendi mallarından harcaması nedeniyle erkekler, kadınlar üzerinde ‘sorumlu gözeticidir.’ Saliha kadınlar, gönülden (Allah’a), itaat edenler, Allah nasıl koruduysa görünmeyeni koruyanlardır. Nüşuzundan* korktuğunuz kadınlara (önce) öğüt verin, (sonra onları) yataklarda yalnız bırakın, (bu da yetmezse hafifçe) vurun. Size itaat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın. (*Nüşuz: Geçimsizlik yanında, aslında karşı cinste cinsel kıskançlık duygularını tahrik edecek uygunsuz davranışlarda bulunmak anlamına da gelir.) (a). Diyanet Vakfı: Nisa: 34- “…onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. …” (c). Nisa 11 ve 12. ayetlerde miras konusunda erkek kadından daha fazla para/mal alır: Nisa: 11- Çocuklarınız konusunda Allah, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. … (d). Nisa: 3- …kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikahlayın. … Bakara: 223- Kadınlarınız sizin tarlanızdır; tarlanıza dilediğiniz gibi varın. (a). A’raf: 178- Allah kime hidayet verirse o artık hidayeti bulmuştur; kimi şaşırtıp-saptırırsa artık onlar da hüsrana uğrayanlardır. (e). En’am: 111- Gerçek şu ki, biz onlara melekler indirseydik, onlarla ölüler konuşsaydı ve her şeyi karşılarına toplasaydık, -Allah’ın dilediği dışında- yine inanmayacaklardı. (a). Ankebut: 21- Dilediğini azablandırır, dilediğine merhamet eder. … (f). Zümer: 23- …dilediğini hidayete erdirir. Allah kimi saptırırsa, artık onun için bir yol gösterici yoktur. (g). Ahzab: 50- … Biz, kendi eşleri ve sağ ellerinin malik olduğu (cariyeleri) konusunda onlar (mü’minler) üzerine neyi farz kıldığımızı bildik (size bildirdik). … (h). Mü’minun: 1- Mü’minler gerçekten felah bulmuştur; (i), 5- Ve onlar ırzlarını (iffetlerini) koruyanlardır; 6- Ancak eşleri ya da sağ ellerinin sahip olduklarına* karşı (tutumları) hariç; bu konuda kınanmış değillerdir. (*Kur’an’da “sağ” ve “sağ el” güç, hakimiyet ve itaattir. “Sağ ellerinin sahip olduğundan” amaç ise savaş esiri kadınların takas ve fidye gibi işlemlerden sonra Müslüman erkeklere bırakılan cariyelerdir.) (b), Mearic: 29- Ve onlar, ırzlarını (ferç) korurlar; 30- Ancak kendi eşleri ya da sağ ellerinin malik olduğu başka; çünkü onlar (bunlardan dolayı) kınanmazlar. (j). Nur: 33- … Sağ ellerinizin malik olduğu (köle ve cariyelerden)… (b). (a) Bu sitedeki yazıma bk. 347. konu. (b) Bu sitedeki yazıma bk. 351. konu. (c) Kur’an Ayetleri, <https://www.kuranayetleri.net/nisa-suresi/ayet-34>; (d) Kur’an Ayetleri, <https://www.kuranayetleri.net/nisa-suresi/ali-bulac-meali> Erişimler: 25 Haziran 2019. (e) Bu sitedeki yazıma bk. 348. konu. (f) Bu sitedeki yazıma bk. 352. konu. (g) Bu sitedeki yazıma bk. 354. konu. (h) Bu sitedeki yazıma bk. 353. konu. (i) Kur’an Ayetleri, <https://www.kuranayetleri.net/muminun-suresi/ali-bulac-meali> Erişim: 25 Haziran 2019. (j) Bu sitedeki yazıma bk. 360. konu.
[329] “Sosyalleşme” (toplumsallaşma): “is. top. b. Bireyin kişilik kazanarak belli bir toplumsal çevreye hazırlanması, toplumla bütünleşmesi süreci, sosyalleşme.” (a), “Kişinin, kendi kümesi ya da kültürü içinde yaşayanlar gibi davranmayı öğrenmesi.” (b). “Kültürleşme”: “Bir kültürün ya da bir kültür öğesinin başka bir kültüre girmesi sonucu her ikisinin de değişmeye uğraması süreci.” (c). “Kültürlenmek”: “(nsz) top. b. Bir arada bulunan iki bireyin veya etnik grubun değer yargıları ile kültürel birikiminin özellikleri birbirinden etkilenerek değişikliğe uğramak.” (d). (a) TDK, ags., “Toplumsallaşma”, Güncel Türkçe Sözlük; (b) TDK, ags., “Toplumsallaşma”, BSTS – Ruhbilim Terimleri Sözlüğü; (c) TDK, ags., “Kültürleşme”, BSTS – Budunbilim Terimleri Sözlüğü; (d) TDK, ags., “Kültürlenmek”, Güncel Türkçe Sözlük; Erişimler: 26 Haziran 2019.

 

 

KAYNAKÇA

 

Ana Metin (Büyük Yazılar) İçin Kaynakça

AYDIN Hasan, “Antik Yunan Felsefesinin İslam Düşüncesine ve Düşünürlerine Etkisi”, Viacademia, 15 Mart 2014, <https://youtu.be/XX9OBCjnVT4> Erişim: 14-30 Nisan 2015.

_____, “Klasik İslam Düşüncesinde Tanrı Tasarımları”, Viacademia, 31 Mayıs 2014, <https://youtu.be/Xb3DW4tUpfI> Erişim: 1-12 Mayıs 2015.

_____, “Nihilizmin Modern Versiyonu: Postmodernizm”, Viacademia, 1 Temmuz 2014, <https://youtu.be/WxaFNPII4fM> Erişim: 13-17 Mayıs 2015.

_____, “İslam Modernizmi ve Türkiye’deki Yansımaları”, Viacademia, 24 Temmuz 2014, <https://youtu.be/L9d6PdOc1bM> Erişim: 18-28 Mayıs 2015.

_____, “Antik Yunan’dan İslam Felsefesine Aşk ve Delilik”, Viacademia, 21 Ağustos 2014, <https://youtu.be/CgRnYjgjGR8> Erişim: 29 Mayıs – 3 Haziran 2015.

_____, “İslam Geleneğinde Bilgi Kuramı”, Viacademia, 13 Eylül 2014, <https://youtu.be/L-EkEJduZ1E> Erişim: 4-10 Haziran 2015.

_____, “Felsefi Antropolojinin Işığında Hz Muhammed ve Kur’an”, Viacademia, 10 Ekim 2014, <https://youtu.be/oEEIiH6iR4U> Erişim: 11-22 Haziran 2015.

_____, “İslam Dünyasında Felsefenin Krizi ve Aydınlanma Sorunu”, Viacademia, 19 Aralık 2014, <https://youtu.be/RHNYbDb4itE> Erişim: 23 Haziran – 3 Temmuz 2015.

_____, “Laikliğin Felsefi Temelleri”, Viacademia, 4 Şubat 2015, <https://youtu.be/1AHCjdTRdUc> Erişim: 4-13 Temmuz 2015.

_____, “Ölüm Korkusu Karşısında Felsefenin Tesellisi”, Viacademia, 21 Mart 2015, <https://youtu.be/bunQ_Z4dSAY> Erişim: 14-27 Temmuz 2015.

_____, “Tanrı ve Ahlak İlişkisine Felsefi Bir Yaklaşım”, Viacademia, 3 Nisan 2015, <https://youtu.be/-O93qEvci8M> Erişim: 28 Temmuz – 11 Ağustos 2015.

 

Dipnotlar (Küçük Yazılar) İçin Kaynakça

AÇIKGENÇ Alparslan, “FAZLURRAHMAN”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1995, Cilt: 12, ss. 280-286, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/12/C12004485.pdf> Erişim: 27 Ağustos 2015. (TDV: Türkiye Diyanet Vakfı)

_____, “SAİD NURSİ”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2008, Cilt: 35, ss. 565-572, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/35/C35011727.pdf> Erişim: 30 Ağustos 2015.

AĞIRMAN Mustafa, “DEB”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1994, Cilt: 9, ss. -bir- 61, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/9/C09003300.pdf> Erişim: 12 Ağustos 2015.

AKARSU Bedia, “Felsefe Terimleri Sözlüğü”, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara Ü. Basımevi, TDK Yayınları: 408, 1975, <https://www.academia.edu/31765851/Felsefe_Terimleri_Sözlüğü-_Bedia_Akarsu_1975> Sonuncu Erişim: 16 Ağustos 2019.

AKIN Haydar, “Antikçağ’dan Yeniçağ’a Delilik, Melankoli ve Cinlenme – Avrupa’da Aykırı Olma Halleri Üzerine Tarihsel Bir İnceleme”, Hacettepe Ü., Doktora Tezi, 2014, <http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/handle/11655/1387> Erişim: 26 Temmuz 2019.

AKPUNAR Burhan, “Biliş ve Üstbiliş (Metabiliş) Kavramlarının Zihin Felsefesi Açısından Analizi”, Turkish Studies, Cilt: 6, Sayı: 4, Sonbahar 2011, ss. 353-365, <http://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423933909.pdf> Erişim: 25 Haziran 2019.

AKÜN Ömer Faruk, “NÂMIK KEMAL”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2006, Cilt: 32, ss. 361-378, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/32/C32010585.pdf> Erişim: 28 Ağustos 2015.

ALBAYRAK Kadir, “SELÂM” (Diğer Dinlerde), TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2009, Cilt: 36, ss. 343-344, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/36/C36024128.pdf> Erişim: 4 Eylül 2015.

ALBAYRAK Nurettin, “NASREDDİN HOCA”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2006, Cilt: 32, ss. 418-420, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/32/C32010618.pdf> Erişim: 27 Ağustos 2015.

ALGÜL Hüseyin, “ENSAR”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1995, Cilt: 11, ss. 251-252, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/11/C11004156.pdf> Erişim: 14 Haziran 2019.

ALPER Ömer Mahir, “İBN SÎN”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1999, Cilt: 20, ss. 319-322, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/20/C20015903.pdf> Erişim: 17 Ağustos 2015.

ALTINTAŞ Hayrani, “DEHRİYYE”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1994, Cilt: 9, ss. 107-109, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/9/C09003332.pdf> Erişim: 15 Haziran 2019.

ALTIPARMAK Ömer Faruk, “Hilmi Ziya Ülken’in İslâm Felsefesine Yaklaşımı”, Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Yıl: 18, Sayı: 29, Ocak-Haziran 2013, ss. 105-119, <https://dergipark.org.tr/download/article-file/257719> Erişim: 1 Temmuz 2019.

ALTUNKAYA Mustafa, “Bazı Şiî Kaynaklarda ‘Tasavvuf'”, Turkish Studies, Cilt: 11, Sayı: 5, Kış 2016, ss. 1-16, <http://isamveri.org/pdfdrg/D03262/2016_5/2016_5_ALTUNKAYAM.pdf> Erişim: 5 Haziran 2019.

_____, “Bazı Şiî Kaynaklarda Tasavvufun Yeri”, Doğu Esintileri: İranoloji, Fars Dil ve Edebiyat Araştırmaları Dergisi, Sayı: 5, Temmuz 2016, ss. 175-194, <https://dergipark.org.tr/download/article-file/254238> veya <http://www.doguesintileri.com/sayi-5.html> Erişim: 6 Haziran 2019.

APAYDIN H. Yunus, “İCTİHAD”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2000, Cilt: 21, ss. 432-445, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/21/C21007158.pdf> Erişim: 15 Haziran 2019.

_____, “KIYAS” (Fıkıh), TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2002, Cilt: 25, ss. 529-539, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/25/C25023636.pdf> Erişim: 23 Mayıs 2019.

_____, “MÜTEVÂTİR”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2006, Cilt: 32, ss. 208-211, <https://islamansiklopedisi.org.tr/tevatur> <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/32/C32010493.pdf> Erişimler: 16 Temmuz 2019.

_____, “NAS”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2006, Cilt: 32, ss. 391-392, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/32/C32010593.pdf> Erişim: 5 ve 15 Haziran 2019.

ARICAN M. Kazım, “Spinoza’nın Natura Naturans ve Natura Naturata Kavramlarının Anlamsal İçeriği Üzerine Tartışmalar”, Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, Cilt: 4, Sayı: 4, 2004, ss. 87-96, <https://dergipark.org.tr/download/article-file/52566> Erişim: 8 Haziran 2019.

ARPAGUŞ Sâfi, “Mevlâna Celâleddin Rûmî (1207-1273)”, İstem, Yıl: 5, Sayı: 10, 2007, ss. 91-111, <https://dergipark.org.tr/download/article-file/260727> Erişim: 7 Haziran 2019.

ATAR Armağan, “Plotinus’un ‘Bir’ Anlayışı’nın Kindî’ye Etkisi”, Journal of Islamic Research, Cilt: 30, Sayı: 1, 2019, ss. 147-157, <http://isamveri.org/pdfdrg/D00064/2019_1/2019_1_ATARA.pdf> Erişim: 1 Temmuz 2019. (© 2019 İslâmî Araştırmalar)

ATAR Fahrettin, “FETVA”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1995, Cilt: 12, ss. 486-496, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/12/C12004617.pdf> Erişim: 14 Haziran 2019.

ATILGAN Duygu Kocabaş, “Antik Yunan’da Toplumsal Cinsiyet Rollerinin Temsili”, Yedi: Sanat, Tasarım ve Bilim Dergisi, Sayı: 10, Yaz 2013, ss. 15-27, <https://dergipark.org.tr/download/article-file/203735> Erişim: 1 Temmuz 2019.

AVCI Casim, “KUREYŞ (Benî Kureyş)”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2002, Cilt: 26, ss. 442-444, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/26/C26008596.pdf> Erişim: 13 Ağustos 2015.

AYBAKAN Bilal, “ŞÂFİΔ, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2010, Cilt: 38, ss. 223-233, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/38/C38012512.pdf> Erişim: 2 Eylül 2015.

_____, “ŞÂFİÎ MEZHEBİ”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2010, Cilt: 38, ss. 233-247, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/38/C38012513.pdf> Erişim: 2 Eylül 2015.

AYDIN Cengiz, AYDIN Gülseren, “BATLAMYUS”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1992, Cilt: 5, ss. 196-199, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/5/C05001883.pdf> Erişim: 20 Ağustos 2015.

AYDIN Erdoğan, “Nasıl Müslüman Olduk?”, Kırmızı Yayınları, İstanbul, 23. Baskı, 2008.

BALSEÇEN Haydar, “Rönesanstan Romantizme İktidarın Sanatı”, Avrasya Sosyal ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi (ASEAD), Cilt: 6, Sayı: 3, 2019, ss. 300-307, <https://dergipark.org.tr/download/article-file/678339> Erişim: 19 Haziran 2019.

BEDİR Murteza, “SÜNNET”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2010, Cilt: 38, ss. 150-153, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/38/C38016189.pdf> Erişim: 5 ve 15 Haziran 2019.

BERK Fatih Mehmet, “Düalist Bir Öğreti Olarak Orfizm”, Tarihin Peşinde, Sayı: 3, 2010, ss. 107-118, <http://www.tarihinpesinde.com/dergimiz/nisan2010/S3_06w.pdf> Erişim: 22 Haziran 2019.

BİLGİN Abdülcelil, “Kanaatin Veren Eli ile Kapitalin Homo Economicus’u Arasında Yaşanan Duygusal Salınımlar”, Anemon: Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 5, Sayı: 2, 2017, ss. 517-537, <https://dergipark.org.tr/download/article-file/324999> Erişim: 25 Haziran 2019.

BOZKURT Nahide, “HÂRÛNÜRREŞÎD”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1997, Cilt: 16, ss. 258-261, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/16/C16005572.pdf> Erişim: 17 Ağustos 2015.

_____, “MANSÛR”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2003, Cilt: 28, ss. 5-6, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/28/C28009045.pdf> Erişim: 2 Eylül 2015.

BOZKURT Nebi, “KÜNYE”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2002, Cilt: 26, ss. 558-559, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/26/C26008688.pdf> Erişim: 14 Haziran 2019.

_____, “MEDRESE”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2003, Cilt: 28, ss. 323-327, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/28/C28023734.pdf> Erişim: 6 Haziran 2019.

BULUT Halil İbrahim, “ÜMMET”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2012, Cilt: 42, ss. 308-309, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/42/C42013681.pdf> Erişim: 19 Haziran 2019.

BULUT Yücel, “ORYANTALİZM”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2007, Cilt: 33, ss. 428-437, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/33/C33010974.pdf> Erişim: 5 Haziran 2019.

CEYHAN Semih, “TECELLΔ, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2011, Cilt: 40, ss. 241-243, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/40/C40016121.pdf> Erişim: 31 Mayıs 2019.

_____, “ZÜHD”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2013, Cilt: 44, ss. 530-533, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/44/C44016207.pdf> Erişim: 6 Haziran 2019.

Contributeurs de Wikipédia, “Révolution française”, Wikipédia, l’encyclopédie libre, <https://fr.wikipedia.org/wiki/Révolution_française> Erişim: 7 Haziran 2019.

ÇADIROĞLU Alper, “(1) Harvard Üni.si Prof. Gönül Tekin’den: Antik Mezopotamya İnançları ve Günümüze Etkileri (2) Tevrat, İncil ve Kur’an’dan Seçmeler”, Mutlak Bilim, <https://www.mutlakbilim.com/harvard-uni-si-prof-gonul-tekinden-antik-mezopotamya-inanclari-ve-gunumuze-etkileri/> Sonuncu Erişim: 17 Ağustos 2019.

_____, “Biyolojiden Seçilmiş Konular”, Mutlak Bilim, <https://www.mutlakbilim.com/biyolojiden-secilmis-konular/> Sonuncu Erişim: 18 Ağustos 2019.

_____, “Hıristiyanlık”, Mutlak Bilim, <https://www.mutlakbilim.com/hiristiyanlik/> Sonuncu Erişim: 17 Ağustos 2019.

_____, “Hinduizm İnançları”, Mutlak Bilim, <https://www.mutlakbilim.com/hinduizm-inanclari/> Sonuncu Erişim: 17 Ağustos 2019.

_____, “İslamiyet”, Mutlak Bilim, <https://www.mutlakbilim.com/islamiyet/> Sonuncu Erişim: 16 Ağustos 2019.

_____, “Kur’an’ın Seçilmiş En Önemli Maddeleriyle Özeti ve Analizi”, Mutlak Bilim, <https://www.mutlakbilim.com/kuranin-secilmis-en-onemli-maddeleriyle-ozeti-ve-analizi/> Sonuncu Erişim: 16 Ağustos 2019.

_____, “Mısır Mitolojisi”, Mutlak Bilim, <https://www.mutlakbilim.com/misir-mitolojisi/> Sonuncu Erişim: 18 Ağustos 2019.

_____, “Sümerler ve Antik Mezopotamya İnançları”, Mutlak Bilim, <https://www.mutlakbilim.com/sumerler-ve-antik-mezopotamya-inanclari/> Sonuncu Erişim: 18 Ağustos 2019.

_____, “Tevrat’ın Seçilmiş En Önemli Maddeleriyle Özeti ve Analizi”, Mutlak Bilim, <https://www.mutlakbilim.com/tevratin-secilmis-en-onemli-maddeleriyle-ozeti-ve-analizi/> Sonuncu Erişim: 17 Ağustos 2019.

_____, “Yahudilik”, Mutlak Bilim, <https://www.mutlakbilim.com/yahudilik/> Sonuncu Erişim: 17 Ağustos 2019.

_____, “Yeni Ahit (incil)’in Seçilmiş En Önemli Maddeleriyle Özeti ve Analizi”, Mutlak Bilim, <https://www.mutlakbilim.com/yeni-ahit-incilin-secilmis-en-onemli-maddeleriyle-ozeti-ve-analizi/> Sonuncu Erişim: 17 Ağustos 2019.

_____, “Zerdüştlük, Sabiilik ve Manihanizm”, Mutlak Bilim, <https://www.mutlakbilim.com/zerdustluk-sabiilik-ve-manihanizm/> Sonuncu Erişim: 16 Ağustos 2019.

ÇAĞRICI Mustafa, “ARAP” (İslâm’dan Önce Araplar’da Din), TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1991, Cilt: 3, ss. 316-321, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/3/C03015552.pdf> Erişim: 15 Ağustos 2015.

_____, “GAZZÂLΔ, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1996, Cilt: 13, ss. 489-505, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/13/C13015816.pdf> Erişim: 15 Ağustos 2015.

_____, “İBN MEYMÛN”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1999, Cilt: 20, ss. 194-197, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/20/C20016117.pdf> Erişim: 18 Ağustos 2015.

_____, “ZARÛRİYYÂT”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2013, Cilt: 44, ss. 146-148, <https://islamansiklopedisi.org.tr/evveliyyat> <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/44/C44014234.pdf> Erişimler: 16 Temmuz 2019.

ÇELİK Fikret, “Erken Dönem Fransız Cumhuriyetçiliğinin İlliberal Yönleri: Tarihsel ve Teorik Bir Analiz”, Liberal Düşünce, Yıl: 18, Sayı: 71, Yaz: 2013, ss. 107-122, <http://www.libertedownload.com/LD/arsiv/71/sayi-71.pdf#page=107> Erişim: 19 Haziran 2019.

ÇETİN Osman, “HORASAN”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1998, Cilt: 18, ss. 234-241, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/18/C18006037.pdf> Erişim: 7 Haziran 2019.

ÇİFTCİOĞLU İsmail, “Orta Asya – Anadolu İlim ve Kültür Köprüsü (XI-XVI. Yüzyıllar)”, Bilig, Sayı: 44, Kış 2008, ss. 143-172, <https://dergipark.org.tr/download/article-file/234365> Erişim: 6 Haziran 2019. (© Ahmet Yesevi University Board of Trustees)

ÇUBUKÇU Asri, “KĀSIM”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2001, Cilt: 24, ss. -bir- 538, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/24/C24008027.pdf> Erişim: 14 Haziran 2019.

DAVUTOĞLU Ahmet, “DEVLET”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1994, Cilt: 9, ss. 234-240, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/9/C09003433.pdf> Erişim: 20 Mayıs 2019.

DEMİRCİ Kürşat, “HIRİSTİYANLIK” I. Giriş, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1998, Cilt: 17, ss. 328-340, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/17/C17015833.pdf> Erişim: 1 Ağustos 2019.

_____, “ZÜHD” (Diğer Dinlerde), TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2013, Cilt: 44, ss. 533-535, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/44/C44016208.pdf> Erişim: 6 Haziran 2019.

DEMİRLİ Ekrem, “SÛRET” (Tasavvuf), TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2009, Cilt: 37, ss. 540-541, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/37/C37024149.pdf> Erişim: 18 Haziran 2019.

DJAIT Hisham, “باحث تونسي يزعم: الاسم الحقيقي لمحمد قثم”, Islam Online, 2007, <http://web.archive.org/web/20080615171525/http://www.islamonline.net/servlet/Satellite?c=ArticleA_C&cid=1172571527684&pagename=Zone-Arabic-News/NWALayout> Erişim: 14 Haziran 2019. (Videosu için <https://youtu.be/A8au1Py1I3g>; <https://www.facebook.com/heyulaamorf/posts/435935969891253/>; William H., FriendsNChrist, 2010, <https://friendsnchrist.ning.com/group/lionsden/forum/topics/who-was-muhammad?commentId=2993852%3AComment%3A23772&groupId=2993852%3AGroup%3A6350>; Erişimler: 14 Haziran 2019.)

DÖNMEZ İbrahim Kâfi, “İCM”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2000, Cilt: 21, ss. 417-431, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/21/C21007157.pdf> Erişim: 23 Mayıs 2019.

_____, “MASLAHAT”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2003, Cilt: 28, ss. 79-94, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/28/C28009099.pdf> Erişim: 23 Mayıs 2019.

_____, “ÖRF”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2007, Cilt: 34, ss. 87-93, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/34/C34023217.pdf> Erişim: 15 Haziran 2019.

DURMUŞ İsmail, “REMİZ”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2007, Cilt: 34, ss. 556-558, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/34/C34016053.pdf> Erişim: 5 Haziran 2019.

DURUSOY Ali, “KIYAS”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2002, Cilt: 25, ss. 525-529, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/25/C25023635.pdf> Erişim: 23 Mayıs 2019.

_____, “VÜCÛD”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2013, Cilt: 43, ss. 137-139, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/43/C43024251.pdf> Erişim: 29 Mayıs 2019.

DÜZDAĞ M. Ertuğrul, OKAY M. Orhan, “MEHMED ÂKİF ERSOY”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2003, Cilt: 28, ss. 432-439, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/28/C28009249.pdf> Erişim: 29 Ağustos 2015.

EFENDİOĞLU Mehmet, “SAHÂBE”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2008, Cilt: 35, ss. 491-500, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/35/C35011687.pdf> Erişim: 5 Haziran 2019.

_____, “SELÂM”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2009, Cilt: 36, ss. 342-343, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/36/C36024127.pdf> Erişim: 4 Eylül 2015.

EL-ABBADI Mostafa, “Library of Alexandria”, Encyclopædia Britannica (Inc.), SGT: 17 Nisan 2019, <https://www.britannica.com/topic/Library-of-Alexandria> Erişim: 23 Mayıs 2019. (SGT: Son güncellenme tarihi)

ELİAÇIK İhsan, “Kur’an’a Giriş: Gerçeğe, Hayata ve Topluma Dönüş”, İnşa Yayınları, 5. Baskı, 2015, <https://www.kitapyurdu.com/kitap/kurana-giris-amp-gercege-hayata-ve-topluma-donus/265325.html> veya <https://zebramo.com/products/3YRQFV> Erişim: 8 Haziran 2019.

_____, “Hadisler dinin kaynağı değil, dinin kaynağı Kur’ân-ı Kerîm’dir – İhsan Eliaçık – 02/01/2015”, Medya Analiz, 7 Ocak 2015, <https://youtu.be/DPycWLnYNOY> Erişim: 23 Mayıs 2019. (KRT TV, Bana Dinden Bahset, Saffat Suresi (3.), 2 Ocak 2015)

EMİROĞLU İbrahim, “SÛFESTÂİYYE”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2009, Cilt: 37, ss. 468-469, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/37/C37012335.pdf> [<https://islamansiklopedisi.org.tr/indiyye>, <https://islamansiklopedisi.org.tr/inadiyye>] Erişimler: 21 Haziran 2019.

ERDEM Hüsameddin, “DEİZM”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1994, Cilt: 9, ss. 109-111, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/9/C09003334.pdf> Erişim: 12 Haziran 2019.

FAYDA Mustafa, “ÂİŞE”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1989, Cilt: 2, ss. 201-205, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/2/C02000736.pdf> Erişim: 12 Ağustos 2015.

_____, “EBÛ BEKİR”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1994, Cilt: 10, ss. 101-108, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/10/C10003681.pdf> Erişim: 12 Ağustos 2015.

_____, “EBÜ’l-KĀSIM”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1994, Cilt: 10, ss. 332-333, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/10/C10003898.pdf> Erişim: 14 Haziran 2019.

_____, “MUHAMMED”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2005, Cilt: 30, ss. 408-423, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/30/C30015789.pdf> Erişim: 12 Ağustos 2015 ve 14 Haziran 2019.

_____, “ÖMER”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2007, Cilt: 34, ss. 44-51, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/34/C34023522.pdf> Erişim: 12 Ağustos 2015.

FETTÂH İrfan Abdülhamîd, “EŞ‘ARÎ, Ebü’l-Hasan”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1995, Cilt: 11, ss. 444-447, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/11/C11004281.pdf> Erişim: 22 Ağustos 2015.

FİDAN Hüseyin, “İktisadi Açıdan Bilgi Kavramı ve Bilgi Kavramına Yaklaşımlar Üzerine Bir İnceleme”, Süleyman Demirel Üniversitesi Vizyoner Dergisi, Cilt: 4, Sayı: 9, 2013, ss. 94-104, <https://dergipark.org.tr/download/article-file/213897> Erişim: 28 Haziran 2019.

GENER Cihangir, “Batıni Bir Ekol: İsmaililik – İsmaili İnançlarının Türk ve Batı Dünyası Üzerindeki Etkileri”, Historical Sense, 14 Nisan 2002, <http://historicalsense.tripod.com/Archive/Ismaililik_2.htm> Erişim: 12 Ağustos 2015.

GMA Editörleri, “EPİKUROS”, Grand Master Genel Kültür Ansiklopedisi, Milliyet Yayın AŞ, Nisan 1992, Cilt: 2.

_____, “HARUNREŞİT”, Grand Master Genel Kültür Ansiklopedisi, Milliyet Yayın AŞ, Nisan 1992, Cilt: 2.

_____, “HERAKLEİTOS”, Grand Master Genel Kültür Ansiklopedisi, Milliyet Yayın AŞ, Nisan 1992, Cilt: 2.

_____, “HİPPOKRATES”, Grand Master Genel Kültür Ansiklopedisi, Milliyet Yayın AŞ, Nisan 1992, Cilt: 2.

_____, “İBNİ RÜŞD Ebu Velid Muhammed bin Ahmed bin Muhammed ibni Rüşd”, Grand Master Genel Kültür Ansiklopedisi, Milliyet Yayın AŞ, Nisan 1992, Cilt: 2.

_____, “İBNİ SİNA Ebu Ali Hüseyin”, Grand Master Genel Kültür Ansiklopedisi, Milliyet Yayın AŞ, Nisan 1992, Cilt: 2.

_____, “KİNDİ Ebu Yusuf Yakup İbni İshak”, Grand Master Genel Kültür Ansiklopedisi, Milliyet Yayın AŞ, Nisan 1992, Cilt: 3.

_____, “PARMENİDES”, Grand Master Genel Kültür Ansiklopedisi, Milliyet Yayın AŞ, Nisan 1992, Cilt: 5.

_____, “PYTHAGORAS”, Grand Master Genel Kültür Ansiklopedisi, Milliyet Yayın AŞ, Nisan 1992, Cilt: 5.

GÖÇMEN Doğan, “Marksizmde İnsan Düşüncesi ya da İnsanın Doğası ve Yeni Bir Uygarlığın Yaratılması”, 2009, <https://www.academia.edu/2446669/Marksizmde_İnsan_Düşüncesi_ya_da_İnsanın_Doğası_ve_Yeni_Bir_Uygarlığın_Yaratılması> veya <https://dogangocmen.files.wordpress.com/2009/09/marksizm_ve_insan_dusuncesi3.pdf> Erişim: 6 Ağustos 2019 [kendi özel çalışması].

GÖKDOĞAN Melek Dosay, “PİSAGOR”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2007, Cilt: 34, ss. 292-293, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/34/C34011173.pdf> Erişim: 19 Ağustos 2015.

GÖRGÜN Hilal, “SEYYİD KUTUB”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2009, Cilt: 37, ss. 64-68, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/37/C37012131.pdf> Erişim: 29 Ağustos 2015.

GÖRKEM İsmail, “Nasreddin Hoca Olgusunun Algılanması ve Anlamlandırılması Üzerine”, Türkbilig, Sayı: 23, 2012, ss. 83-106, <http://www.turkbilig.com/pdf/201223-167.pdf> Erişim: 27 Ağustos 2015.

GÖZLER Kemal, “Hukuk Açısından Monarşi ve Cumhuriyet Kavramlarının Tanımı Sorunu”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, Cilt: 54, Sayı: 1, 1999, ss. 51-62, <https://dergipark.org.tr/download/article-file/36292> Erişim: 19 Haziran 2019.

GRIM Brian J., HACKETT Conrad, vd., “The Global Religious Landscape”, Pew Research Center, 18 Aralık 2012, <http://www.pewforum.org/2012/12/18/global-religious-landscape-exec/> (PDF için http://assets.pewresearch.org/wp-content/uploads/sites/11/2014/01/global-religion-full.pdf) Erişimler: 18 Haziran 2017.

GÜMÜŞLÜ Bedi, “Aydınlanma ve Türkiye Cumhuriyeti”, Türkiyat Araştırmaları, Yıl: 5, Sayı: 8, Bahar 2008, ss. 123-144, <http://www.turkiyat.hacettepe.edu.tr/dergi/8Sayi.pdf#page=121> Erişim: 20 Haziran 2019. (Hacettepe Ü.)

GÜNAY Durmuş, “Sanayi ve Sanayi Tarihi”, Mimar ve Mühendis Dergisi, Sayı: 31, 2002, ss. 8-14, <https://www.researchgate.net/profile/Durmus_Gunay/publication/317662230_Sanayi_ve_Sanayi_Tarihi/links/5947b96d0f7e9babcad8e6ee/Sanayi-ve-Sanayi-Tarihi.pdf> Erişim: 19 Haziran 2019. (ResearchGate)

GÜNDÜZ Şinasi, “MİSYONERLİK”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2005, Cilt: 30, ss. 193-199, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/30/C30009766.pdf> Erişim: 19 Temmuz 2019.

GÜNEŞ M. Rıdvan, “Temel Felsefe”, tarih belirtilmemiş, <https://books.google.com.tr/books?id=EtrzpQhQ54MC&printsec=frontcover&hl=tr#v=onepage&q&f=false> veya <https://books.google.com.tr/books?id=EtrzpQhQ54MC&hl=tr&source=gbs_navlinks_s> Son Erişim: 8 Eylül 2015. (Google Books/Kitaplar)

GÜRBÜZ Cazim, “İslam’dan Deizme”, Berfin Yayınları, 1. Baskı, Haziran 2017, <https://books.google.com.tr/books?id=UkBDswEACAAJ&printsec=frontcover&hl=tr#v=onepage&q=grace%20ellison&f=false> Erişim: 20 Haziran 2019.

GÜRSOY Kenan, “LAİKLİK”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2003, Cilt: 27, ss. 60-62, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/27/C27016136.pdf> Erişim: 18 Haziran 2019.

HAKKI İzmirli İsmail, DUMAN Ali, “İcma, Kıyas ve İstihsanın Esasları”, Hikmet Yurdu, Yıl: 1, Sayı: 1, Ocak 2008, ss. 149-160, <http://isamveri.org/pdfdrg/D03434/2008_1/2008_1_DUMANA_IZMIRLIHAKKII.pdf> Erişim: 23 Mayıs 2019. (İSAM Veri)

HAKLI Şaban, “İbn Sînâ Felsefesinde “Fâil Neden”in (Etkin Neden), Nedensellik Sorunu Açısından İncelenmesi”, Marife, Cilt: 4, Sayı: 1, 31 Mayıs 2004, ss. 121-137, <https://www.marife.org/marife/article/view/184/184> Erişim: 31 Mayıs 2019.

HAMÎDULLAH Muhammed, “ABD”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1988, Cilt: 1, ss. -bir- 57, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/1/C01015434.pdf> Erişim: 14 Haziran 2019.

HARMAN Ömer Faruk, “DÂVÛD”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1994, Cilt: 9, ss. 21-24, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/9/C09003270.pdf> Erişim: 4 Eylül 2015.

_____, “LOKMAN”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2003, Cilt: 27, ss. 205-206, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/27/C27023983.pdf> Erişim: 4 Eylül 2015.

_____, “SÜLEYMAN”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2010, Cilt: 38, ss. 56-60, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/38/C38016345.pdf> Erişim: 4 Eylül 2015.

HEYAT Javad, “FARS”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1995, Cilt: 12, ss. 174-176, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/12/C12004428.pdf> Erişim: 8 Haziran 2019.

HUREYSÂT Muhammed Abdülkadir, “HÂLİD b. YEZÎD b. MUÂVİYE”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1997, Cilt: 15, ss. 292-293, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/15/C15005333.pdf> Erişim: 17 Ağustos 2015.

HUYNH Timmy, HACKETT Conrad, “What is each country’s second-largest religious group?”, Pew Research Center, 22 Haziran 2015, <http://pewrsr.ch/1JdKTvE> Erişim: 18 Haziran 2017.

İLHAN Avni, “BÂTINİYYE”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1992, Cilt: 5, ss. 190-194, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/5/C05001880.pdf> Erişim: 30 Mayıs 2019.

KAHYA Esin, “HİPOKRAT”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1998, Cilt: 18, ss. 119-121, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/18/C18005983.pdf> Erişim: 21 Ağustos 2015.

KANDEMİR M. Yaşar, “AHMED b. HANBEL”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1989, Cilt: 2, ss. 75-80, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/2/C02015483.pdf> Erişim: 22 Ağustos 2015.

_____, “EBÛ DÂVÛD es-SİCİSTÂNΔ, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1994, Cilt: 10, ss. 119-121, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/10/C10003697.pdf> Erişim: 24 Ağustos 2015.

_____, “HAFSA”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1997, Cilt: 15, ss. 119-120, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/15/C15005248.pdf> Erişim: 12 Ağustos 2019.

_____, “İBNÜ’s-SALÂH eş-ŞEHREZÛRΔ, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2000, Cilt: 21, ss. 198-200, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/21/C21007021.pdf> Erişim: 23 Ağustos 2019.

_____, “KÜTÜB-i SİTTE”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2003, Cilt: 27, ss. 6-8, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/27/C27008708.pdf> Erişim: 24 Ağustos 2015.

_____, “es-SÜNEN”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2010, Cilt: 38, ss. 145-147, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/38/C38012472.pdf> Erişim: 24 Ağustos 2015.

KAPAR Mehmet Ali, “EBÛ CEHİL”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1994, Cilt: 10, ss. 117-118, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/10/C10003693.pdf> Erişim: 8 Haziran 2019.

_____, “EBÛ LEHEB”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1994, Cilt: 10, ss. 178-179, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/10/C10003743.pdf> Erişim: 8 ve 14 Haziran 2019.

KARA Mustafa, “TEKKE”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2011, Cilt: 40, ss. 368-370, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/40/C40023517.pdf> Erişim: 6 Haziran 2019.

KARAMAN Hayreddin, “EFGĀNÎ, Cemâleddin”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1994, Cilt: 10, ss. 456-466, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/10/C10003992.pdf> Erişim: 28 Ağustos 2015.

_____, “FAKİH”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1995, Cilt: 12, ss. 126-127, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/12/C12004407.pdf> Erişim: 15 ve 22 Ağustos 2015.

KARATAŞ Ali, “Mâtürîdî’nin Te’vîlâtü’l-kur’ân’ında Kur’ân’ı Kur’ân’la Tefsir”, T.C. Ankara Ü., Doktora Tezi, 2010, <https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/giris.jsp> Erişim: 1 Eylül 2015.

KARLIĞA H. Bekir, “İBN RÜŞD”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1999, Cilt: 20, ss. 257-288, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/20/C20015910.pdf> Erişim: 18 Ağustos 2015.

KARSLI Bahset, “Robert M. Pirsig’in Romanlarında İşlevsel Değer Eleştirisi”, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt: 20, Sayı: 4, 2016, ss. 1601-1621, <https://dergipark.org.tr/download/article-file/265475> Erişim: 30 Mayıs 2019.

KAYA Mahmut, “ÂMİRÎ, Ebü’l-Hasan”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1991, Cilt: 3, ss. 68-72, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/3/C03001083.pdf> Erişim: 3 Eylül 2015.

_____, “ARİSTO”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1991, Cilt: 3, ss. 375-378, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/3/C03001242.pdf> Erişim: 26-27 Haziran 2019.

_____, “FELSEFE”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1995, Cilt: 12, ss. 311-319, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/12/C12023396.pdf> Erişim: 29 Mayıs ve 22 Haziran 2019.

_____, “FÂRÂBΔ, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1995, Cilt: 12, ss. 145-162, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/12/C12023455.pdf> Erişim: 16 Ağustos 2015.

_____, “KİNDÎ, Ya‘kūb b. İshak”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2002, Cilt: 26, ss. 41-58, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/26/C26023429.pdf> Erişim: 16 Ağustos 2015.

_____, “MEŞŞÂİYYE”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2004, Cilt: 29, ss. 393-396, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/29/C29009566.pdf> Erişim: 16 Ağustos 2015.

_____, “RÂZÎ, Ebû Bekir”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2008, Cilt: 34, ss. 479-485, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/34/C34011299.pdf> Erişim: 3 Eylül 2015.

_____, “SOKRAT”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2009, Cilt: 37, ss. 352-354, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/37/C37012290.pdf> Erişim: 27 Haziran 2019.

_____, “SÛRET”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2009, Cilt: 37, ss. 539-540, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/37/C37024148.pdf> Erişim: 18 Haziran 2019.

_____, “VÜCÛD” (Felsefe), TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2013, Cilt: 43, ss. 139-140, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/43/C43024252.pdf> Erişim: 29 Mayıs 2019.

KAYACIK Ahmet, “İskenderiye Okulu ve Tıbbî-mantıkî Gelenek”, Bilim Name, Sayı: 36, 31 Ekim 2018, ss. 91-108, <http://bilimname.erciyes.edu.tr/sayilar/201802/20180204.pdf> Erişim: 24 Mayıs 2019.

KESER Hayri, HIŞIM Selin, “Demokrasilerde Sivil Toplumun Rolü”, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 7, Sayı: 2, 2016, ss. 201-224, <https://dergipark.org.tr/download/article-file/417824> Erişim: 18 Haziran 2019.

KILIÇ Mahmud Erol, “HERMES”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1998, Cilt: 17, ss. 228-233, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/17/C17005863.pdf> Erişim: 24 Mayıs 2019.

_____, “İBNÜ’l-ARABÎ, Muhyiddin”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1999, Cilt: 20, ss. 493-516, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/20/C20015935.pdf> Erişim: 23 Ağustos 2015.

KOCA Ferhat, “HANBELÎ MEZHEBİ”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1997, Cilt: 15, ss. 525-547, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/15/C15005465.pdf> Erişim: 22 Ağustos 2015.

_____, “MEZHEP” (Fıkıh), TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2004, Cilt: 29, ss. 537-542, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/29/C29023447.pdf> Erişim: 2 Eylül 2015.

KONUKSEVEN Hatice, “Hz. Mevlânâ, Ahi Evran ve Şeyh Sadreddin-i Konevi’nin Konya Halkının Eğitimindeki Rolü”, T.C. Selçuk Ü., Yüksek Lisans Tezi, 2006, <http://acikerisim.selcuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/7723/189164.pdf?sequence=1&isAllowed=y> Erişim: 6 Haziran 2019.

KORKMAN Hamdi, “Antik Felsefede Psikolojinin Artalanı”, 21. Yüzyılda Eğitim ve Toplum, Cilt: 5, Sayı: 15, Kış 2016, ss. 363-382, <https://dergipark.org.tr/download/article-file/369241> Erişim: 28 Haziran ve 1 Temmuz 2019.

_____, “Ortaçağ İslam Felsefesinde Psikoloji ile İlgili Görüşler”, Asya Öğretim Dergisi, Cilt: 5, Sayı: 1, 2017, ss. 12-27, <https://dergipark.org.tr/download/article-file/344965> Erişim: 1 Temmuz 2019.

KOŞUM Adnan, “İçtihatta Hata ve İsabet Tartışmaları Işığında Öznellik ve Nesnellik Sorunu”, Usûl, Sayı: 5, 2006, ss. 5-32, <https://dergipark.org.tr/download/article-file/153827> Erişim: 6 Ağustos 2019.

KÖROĞLU Burhan, “TABİATÇILAR”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2010, Cilt: 39, ss. 327-328, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/39/C39012870.pdf> Erişim: 15 Haziran 2019.

KTB Editörleri, “Atatürk İlkeleri: Atatürk’ün Kendi İfadesiyle İlkelerinin Tanımı”, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, <http://www.kultur.gov.tr/TR-96303/ataturk-ilkeleri.html> Erişim: 20 Haziran 2019.

Kur’an 1, Abdullah Parlıyan meali, Kur’an Ayetleri, <https://www.kuranayetleri.net/abdullah-parliyan-meali> Sonuncu Erişim: 17 Ağustos 2019. (Abdullah Parlıyan’ın yazdığı “Kur’an-ı Kerim ve Özlü Tefsir: Tefsirlerin Özü” adlı tefsirinin ilk baskı yılı 2003’tür.) (Aksi belirtilmedikçe dipnotlarda kullandığım Kur’an ayetlerini Kur’an Ayetleri adlı internet sitesindeki bu 20 tane farklı Kur’an mealinden aldım, bunlar dipnotlarda tek tek gösterildi zaten. Fakat faydalandığım bu sitede bu Kur’an mealleri hakkında bilgi yoktu ama bu bilgilerin kaynakçaya eklenmesi de gerekiyordu, ben de -3’ü hariç*- 2’sinin tam değil ama 15’inin tamamen bilgisini buldum ve bunları her birinin yanında parantez içinde gösterdim, bu bilgileri şuradan buldum: Muhammet Abay, “Türkçedeki Kur’an Meâllerinin Tarihi ve Kronolojik Bibliyografyası”, Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, Cilt 10, Sayı 19-20, 2012, ss. 231-301, <https://dergipark.org.tr/download/article-file/652613> Erişim: 21 Ağustos 2019. *10, 13 ve 20 numaralı meallerin parantez içlerinde belirtildi.)

Kur’an 2, Ahmed Hulusi meali, Kur’an Ayetleri, <https://www.kuranayetleri.net/ahmed-hulusi-meali> Sonuncu Erişim: 17 Ağustos 2019. (Ahmed Hulusi’nin yazdığı “Allâh İlminden Yansımalarla Kur’ân-ı Kerîm Çözümü” adlı mealinin ilk baskı yılı 2010’dur.)

Kur’an 3, Ahmet Varol meali, Kur’an Ayetleri, <https://www.kuranayetleri.net/ahmet-varol-meali> Sonuncu Erişim: 17 Ağustos 2019. (Ahmet Varol’un yazdığı “Kur’an Meali” adlı mealin ilk baskı yılı 1995’tir.)

Kur’an 4, Ali Bulaç meali, Kur’an Ayetleri, <https://www.kuranayetleri.net/ali-bulac-meali> ve Türkçe Kur’an Mealleri, <http://www.kuranmeali.com/index.php> Sonuncu Erişimler: 17 Ağustos 2019. (Ali Bulaç’ın yazdığı “Kur’ān-ı Kerim’in Türkçe Anlamı: Meal ve Sözlük” adlı mealin ilk baskı yılı 1983’tür.)

Kur’an 5, Ali Fikri Yavuz meali, Kur’an Ayetleri, <https://www.kuranayetleri.net/ali-fikri-yavuz-meali> Sonuncu Erişim: 18 Ağustos 2019. (Ali Fikri Yavuz’un yazdığı “Kur’an-ı Kerim ve İzahlı Meal-i Alisi” adlı mealin ilk baskı yılı 1967’dir.)

Kur’an 6, Diyanet İşleri Başkanlığı meali, Kur’an Ayetleri, <https://www.kuranayetleri.net/diyanet-isleri-meali> Sonuncu Erişim: 17 Ağustos 2019. (Halil Altuntaş ve Muzaffer Şahin’in yazdığı “Kur’an-ı Kerim Meali” adlı mealin ilk baskı yılı 2001’dir. Günümüzde halk arasında Diyanet İşleri Başkanlığı -DİB- meali veya Diyanet İşleri meali olarak bilinen ve kullanılan meal, Hüseyin Atay ve Yaşar Kutluay’ın yazdığı “Kur’an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı: Meal” adlı -ilk baskısı 1961 olan- meal değil, bu 2001 olandır. Bu iki meal de DİB tarafından DİB için yazdırılmıştır.)

Kur’an 7, Diyanet Vakfı meali, Kur’an Ayetleri, <https://www.kuranayetleri.net/diyanet-vakfi-meali> Sonuncu Erişim: 19 Ağustos 2019. (Ali Özek, Hayrettin Karaman, Ali Turgut, Mustafa Çağrıcı, İbrahim Kafi Dönmez ve Sadrettin Gümüş’ün yazdığı “Kur’an-ı Kerim ve Açıklamalı Meali” adlı mealin ilk baskı yılı 1982’dir. Halk arasında bu meal Diyanet Vakfı meali olarak bilinir.)

Kur’an 8, Edip Yüksel meali, Kur’an Ayetleri, <https://www.kuranayetleri.net/edip-yuksel-meali> Sonuncu Erişim: 17 Ağustos 2019. (Edip Yüksel’in yazdığı “Mesaj: Kur’an Çevirisi” adlı mealin ilk baskı yılı 2000’dir.)

Kur’an 9, Elmalılı Hamdi Yazır meali, Kur’an Ayetleri, <https://www.kuranayetleri.net/elmalili-hamdi-yazir-meali> Sonuncu Erişim: 17 Ağustos 2019. (Muhammed Hamdi Yazır’ın -ö. 1942- yazdığı “Hak Dini Kur’an Dili: Yeni Mealli Türkçe Tefsir” adlı mealin-tefsirin ilk baskı yılı 1935’tir. Bu meal Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yazdırılmıştır. Bu tefsirin Elmalılı’nın kardeşi Mahmud Bedreddin tarafından 1942’de düzeltilmesi tamamlanmıştır ve bunun iki ayrı tıpkıbasımı 1998 ve 2015’te “Hak Dini Kur’an Dili” adıyla yayımlanmıştır. Piyasada çok sayıda Elmalılı meali vardır ama bunları hazırlayanların çoğu sadeleştirme yapmıştır, bu yüzden bunlara Elmalılı meali demek yanlıştır, Elmalılı meali diyebileceğimiz 3 tane meal vardır, bunlar şunlardır -baskı yıllları, hazırlayanlar ve isimleri-: ilk baskı 1993, Dücane Cündioğlu, “Kur’an-ı Kerim ve Meali”; ikinci baskı 2006, Ertuğrul Özalp, “Hak Dini Kur’an Dili Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meali”; ilk baskı 2007, Hasan Alioğlu, “Osmanlıca Kelime Anlamlı Kur’an-ı Kerim Meali = Osmanlıca Kur’an-ı Kerim Meali: Derkenar ve Satırarası”.)

Kur’an 10, Harun Yıldırım meali, Kur’an Ayetleri, <https://www.kuranayetleri.net/harun-yildirim-meali> Sonuncu Erişim: 17 Ağustos 2019. (İnternetteki meal sitelerinin çoğunda bu meal var ama kitap baskısını bulamadım.)

Kur’an 11, Hasan Basri Çantay meali, Kur’an Ayetleri, <https://www.kuranayetleri.net/hasan-basri-cantay-meali> Sonuncu Erişim: 18 Ağustos 2019. (Hasan Basri Çantay’ın -ö. 1964- yazdığı “Kur’an-ı Hakim ve Meâl-i Kerim” adlı mealin ilk baskı yılı 1952’dir.)

Kur’an 12, İskender Ali Mihr/Evrenesoğlu meali, Kur’an Ayetleri, <https://www.kuranayetleri.net/iskender-ali-mihr-meali> Sonuncu Erişim: 17 Ağustos 2019. (İskender Ali Evrenesoğlu’nun yazdığı “Kur’ân-ı Kerim Türkçe Meali” adlı mealin ilk baskı yılı 2009’dur.)

Kur’an 13, Kadri Çelik meali, Kur’an Ayetleri, <https://www.kuranayetleri.net/kadri-celik-meali> Sonuncu Erişim: 17 Ağustos 2019. (Kadri Çelik’in yazdığı “Kur’an-ı Kerim ve Türkçe Açıklamalı Meali” adlı mealin ilk baskı yılını bulamadım. Bakınız <https://islamkutuphanesi.com/turkcekitap/online/kuran meali html/meal-hakkinda/index.htm> Erişim: 21 Ağustos 2019.)

Kur’an 14, Muhammed Esed meali, Kur’an Ayetleri, <https://www.kuranayetleri.net/muhammed-esed-meali> Sonuncu Erişim: 17 Ağustos 2019. (Muhammed Esed’in -ö. 1992- meali Türkçeye Cahit Koytak ve Ahmet Ertürk tarafından “Kur’an’ın Mesajı: Meal-Tefsir” adıyla çevirilmiştir, bunun ilk baskı yılı 1996’dır.)

Kur’an 15, Sadık Türkmen meali, Kur’an Ayetleri, <https://www.kuranayetleri.net/sadik-turkmen-meali> Sonuncu Erişim: 17 Ağustos 2019. (Sadık Türkmen’in yazdığı “İniş Sırasına Göre Kur’an” adlı mealin ilk baskı yılı 2006’dır.)

Kur’an 16, Seyyid Kutub meali-tefsiri, Kur’an Ayetleri, <https://www.kuranayetleri.net/seyyid-kutub-meali> veya <https://www.kuranayetleri.net/fizilal-il-kuran-meali> Sonuncu Erişimler: 17 Ağustos 2019. (Seyyid Kutub’un -ö. 1966- tefsiri Türkçeye 3 kere çevirilmiştir -ilk baskı yılları, çevirenler ve isimleri-: 1970, M. Emin Saraç, İ. Hakkı Şengüler, Bekir Karlığa “Fi Zilâli’I-Kur’ân: Kur’an’ın Gölgesinde”; 1989, Salih Uçan, Vahdettin İnce, Mehmet Yılmaz, Mehmet Yolcu, Lütfullah Bender, İbrahim Türk, İbrahim Balcı, İbrahim Tüfekçi, İbrahim Türklü “Asrın Tefsiri Fî Zılâl-il Kur’an: Kur’an’ın Gölgesinde”; 1992, Yakup Çiçek, Ali Turgut, Abdülkerim Ünalan, Ahmet Yaşar, Cüneyt Gökçe, Abdülaziz Hatip, Niyazi Beki, Abdulhamit Birışık “Fi Zilali’I-Kur’an”.)

Kur’an 17, Suat Yıldırım meali, Kur’an Ayetleri, <https://www.kuranayetleri.net/suat-yildirim-meali> Sonuncu Erişim: 17 Ağustos 2019. (Suat Yıldırım’ın yazdığı “Kur’an-ı Hakîm ve Açıklamalı Meali” adlı mealin ilk baskı yılı 1998’dir.)

Kur’an 18, Süleyman Ateş meali, Kur’an Ayetleri, <https://www.kuranayetleri.net/suleyman-ates-meali> Sonuncu Erişim: 17 Ağustos 2019. (Süleyman Ateş’in yazdığı “Kur’an-ı Kerim Meali” adlı mealin ilk baskı yılı 1974’tür.)

Kur’an 19, Yaşar Nuri Öztürk meali, Kur’an Ayetleri, <https://www.kuranayetleri.net/yasar-nuri-ozturk-meali> Sonuncu Erişim: 17 Ağustos 2019. (Yaşar Nuri Öztürk’ün yazdığı “Kur’an-ı Kerim Meali: Türkçe Çeviri” adlı mealin ilk baskı yılı 1993’tür.)

Kur’an 20, Yusuf Ali (İngilizce) meali, Kur’an Ayetleri, <https://www.kuranayetleri.net/yusuf-ali-meali> Sonuncu Erişim: 17 Ağustos 2019. (Abdullah Yusuf Ali ölüm 1953)

KURT Eyüp, “Raşid Halifeler Dönemi Yönetim Anlayışına Kaynaklık Etmesi Açısından Cahiliye Dönemi”, EKEV Akademi Dergisi, Yıl: 16, Sayı: 53, Güz 2012, ss. 295-306, <http://isamveri.org/pdfdrg/D01777/2012_53/2012_53_KURTE.pdf> Erişim: 8 Temmuz 2019.

KUTLUER İlhan, “LÂEDRİYYE”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2003, Cilt: 27, ss. 41-42, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/27/C27008714.pdf> Erişim: 26 Ağustos 2015.

KÜÇÜK Cevdet, “ABDÜLHAMİD II”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1988, Cilt: 1, ss. 216-224, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/1/C01000270.pdf> Erişim: 29 Ağustos 2015.

KÜÇÜKAŞCI Mustafa Sabri, “HİCAZ”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1998, Cilt: 17, ss. 432-437, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/17/C17023156.pdf> Erişim: 20 Mayıs 2019.

_____, “İMAM”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2000, Cilt: 22, ss. 178-181, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/22/C22023730.pdf> Erişim: 15 Haziran 2019.

MARANGUDAKIS Manussos, “Harmony and Tension in Early Human Ecology: From Prosopocentrism to Early Theocentrism”, Human Ecology Review, Cilt: 11, Sayı: 2, Yaz 2004, ss. 133-152, <http://www.apjh.humanecologyreview.org/pastissues/her112/marangudakis.pdf> veya <https://www.jstor.org/stable/24707674?seq=1#page_scan_tab_contents> Erişim: 19 Temmuz 2019. (Society for Human Ecology, JSTOR)

MAZI Fikret, “Antik Çağda Düşüncenin Kentsel Mekâna Yansıması”, Mustafa Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt: 5, Sayı: 10, 2008, ss. 34-48, <http://sbed.mku.edu.tr/article/view/1038000491/1038000283> Erişim: 1 Temmuz 2019.

MERMER Kenan, “Doğu-Batı Ayrımı İzinde Dualite Meselesine Bir Yaklaşım”, Toplum Bilimleri, Cilt: 4, Sayı: 8, Temmuz-Aralık 2010, ss. 215-229, <http://toplumbilimleri.com/files/f5b25c4c-58b6-46f8-8537-b6596a605b7213 Kenan MERMER.pdf> Erişim: 6 Ağustos 2019.

METİN Hüseyin, LAMBA Mustafa, “Hititler’den Roma İmparatorluğu’na Kadar Anadolu Uygarlıklarında Yönetim Yapısı”, Uluslararası Yönetim İktisat ve İşletme Dergisi, Cilt: 12, Sayı: 27, 2016, ss. 155-174, <http://194.27.40.129/index.php/zkesbe/article/view/600/pdf> Erişim: 1 Temmuz 2019.

MUTLU Esra Çağrı, “Sokrates’in Öğretmeni Diotima”, Kilikya Felsefe Dergisi, Yıl: 5, Sayı: 1, Nisan 2018, ss. 11-26, <https://dergipark.org.tr/download/article-file/456005> Erişim: 26 Temmuz 2019.

NİŞANYAN Sevan, “Felsefe”, Nişanyan Sözlük, 9 Şubat 2019, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=felsefe&view=annotated>; “Feylesof”, 9 Şubat 2019, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=feylesof&view=annotated>; “Filozof”, 9 Şubat 2019, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=filozof&view=annotated>; “fil(o)+”, 8 Ekim 2017, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=fil(o)%2B&lnk=1>; Erişimler: 22 Haziran 2019; “Hak1”, 22 Eylül 2017, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=hak1&view=annotated>; “Hukuk”, 11 Aralık 2014, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=hukuk&view=annotated>; “Cem”, 16 Nisan 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=cem&view=annotated>; “Cumhur”, 14 Eylül 2017, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=cumhur&view=annotated>; “Cumhuriyet”, 7 Kasım 2018, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=cumhuriyet&view=annotated>; “Din”, 12 Mart 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=din&view=annotated>; “Düyun”, 4 Eylül 2014, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=düyun&view=annotated>; “Medine”, 13 Mart 2019, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=medine&view=annotated>; “Diyanet”, 13 Ağustos 2017, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=diyanet&view=annotated>; Erişimler: 19 Haziran 2019; “Hakikat”, 22 Eylül 2017, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=hakikat&view=annotated>; “Travma”, 8 Eylül 2017, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=travma&view=annotated>; “Logos”, 8 Ekim 2017, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=logos&view=annotated>; “Gazap”, 11 Haziran 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=gazap&view=annotated>; Erişimler: 20 Haziran 2019; “İde”, 30 Eylül 2017, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=idea&view=annotated>; “İdeal”, 19 Ağustos 2011, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=ideal&view=annotated>; “İdealizm”, 22 Ağustos 2011, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=idealizm&view=annotated>; Erişimler: 31 Temmuz 2019; “te(o)+”, 22 Ekim 2013, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=teo&view=annotated> Erişim: 18 Haziran ve 2 Ağustos 2019; “Teizm”, 24 Haziran 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=teizm&view=annotated>; “Deizm”, 6 Aralık 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=deizm&view=annotated>; “Ateizm”, 13 Temmuz 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=ateizm&view=annotated>; “pan(to)+”, 8 Aralık 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=pan&view=annotated>; “Panteizm”, 26 Eylül 2017, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=panteizm&view=annotated>; “mon(o)+”, 31 Ağustos 2012, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=mon%28o%29%2B&lnk=1>; “Monoteizm”, 14 Mart 2018, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=monoteizm&view=annotated>; “poli+”, 26 Eylül 2017, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=poli%20&view=annotated>; “Politeizm”, 14 Mart 2018, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=politeizm&view=annotated>; “Tanrı”, 25 Ocak 2018, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=tanr%C4%B1&view=annotated>;  “Nihilizm”, 22 Haziran 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=nihilizm&view=annotated>; “Negatif”, 30 Eylül 2017, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=negatif&view=annotated>; “na+”, 11 Eylül 2012, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=na%20&view=annotated>; Erişimler: 2 Ağustos 2019; “Mani1”, 17 Temmuz 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=mani1&view=annotated>; “Mani2”, 20 Ağustos 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=mani2&view=annotated>; “Mani3”, 13 Ocak 2018, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=mani3&view=annotated>; “Mantalite”, 5 Aralık 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=mantalite&view=annotated>; “Mania”, 28 Nisan 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=mania&view=annotated>; “Argüman”, 18 Temmuz 2013, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=argüman&view=annotated>; “Etik”, 2 Mart 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=etik&view=annotated>; “Ahlak”, 21 Eylül 2017, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=ahlak&view=annotated>; “Hulk”, 4 Kasım 2017, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=hulk&view=annotated>; “Halk2”, 21 Ağustos 2014, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=halk2&view=annotated>; “Halk1”, 21 Eylül 2017, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=halk1&view=annotated>; “Töre”, 30 Mart 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=töre&view=annotated>; “Türe-/Türemek”, 4 Ekim 2017, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=töre-&view=annotated>; “Töz”, 12 Aralık 2018, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=töz&view=annotated>; “Metafizik”, 10 Aralık 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=metafizik&view=annotated>; “Spekülasyon”, 9 Aralık 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=spekülasyon&view=annotated>; “Sofist”, 5 Aralık 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=sofist&view=annotated>; “İnkâr”, 17 Nisan 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=inkar&view=annotated>; Erişimler: 21 Haziran 2019; “Hikmet”, 10 Aralık 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=hikmet&view=annotated>; “Hekim”, 2 Nisan 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=hekim&view=annotated>; “Hakim2”, 2 Nisan 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=hakim2&view=annotated>; “Hüküm”, 5 Ağustos 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=hüküm&view=annotated>; “İlim”, 22 Mayıs 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=ilim&view=annotated>; Erişimler: 17 Haziran 2019; “Laik”, 19 Şubat 2018, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=laik&view=annotated>; “Seküler”, 11 Ağustos 2017, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=seküler&view=annotated> Erişimler: 18 Haziran 2019; “İdeoloji”, 29 Temmuz 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=ideoloji&view=annotated> Erişim: 1 Ağustos 2019; “Akıl”, 9 Nisan 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=akıl&view=annotated>; “Kalp1”, 23 Eylül 2017, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=kalp1&view=annotated>; “Kalp2”, 25 Haziran 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=kalp2&view=annotated>; “Kabala2”, 19 Haziran 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=kabala2&view=annotated>; “Şehvet”, 3 Nisan 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=şehvet&view=annotated>; Erişimler: 23 Temmuz 2019; “İştah”, 5 Eylül 2017, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=iştah&view=annotated>; “Arzu”, 16 Nisan 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=arzu&view=annotated>; “Cinsel”, 5 Aralık 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=cinsel&view=annotated>; “Cins”, 11 Aralık 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=cins&view=annotated>; “gen(o)+”, 29 Eylül 2017, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=gen%28o%29%2B&lnk=1>; “Cin1”, 13 Ekim 2014, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=cin1&view=annotated>; “Cennet”, 18 Ocak 2018, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=cennet&view=annotated>; Erişimler: 27 Temmuz 2019; “Yarat|mak”, 5 Mart 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=yarat-&view=annotated>; “yara|mak”, 28 Temmuz 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=yara-&view=annotated>; “Yar|mak”, 8 Eylül 2017, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=yar-&view=annotated>; “Yarış|mak”, 30 Eylül 2017, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=yarış-&view=annotated>; “Yar1”, 4 Mart 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=yar1&view=annotated>; “Yar2”, 2 Haziran 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=yar2&view=annotated>; “Yardım”, 22 Eylül 2017, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=yardım&view=annotated>; Erişimler: 25 Temmuz 2019; “Bil|mek”, 3 Ekim 2018, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=bil-&view=annotated>; “Bilge”, 4 Ağustos 2015, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=bilge&view=annotated>; “Bilgi”, 10 Ocak 2018, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=bilgi&view=annotated>; “Bilinç”, 26 Eylül 2017, <https://www.nisanyansozluk.com/?k=bilinç&view=annotated>; Erişimler: 25 Haziran 2019.

OLGUNER Fahrettin, “EFLÂTUN”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1994, Cilt: 10, ss. 469-476, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/10/C10003994.pdf> Erişim: 18 Ağustos 2015 ve 27 Haziran 2019.

ÖNGÖREN Reşat, “MEVLÂN CELÂLEDDÎN-i RÛMΔ, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2004, Cilt: 29, ss. 441-448, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/29/C29009591.pdf> Erişim: 24 Ağustos 2015.

_____, “TARİKAT”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2011, Cilt: 40, ss. 95-105, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/40/C40023577.pdf> Erişim: 6 Haziran 2019.

_____, “TASAVVUF”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2011, Cilt: 40, ss. 119-126, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/40/C40013055.pdf> Erişim: 23 Ağustos 2015.

ÖNKAL Ahmet, “ABDÜLUZZÂ (Benî Abdüluzzâ)”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1988, Cilt: 1, ss. -bir- 276, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/1/C01000326.pdf> Erişim: 14 Haziran 2019.

_____, “HİCRET”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1998, Cilt: 17, ss. 458-462, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/17/C17023289.pdf> Erişim: 14 Haziran 2019.

ÖZ Mehmet, “REÂY”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2007, Cilt: 34, ss. 490-493, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/34/C34011303.pdf> Erişim: 19 Haziran 2019.

ÖZ Mustafa, “ŞÎA”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2010, Cilt: 39, ss. 111-114, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/39/C39023595.pdf> Erişim: 5 Haziran 2019.

ÖZCAN Azmi, “MİLLİYETÇİLİK”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2005, Cilt: 30, ss. 84-87, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/30/C30009700.pdf> Erişim: 19 Haziran 2019.

ÖZDEMİR Mehmet, “ENDÜLÜS”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1995, Cilt: 11, ss. 211-225, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/11/C11023411.pdf> Erişim: 24 Mayıs 2019.

ÖZEL Ahmet, “Hicret” (Fıkıh), TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1998, Cilt: 17, ss. 462-466, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/17/C17023290.pdf> Erişim: 14 Haziran 2019.

ÖZEN Şükrü, “MÂTÜRÎDΔ, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2003, Cilt: 28, ss. 146-151, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/28/C28023398.pdf> Erişim: 1 Eylül 2015.

ÖZERVARLI M. Sait, “MUHAMMED ABDUH”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2005, Cilt: 30, ss. 482-487, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/30/C30009894.pdf> Erişim: 28 Ağustos 2015.

_____, “SELEFİYYE”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2009, Cilt: 36, ss. 399-402, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/36/C36011967.pdf> Erişim: 5 Haziran 2019.

ÖZSOY Seda, “Bilim Tarihinin Temel Problemlerinden Biri Olarak Yöntem ve Newton’un Konuya Yaklaşımı”, Dört Öğe, Yıl: 1, Sayı: 3, Nisan 2013, ss. 89-102, <https://dergipark.org.tr/download/article-file/567403> Erişim: 19 Temmuz 2019.

ÖZTÜRK Yaşar Nuri, “Hadislerin Çoğu Emevi Uydurmasıdır!”, Yaşar Nuri Öztürk, 17 Ocak 2014, <https://youtu.be/WN44CZ12WFE> (Show TV) veya Yaşar Nuri Öztürk, “Yaşar Nuri : Buhari denen sahtekar, Emevi uydurmalarını kitabına doldurdu.”, Aylak Kovboy, 25 Mayıs 2017, <https://youtu.be/am6q0o3Vi3Y> (Ulusal Kanal/TV) Erişimler: 23 Mayıs 2019.

SARICIK Murat, “Hz. Ömer: Adalet Timsali”, Nesil Yayınları, İstanbul, 1. Baskı, 2009, <https://books.google.com.tr/books?id=xYgbCAAAQBAJ&dq=Murat+Sarıcık,+Hz.+Ömer:+Adalet+Timsali&hl=tr&source=gbs_navlinks_s> <https://books.google.com.tr/books?id=xYgbCAAAQBAJ&pg=PP1&dq=Hz.+Ömer:+Adalet+Timsali&hl=tr&sa=X&ved=0ahUKEwjY7trg8YbjAhWQGBQKHRTgDiAQ6AEIMTAC#v=onepage&q=muşakkar&f=false> Erişim: 12 Ağustos 2015. (Google-Kitaplar’dan bakılmıştır.)

SARIÇAM İbrahim, ÖZ Mustafa, “HÂŞİM (Benî Hâşim)”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1997, Cilt: 16, ss. 403-405, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/16/C16005680.pdf> Erişim: 13 Ağustos 2015.

SEKMAN Aziz, “İbn Rüşd Perspektifinde Nurettin Topçu’nun Felsefe-Din Münasebeti”, Sosyal ve Beşeri Bilimler Araştırmaları Dergisi, Cilt: 19, Sayı: 43, Güz 2018, ss. 151-163, <https://dergipark.org.tr/download/article-file/609893> Erişim: 29 Mayıs 2019.

SİNANOĞLU Mustafa, “İMAN”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2000, Cilt: 22, ss. 212-214, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/22/C22016424.pdf> Erişim: 4 Haziran 2019.

_____, “TEKLİF”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2011, Cilt: 40, ss. 385-387, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/40/C40013186.pdf> Erişim: 15 Haziran 2019.

ŞAHİN Haşim, “TAPDUK EMRE”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2011, Cilt: 40, ss. 12-13, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/40/C40013014.pdf> Erişim: 6 Haziran 2019.

ŞENEL Cahid, “YENİ EFLÂTUNCULUK”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2013, Cilt: 43, ss. 423-427, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/43/C43014054.pdf> Erişim: 19 Ağustos 2015 ve 24 Mayıs 2019.

ŞENSOY Sedat, “LAFIZ”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2003, Cilt: 27, ss. 42-44, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/27/C27016272.pdf> Erişim: 5 Haziran 2019.

ŞEYBAN Lütfi, “İspanya’da Endülüs-İslam Medeniyetinden Kalan İzler ve Eserler-IV: Granada”, The Journal of Academic Social Science Studies, Sayı: 26, Yaz II 2014, ss. 67-83, <http://www.jasstudies.com/Makaleler/2036490711_5-Doç. Dr. Lütfi ŞEYBAN.pdf> Erişim: 30 Haziran 2019.

ŞİMŞEK Seher, “Ortaöğretim Öğrencileri Arasında Yaygınlaşan Ateizm ve Deizm Düşüncesini Önlemede Din Eğitiminin Önemi”, Ağrı İbrahim Çeçen Ü., Yüksek Lisans Tezi, 2018, <http://acikerisim.agri.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12501/501/SEHERŞİMŞEK.pdf?sequence=1&isAllowed=y> Erişim: 2 Ağustos 2019.

TATCI Mustafa, “YÛNUS EMRE”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2013, Cilt: 43, ss. 600-606, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/43/C43014139.pdf> Erişim: 24 Ağustos 2015.

TBA Editörleri, “FARABİ”, Temel Britannica: Temel Eğitim ve Kültür Ansiklopedisi, Encyclopaedia Britannica, Inc. Chicago, Ana Yayıncılık AŞ, İstanbul, Hürriyet, 1992, Cilt: 6.

_____, “GAZALİ”, Temel Britannica: Temel Eğitim ve Kültür Ansiklopedisi, Encyclopaedia Britannica, Inc. Chicago, Ana Yayıncılık AŞ, İstanbul, Hürriyet, 1992, Cilt: 7.

TEMİZER Aydın, “Kur’ân’da “Rab” Kavramı Üzerine Semantik Bir Analiz”, Marmara Ü. İlâhiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 44, Bahar 2013, ss. 39-66, <https://dergipark.org.tr/download/article-file/162831> Erişim: 8-9 Temmuz 2019.

TOPALOĞLU Bekir, “FIRKA”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1996, Cilt: 13, ss. -bir- 35, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/13/C13004663.pdf> Erişim: 4 Haziran 2019.

TOPDEMİR Hüseyin Gazi, “ÖKLİD”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2007, Cilt: 34, ss. 24-25, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/34/C34011020.pdf> Erişim: 20 Ağustos 2015.

_____, “Ortaçağ Uygarlıklarında Bilgi ve Bilim”, Bilim ve Teknik, Yıl: 45, Sayı: 530, Ocak 2012, ss. 72-75, <https://www.academia.edu/4763405/Ortaçağ_Uygarlıklarında_Bilgi_ve_Bilim> Erişim: 19 Temmuz 2019. (Yükleyen: Ferhat Kurt)

TURAN Rabia, “Soren Kierkegaard’ın Ahlak Anlayışı”, T.C. Fırat Ü., Yüksek Lisans Tezi, 2018, <https://openaccess.firat.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11508/15612/514631.pdf?sequence=1> Erişim: 25 Haziran 2019.

TÜRCAN Talip, “ŞERİAT”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2010, Cilt: 38, ss. 571-574, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/38/C38023136.pdf> Erişim: 15 Haziran 2019.

TÜRK Aydın, “Ateizmi Anlamak”, Propaganda Yayınları, 1. Baskı, Haziran 2012, <https://books.google.com.tr/books?id=jtO9vgckjvMC&hl=tr&source=gbs_navlinks_s> Erişim: 20 Haziran 2019.

Türk Dil Kurumu Editörleri, TDK, Bilim ve Sanat Terimleri Sözlükleri (BSTS), Aydınlatma Terimleri Sözlüğü, 1973, <http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&view=bts> veya <http://www.sozce.com/> veya <http://sozluk.gov.tr/>; “Algı”, Erişim: 13 Haziran 2019.

Türk Dil Kurumu Editörleri, TDK, BSTS, Biyoloji Terimleri Sözlüğü, 1998, <http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&view=bts> veya <http://www.sozce.com/> veya <http://sozluk.gov.tr/>; “Anlak”, Erişim: 29 Mayıs 2019; “İçgüdü”, Erişim: 28 Haziran 2019; “İdrak”, “Anlak”, Erişimler: 13 Haziran 2019; “Patoloji”, Erişim: 20 Haziran 2019; “Doğal Seçim”, Erişim: 25 Haziran 2019.

Türk Dil Kurumu Editörleri, TDK, BSTS, Budunbilim Terimleri Sözlüğü, 1973, <http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&view=bts> veya <http://www.sozce.com/> veya <http://sozluk.gov.tr/>; “Töre”, “Alışkı”, Erişimler: 21 Haziran 2019; “Kültürleşme”, Erişim: 26 Haziran 2019.

Türk Dil Kurumu Editörleri, TDK, BSTS, Cerrahi Terimleri Sözlüğü, ty. -tarih yok-, <http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&view=bts> veya <http://www.sozce.com/> veya <http://sozluk.gov.tr/>; “Travma”, Erişim: 20 Haziran 2019.

Türk Dil Kurumu Editörleri, TDK, BSTS, Ceza Yargılama Yöntemi Yasası Terimleri Sözlüğü, 1972, <http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&view=bts> veya <http://www.sozce.com/> veya <http://sozluk.gov.tr/>; “Töre”, Erişim: 21 Haziran 2019.

Türk Dil Kurumu Editörleri, TDK, BSTS, Coğrafya Terimleri Sözlüğü, 1980, <http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&view=bts> veya <http://www.sozce.com/> veya <http://sozluk.gov.tr/>; “Protestanlık”, Erişim: 19 Haziran 2019.

Türk Dil Kurumu Editörleri, TDK, BSTS, Edebiyat ve Söz Sanatı Terimleri Sözlüğü, 1948, <http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&view=bts> veya <http://www.sozce.com/> veya <http://sozluk.gov.tr/>; “Metin”, “Bildiri”, Erişimler: 13 Haziran 2019.

Türk Dil Kurumu Editörleri, TDK, BSTS, Eğitim Terimleri Sözlüğü, 1974, <http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&view=bts> veya <http://www.sozce.com/> veya <http://sozluk.gov.tr/>; “Usçuluk”, Erişim: 28 Mayıs 2019; “Kavram”, Erişim: 30 Mayıs 2019; “Güdü”, “İçtepi”, “Dürtü”, “Duygu”, “Uyarım”, “İmge”, Erişimler: 9 Haziran 2019; “Duyum”, “Bilinç”, “Anlık”, “Zekâ”, “Bellek”, “Zihin”, Erişimler: 13 Haziran 2019; “İnsancılık”, “Skolastik”, “Çokçuluk”, “Ülkü”, Erişimler: 18 Haziran 2019; “Skolastik”, “”, “”, Erişimler: 19 Temmuz 2019; “Kişilik”, “Davranış”, Erişimler: 20 Haziran 2019; “Öznel”, Erişim: 6 Ağustos 2019; “Karakter”, “Ahlak”, “Töre”, “İkilem”, Erişimler: 21 Haziran 2019; “Hazcılık”, Erişim: 26 Haziran 2019.

Türk Dil Kurumu Editörleri, TDK, BSTS, Farmakoloji ve Toksikoloji Terimleri Sözlüğü, ty., <http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&view=bts> veya <http://www.sozce.com/> veya <http://sozluk.gov.tr/>; “Afyon”, “Haşhaş”, Erişimler: 25 Haziran 2019.

Türk Dil Kurumu Editörleri, TDK, BSTS, Felsefe Terimleri Sözlüğü, 1975, <http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&view=bts> veya <http://www.sozce.com/> veya <http://sozluk.gov.tr/>; “Felsefe”, “Göreli”, “Saltık”, “Erdem”, Erişimler: 22 Haziran 2019; “Usçuluk”, “Deneycilik”, “Gnostisizm”, Erişimler: 28 Mayıs 2019; “Yasa”, “Belit”, “Tanıt”, “İdea”, Erişimler: 31 Temmuz 2019; “Sezgicilik”, “Sezgi”, “Varlıkbilim”, “Epistemoloji”, “Tektanrıcılık”, Erişimler: 29 Mayıs 2019; “İçgüdü”, Erişim: 28 Haziran 2019; “İçrek”, “Tümel”, “Tikel”, “Gizemsel”, “Kavram”, “Yüce”, Erişimler: 30 Mayıs 2019; “Tin”, “Ruh”, Erişimler: 12 Haziran 2019; “Nous”, “İlke”, “Dizge”, “Törel Bilinç”, “Özgürlük”, “Haz”, “Ben”, “Kişilik”, “Davranış”, “Stoacılık”, Erişimler: 20 Haziran 2019; “Ahlâk”, Erişim: 20 ve 21 Haziran 2019; “Özdekçilik”, “Özdek”, “Rastlantı”, Erişimler: 31 Mayıs 2019; “Hiççilik”, Erişim: 7 Haziran 2019; “Tanrıtanımazlık”, Erişim: 2 Ağustos 2019; “Yapıntı”, Erişim: 11 Temmuz 2019; “İdealizm”, Erişim: 7 Haziran 2019; “Salt”, “Bilinemezcilik”, “İnan”, “Kötümserlik”, “Doğalcılık”, Erişimler: 8 Haziran 2019; “Logos”, Erişim: 8 ve 20 Haziran 2019; “Düşünce”, “Düşünme”, “Edim”, “İtki”, “İstenç”, “Duyu”, “İmge”, Erişimler: 9 Haziran 2019; “Yaradancılık”, “İkicilik”, “Görüngü”, “Numen”, “Bağlılaşık”, “Benzeşim”, “Tümevarım”, “Tümdengelim”, “Tasım”, “Töz”, “Fizikötesi”, “Bireşim”, “Usavurma”, “Eytişim”, “Belirlenimcilik”, “Belirlenmezcilik”, Erişimler: 12 Haziran 2019; “Duyum”, “Betimleme”, “Algı”, “Dışdünya”, “İçdünya”, “Bilinç”, “Anlık”, “Anlak”, “Öke”, “Bellek”, “Edilgin”, “Etkin”, Erişimler: 13 Haziran 2019; “Yararcılık”, Erişim: 15 Haziran 2019; “İnsancılık”, “Dogma”, “Adcılık”, “Ülkü”, Erişimler: 18 Haziran 2019; “Skolastik (felsefe)”, Erişimler: 19 Temmuz 2019; “Özne”, Erişim: 19 Haziran 2019; “Öznelcilik”, “Nesnel”, “Nesne”, “Öznel”, Erişimler: 6 Ağustos 2019; “Alışkanlık”, “Karakter”, “Doğa”, “Buyruk”, “Koşullu Buyruk”, “Koşulsuz Buyruk”, “Düzgü”, “İkilem”, “Yadsıma”, Erişimler: 21 Haziran 2019; “Daimon”, “Uyarı Ses”, Erişimler: 26 Temmuz 2019; “Haz”, “Hazcılık”, Erişimler: 26 Haziran 2019; “Ödev”, “Deontoloji”, “Sınıf”, Erişimler: 25 Haziran 2019.

Türk Dil Kurumu Editörleri, TDK, BSTS, Fizik Terimleri Sözlüğü, 1983, <http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&view=bts> veya <http://www.sozce.com/> veya <http://sozluk.gov.tr/>; “Tikel”, Erişim: 30 Mayıs 2019; “Algı”, “Anlık”, Erişimler: 13 Haziran 2019.

Türk Dil Kurumu Editörleri, TDK, BSTS, Halkbilim Terimleri Sözlüğü, 1978, <http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&view=bts> veya <http://www.sozce.com/> veya <http://sozluk.gov.tr/>; “Seçkin”, Erişim: 5 Haziran 2019; “Sınıf”, Erişim: 25 Haziran 2019.

Türk Dil Kurumu Editörleri, TDK, BSTS, Hemşirelik Terimleri Sözlüğü, 2015, <http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&view=bts> veya <http://www.sozce.com/> veya <http://sozluk.gov.tr/>; “Etik”, Erişim: 21 Haziran 2019.

Türk Dil Kurumu Editörleri, TDK, BSTS, İç Hastalıkları Terimleri Sözlüğü, ty., <http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&view=bts> veya <http://www.sozce.com/> veya <http://sozluk.gov.tr/>; “Mizaç”, Erişim: 21 Haziran 2019.

Türk Dil Kurumu Editörleri, TDK, BSTS, İktisat Terimleri Sözlüğü, 2004, <http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&view=bts> veya <http://www.sozce.com/> veya <http://sozluk.gov.tr/>; “Epistemoloji”, Erişim: 29 Mayıs 2019; “Bildiri”, Erişim: 13 Haziran 2019; “Derebeylik”, “Sanayi Devrimi”, “Burjuva”, “Burjuvazi”, Erişimler: 19 Haziran 2019; “Üretim İlişkileri”, “Altyapı”, “Üretici Güçler”, “Üstyapı”, Erişimler: 25 Haziran 2019.

Türk Dil Kurumu Editörleri, TDK, BSTS, İlaç ve Eczacılık Terimleri Sözlüğü, 2014, <http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&view=bts> veya <http://www.sozce.com/> veya <http://sozluk.gov.tr/>; “Etik”, Erişim: 21 Haziran 2019.

Türk Dil Kurumu Editörleri, TDK, BSTS, Mantık Terimleri Sözlüğü, 1976, <http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&view=bts> veya <http://www.sozce.com/> veya <http://sozluk.gov.tr/>; “Tasım”, Erişim: 12 Haziran 2019.

Türk Dil Kurumu Editörleri, TDK, BSTS, Matematik Terimleri Sözlüğü, 1983, <http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&view=bts> veya <http://www.sozce.com/> veya <http://sozluk.gov.tr/>; “Belit”, Erişim: 31 Temmuz 2019; “İkilem”, Erişim: 21 Haziran 2019.

Türk Dil Kurumu Editörleri, TDK, BSTS, Medenî Hukuk Terimleri Sözlüğü, 1966, <http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&view=bts> veya <http://www.sozce.com/> veya <http://sozluk.gov.tr/>; “Hukuk”, Erişim: 19 Haziran 2019; “Tecdid”, Erişim: 30 Ağustos 2015.

Türk Dil Kurumu Editörleri, TDK, BSTS, Metalbilim İşlem Terimleri Sözlüğü, 1972, <http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&view=bts> veya <http://www.sozce.com/> veya <http://sozluk.gov.tr/>; “Dizge”, Erişim: 20 Haziran 2019.

Türk Dil Kurumu Editörleri, TDK, BSTS, Patoloji Terimleri Sözlüğü, 2007, <http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&view=bts> veya <http://www.sozce.com/> veya <http://sozluk.gov.tr/>; “Organ”, Erişim: 13 Haziran 2019.

Türk Dil Kurumu Editörleri, TDK, BSTS, Ruhbilim Terimleri Sözlüğü, 1974, <http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&view=bts> veya <http://www.sozce.com/> veya <http://sozluk.gov.tr/>; “Bilinç”, Erişim: 13 Haziran 2019; “Vicdan”, “Dizge”, “Benlik”, “Kişilik”, “Davranış”, Erişimler: 20 Haziran 2019; “Öznel”, Erişim: 6 Ağustos 2019; “Karakter”, Erişim: 21 Haziran 2019; “Toplumsallaşma”, Erişim: 26 Haziran 2019.

Türk Dil Kurumu Editörleri, TDK, BSTS, Su Ürünleri Terimleri Sözlüğü, 2007, <http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&view=bts> veya <http://www.sozce.com/> veya <http://sozluk.gov.tr/>; “Travma”, Erişim: 20 Haziran 2019.

Türk Dil Kurumu Editörleri, TDK, BSTS, Tarih Terimleri Sözlüğü, 1974, <http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&view=bts> veya <http://www.sozce.com/> veya <http://sozluk.gov.tr/>; “Göçebe”, Erişim: 27 Mayıs 2019; “Müderris”, Erişim: 27 Haziran 2019; “İlkçağ Tarihi”, “Ortaçağ”, Erişimler: 13 Haziran 2019; “Fetva”, Erişim: 14 Haziran 2019; “Aforoz”, Erişim: 18 Haziran 2019; “Protestanlık”, “Derebeylik”, Erişimler: 19 Haziran 2019; “Aydınlanma Çağı”, Erişim: 22 Haziran 2019.

Türk Dil Kurumu Editörleri, TDK, BSTS, Toplumbilim Terimleri Sözlüğü, 1975, <http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&view=bts> veya <http://www.sozce.com/> veya <http://sozluk.gov.tr/>; “Fetih”, Erişim: 27 Mayıs 2019; “Devlet”, Erişim: 20 Mayıs 2019; “Usçuluk”, Erişim: 28 Mayıs 2019; “Kavram”, Erişim: 30 Mayıs 2019; “Rastlantı”, Erişim: 31 Mayıs 2019; “Nesnel Gerçeklik”, Erişim: 7 Haziran 2019; “Göreli”, Erişim: 22 Haziran 2019; “Düşünce”, “Dürtü”, “Duygulanım”, Erişimler: 9 Haziran 2019; “Algı”, “Bilinç”, “Anlak”, Erişimler: 13 Haziran 2019; “Reform”, “Çoğulculuk”, “Çoğulcu “, “İnanç”, “Ülkü”, Erişimler: 18 Haziran 2019; “Benlik”, “Kişilik”, “Davranış”, Erişimler: 20 Haziran 2019; “Huy”, “Ekin”, “Ira”, Erişimler: 21 Haziran 2019; “Toplumsal Sınıflar”, Erişim: 25 Haziran 2019.

Türk Dil Kurumu Editörleri, TDK, BSTS, Türkçede Batı Kökenli Kelimeler Sözlüğü, 2015, <http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&view=bts> veya <http://www.sozce.com/> veya <http://sozluk.gov.tr/>; “Grek”, Erişim: 8 Haziran 2019; “Otantik”, Erişim: 13 Haziran 2019.

Türk Dil Kurumu Editörleri, TDK, BSTS, Uygulayım Terimleri Sözlüğü, 1980, <http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&view=bts> veya <http://www.sozce.com/> veya <http://sozluk.gov.tr/>; “Bildiri”, Erişim: 13 Haziran 2019.

Türk Dil Kurumu Editörleri, TDK, BSTS, Veteriner Hekimlik Tarihi ve Deontoloji Terimleri Sözlüğü, 2004, <http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&view=bts> veya <http://www.sozce.com/> veya <http://sozluk.gov.tr/>; “Etik”, Erişim: 20 Haziran 2019; “Ahlak”, Erişim: 21 Haziran 2019; “Ödev Etiği”, “Deontoloji”, “Deontolojizm”, “Deontolojik Etik”, “Deontolojik Sezgicilik”, Erişimler: 25 Haziran 2019.

Türk Dil Kurumu Editörleri, TDK, BSTS, Yazın Terimleri Sözlüğü, 1974, <http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&view=bts> veya <http://www.sozce.com/> veya <http://sozluk.gov.tr/>; “İmge”, Erişim: 9 Haziran 2019; “Betimleme”, “Bildiri”, Erişimler: 13 Haziran 2019; “İkilem”, Erişim: 21 Haziran 2019.

Türk Dil Kurumu Editörleri, TDK, BSTS, Yöntembilim Terimleri Sözlüğü, 1981, <http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&view=bts> veya <http://www.sozce.com/> veya <http://sozluk.gov.tr/>; “Kavram”, Erişim: 30 Mayıs 2019; “Edim”, “Güdü”, Erişimler: 9 Haziran 2019; “Bilinç”, “An”, “Anlak”, Erişimler: 13 Haziran 2019; “Çoğulculuk”, “Görüş”, Erişimler: 18 Haziran 2019; “Kişilik”, “Davranış”, Erişimler: 20 Haziran 2019; “Genelgeçer”, Erişim: 6 Ağustos 2019; “Ekin”, Erişim: 21 Haziran 2019.

Türk Dil Kurumu Editörleri, TDK, BSTS, Zooloji Terimleri Sözlüğü, 1963, <http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&view=bts> veya <http://www.sozce.com/> veya <http://sozluk.gov.tr/>; “Bilinç”, Erişim: 13 Haziran 2019; “Karakter”, Erişim: 21 Haziran 2019; “Doğal Seçim”, Erişim: 25 Haziran 2019.

Türk Dil Kurumu Editörleri, TDK, BSTS, Zootekni Terimleri Sözlüğü, 2007, <http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&view=bts> veya <http://www.sozce.com/> veya <http://sozluk.gov.tr/>; “Mizaç”, Erişim: 21 Haziran 2019.

Türk Dil Kurumu Editörleri, TDK, Güncel Türkçe Sözlük, 2011, <http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&view=bts> veya <http://www.sozce.com/> veya <http://sozluk.gov.tr/>; “Fetih”, “Gaza”, Erişimler: 27 Mayıs 2019; “Devlet”, Erişim: 20 Mayıs 2019; “Akılcılık”, “Deneycilik”, “Spekülatif”, Erişimler: 28 Mayıs 2019; “Hak”, “Hukuk”, “Adalet”, “Protestanlık”, “Sanayi”, “Burjuvazi”, “Yeni Çağ”, “Yakın Çağ”, “Milliyet”, “Milliyetçilik”, “Yurttaş”, “Yurttaşlık”, “İdadi”, Erişimler: 19 Haziran 2019; “Yasa”, “Belit”, “Tanıtlamak”, “Tanıt”, Erişimler: 31 Temmuz 2019; “Kıyas”, “Azmetmek”, “İcma”, “Maslahat”, Erişimler: 23 Mayıs 2019; “Kelam”, Erişim: 15 Ağustos 2015; “Müderris”, Erişim: 27 Haziran 2019; “İçgüdü”, Erişim: 28 Haziran 2019; “Bağnaz”, “Tevhit”, Erişimler: 29 Mayıs 2019; “Zahir”, “İçrek”, “Tümel”, “Tikel”, “Nefis”, “Mefhum”, “Kavram”, “Yüce”, “Demiurgos”, “Fenafillah”, Erişimler: 30 Mayıs 2019; “Tin”, “Ruh”, Erişimler: 12 Haziran 2019; “Maddecilik”, “Rastlantı”, “Tesadüf”, “Tecelli”, Erişimler: 31 Mayıs 2019; “İtikat”, Erişim: 4 Haziran 2019; “Seçkin”, Erişim: 5 Haziran 2019; “Müellif”, Erişim: 23 Ağustos 2015; “Teşbih”, Erişim: 7 Haziran 2019; “Muhaddis”, Erişim: 24 Ağustos 2015; “Varoluşçuluk”, Erişim: 25 Ağustos 2015; “Yapıntı”, Erişim: 11 Temmuz 2019; “Saltık”, “Mutlak”, “Alegori”, Erişimler: 22 Haziran 2019; “İdealizm”, “Kuşkuculuk”, “Metodoloji”, “Seküler”, “Deneysel”, “Haset”, “Belirti”, Erişimler: 7 Haziran 2019; “Agnostisizm”, “Tüm Tanrıcılık”, “Söylev”, Erişimler: 8 Haziran 2019; “İhya”, Erişim: 30 Ağustos 2015; “Doğalcılık”, Erişim: 31 Ağustos 2015; “Mani”, “Mania”, “Yaradılış”, “Huy”, “Alışkanlık”, “Dirim”, “Ekin”, “Kalıt”, “Ira”, “Karakter”, “Mizaç”, “Tabiat”, “Etik”, “Ahlak”, “Buyruk”, “Spekülasyon”, “Kurgu”, “Bilgicilik”, “Yalanlama”, “İnkâr”, Erişimler: 21 Haziran 2019; “Düşünce”, “Edim”, “Güdü”, “İstenç”, “Duygu”, “İmge”, “Düş”, Erişimler: 9 Haziran 2019; “Marazi”, Erişim: 11 Haziran 2019; “Deizm”, “Kılgı”, Erişimler: 12 Haziran 2019; “Zaruri”, “Kesbî”, “Yalınç”, “Duyum”, “İdrak”, “Betimleme”, “Örgen”, “Algı”, “Bilinç”, “An”, “Anlık”, “Öke”, “Zekâ”, “Bellek”, “Akıl”, “Zihin”, “Otantik”, “Atıf”, “Metin”, “Hitap”, “Tebliğ”, “Deklarasyon”, “Manifesto”, “Nüsha”, “Benzer”, “Kopya”, “Şirk”, “Pür”, “Tenzil”, Erişimler: 13 Haziran 2019; “Evveliyat”, “Tevatür”, Erişimler: 16 Temmuz 2019; “İzafe”, “Muhacir”, “Ensar”, “Orun”, Erişimler: 14 Haziran 2019; “Göreceli”, Erişim: 15 Haziran 2019; “Rönesans”, “Yetke”, “Skolastik”, “Laik”, “Laiklik”, “Çoğulculuk”, “Çokçuluk”, “Dogma”, “Öğreti”, “İdeoloji”, “Sav”, “İddia”, “Öneri”, “Bireşim”, “İdeal”, “Ülkü”, “İlke”, “Tabii”, “”, Erişimler: 18 Haziran 2019; “Skolastik”, Erişim: 19 Temmuz 2019; “Özne”, “Nesnelcilik”, “Nesnel”, “Genelgeçer”, “Öznel”, Erişimler: 6 Ağustos 2019; “Vicdan”, “Dizge”, “Travma”, “Deyi”, “Mecaz”, “Ben”, “Benlik”, “Kişilik”, “Davranış”, “Stoacılık”, Erişimler: 20 Haziran 2019; “Töre”, Erişim: 20 ve 21 Haziran 2019; “İştah”, “Arzu”, Erişimler: 27 Temmuz 2019; “Temaşa”, “Temaşa Etmek”, Erişimler: 23 Temmuz 2019; “Yaratılış”, Erişim: 25 Temmuz 2019; “Ödev Bilimi”, “Üretim İlişkileri”, “Ütopya”, Erişimler: 25 Haziran 2019; “Toplumsallaşma”, “Kültürlenmek”, Erişimler: 26 Haziran 2019.

Türk Dil Kurumu Editörleri, TDK, İngilizce-Türkçe Sözlük, 1999, <http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&view=bts> veya <http://www.sozce.com/> veya <http://sozluk.gov.tr/>; “Mania”, Erişim: 21 Haziran 2019; “Deontology”, Erişim: 25 Haziran 2019. (Hâmit Atalay)

Türk Dil Kurumu Editörleri, TDK, Kişi Adları Sözlüğü, ty., <http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&view=bts> veya <http://www.sozce.com/> veya <http://sozluk.gov.tr/>; “Vehbi”, Erişim: 13 Haziran 2019; “Kasım”, Erişim: 14 Haziran 2019.

Türk Dil Kurumu Editörleri, TDK, Tarama Sözlüğü, ty., <http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&view=bts> veya <http://www.sozce.com/> veya <http://sozluk.gov.tr/>; “Yüce”, Erişim: 30 Mayıs 2019; “Görüş”, Erişim: 18 Haziran 2019.

ULUDAĞ Süleyman, “ÂBİD”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1988, Cilt: 1, ss. -bir- 307, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/1/C01000374.pdf> Erişim: 6 Haziran 2019.

_____, “BÂTIN İLMİ”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1992, Cilt: 5, ss. 188-189, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/5/C05001878.pdf> Erişim: 23 Ağustos 2015.

_____, “HALLÂC-ı MANSÛR”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1997, Cilt: 15, ss. 377-381, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/15/C15005377.pdf> Erişim: 23 Ağustos 2015.

_____, “MUTASAVVIF”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2006, Cilt: 31, ss. -bir- 379, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/31/C31010201.pdf> Erişim: 23 Ağustos 2015.

_____, “NEFİS”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2006, Cilt: 32, ss. 526-529, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/32/C32016292.pdf> Erişim: 30 Mayıs 2019.

UYANIK Mevlüt, AKYOL Aygün, “Farabi’nin Medeniyet Tasavvuru ve Kurucu Metni Olarak -İhsâu’l-Ulum- Adlı Eserinin Tahlili”, Marife, Cilt: 15, Sayı: 2, Kış 2015, ss. 33-65, <https://www.marife.org/marife/article/view/726/726> Erişim: 29 Mayıs 2019.

ÜZÜM İlyas, “HÜKÜM”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1998, Cilt: 18, ss. 464-466, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/18/C18016089.pdf> Erişim: 15 Haziran 2019.

_____, “MEZHEP”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2004, Cilt: 29, ss. 526-532, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/29/C29023444.pdf> Erişim: 2 Eylül 2015 ve 24 Mayıs 2019.

_____, “MÜCESSİME”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2006, Cilt: 31, ss. 449-450, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/31/C31010257.pdf> Erişim: 4 Haziran 2019.

Vikisöz sitesinde katkıda bulunanlar: “Mustafa Kemal Atatürk/Din”, Vikisöz, <https://tr.wikiquote.org/wiki/Mustafa_Kemal_Atatürk/Din> Erişim: 20 Haziran 2019.

Wikipedia-brukere, “Kong David”, Wikipedia, <https://no.wikipedia.org/wiki/Kong_David> Erişim: 4 Eylül 2015.

Wikipedia Autoren, “Averroes”, Wikipedia, Die freie Enzyklopädie, <https://de.wikipedia.org/wiki/Averroes> Erişim: 18 Ağustos 2015.

Wikipedia Contributes, “Muhammad”, Wikipedia, The Free Encyclopedia, <https://en.wikipedia.org/wiki/Muhammad>; “Abu Bakr”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Abu_Bakr>; “Umar”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Umar>; Erişimler: 12 Ağustos 2015; “Uthman”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Uthman> Erişim: 13 Ağustos 2015; “Iberian Peninsula”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Iberian_Peninsula>; “Islam by country”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Islam_by_country>; Erişimler: 30 Haziran 2019; “Greek diaspora”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Greek_diaspora>; Erişim: 14 Ağustos 2015 ve 1 Temmuz 2019; “Al-Ghazali”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Al-Ghazali> Erişim: 15 Ağustos 2015; “Al-Kindi”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Al-Kindi>; “Al-Farabi”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Al-Farabi>; Erişimler: 16 Ağustos 2015; “Avicenna”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Avicenna>; “Harun al-Rashid”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Harun_al-Rashid>; Erişimler: 17 Ağustos 2015; “Maimonides”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Maimonides>; “Averroes”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Averroes>; Erişimler: 18 Ağustos 2015; “Pythagoras”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Pythagoras>; “Plotinus”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Plotinus>; “Heraclitus”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Heraclitus>; Erişimler: 19 Ağustos 2015; “List of pantheists”, <https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_pantheists> Erişim: 19 ve 31 Ağustos 2015; “Parmenides”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Parmenides>; “Euclid”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Euclid>; “Ptolemy”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Ptolemy>; Erişimler: 20 Ağustos 2015; “Galileo Galilei”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Galileo_Galilei>; “Hippocrates”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Hippocrates>; “Democritus”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Democritus>; Erişimler: 21 Ağustos 2015; “Epicurus”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Epicurus> Erişim: 21 Ağustos 2015; “Ahmad ibn Hanbal”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Ahmad_ibn_Hanbal>; “Abu al-Hasan al-Ash’ari”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Al-Ash%27ari>; Erişimler: 22 Ağustos 2015; “Mansur Al-Hallaj”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Mansur_Al-Hallaj>; “Ibn Arabi”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Ibn_Arabi>; Erişimler: 23 Ağustos 2015; “Rumi”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Rumi>; “Yunus Emre”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Yunus_Emre>; Erişimler: 24 Ağustos 2015; “Gorgias”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Gorgias>; “Friedrich Nietzsche”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Friedrich_Nietzsche>; “Sigmund Freud”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Sigmund_Freud>; “List of atheists in science and technology”, <https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_atheists_in_science_and_technology>; Erişimler: 25 Ağustos 2015; “List of atheist philosophers”, <https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_atheist_philosophers> Erişim: 25, 26, 30 Ağustos ve 6, 9, 10 Eylül 2015; “Karl Marx”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Karl_Marx>; “Immanuel Kant”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Immanuel_Kant>; “Agnosticism”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Agnosticism>; Erişimler: 26 Ağustos 2015; “List of agnostics”, <https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_agnostics>; Erişim: 26 Ağustos ve 8, 9, 10 Eylül 2015 ve 20 Haziran 2019; “George Berkeley”, <https://en.wikipedia.org/wiki/George_Berkeley>; “Nasreddin”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Nasreddin>; “Fazlur Rahman Malik”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Fazlur_Rahman_Malik>; Erişimler: 27 Ağustos 2015; “Jamāl al-Dīn al-Afghānī”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Jamāl_al-Dīn_al-Afghānī>; “Muhammad Abduh”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Muhammad_Abduh>; “Namık Kemal”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Nam%C4%B1k_Kemal>; Erişimler: 28 Ağustos 2015; “Sayyid Qutb”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Sayyid_Qutb> Erişim: 29 Ağustos 2015; “Said Nursî”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Said_Nursî>; “Abd al-‘Uzzā ibn Abd al-Muttalib”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Abd_al-‘Uzzā_ibn_Abd_al-Muttalib>; “Arthur Schopenhauer”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Arthur_Schopenhauer>; Erişimler: 30 Ağustos 2015; “Baruch Spinoza”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Baruch_Spinoza>; “Thales of Miletus”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Thales_of_Miletus>; Erişimler: 31 Ağustos 2015; “Empedocles”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Empedocles> Erişim: 8 haziran 2019; “Homer”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Homer>; “Galen”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Galen>; Erişimler: 1 Eylül 2015; “Aristophanes”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Aristophanes> Erişim: 9 Haziran 2019; “René Descartes”, <https://en.wikipedia.org/wiki/René_Descartes>; “Al-Mansur”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Al-Mansur>; “Al-Shafi‘i”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Al-Shafi‘i>; Erişimler: 2 Eylül 2015; “Muhammad ibn Zakariya al-Razi”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Muhammad_ibn_Zakariya_al-Razi>; “Ibn al-Salah”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Ibn_al-Salah>; Erişimler: 3 Eylül 2015; “Luqman”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Luqman>; “Solomon”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Solomon>; Erişimler: 4 Eylül 2015; “Martin Luther”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Martin_Luther>; “Francis Bacon”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Francis_Bacon>; “Niccolò Machiavelli”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Niccolò_Machiavelli>; Erişimler: 5 Eylül 2015; “Irvin D. Yalom”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Irvin_D._Yalom>; “Bertrand Russell”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Bertrand_Russell>; Erişimler: 6 Eylül 2015; “Leo Tolstoy”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Leo_Tolstoy>; “Cicero”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Cicero>; “Epictetus”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Epictetus>; “Stoicism”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Stoicism>; Erişimler: 7 Eylül 2015; “Protagoras”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Protagoras>; “Sophist”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Sophist>; “John Locke”, <https://en.wikipedia.org/wiki/John_Locke>; “List of deists”, <https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_deists>; “Jean-Jacques Rousseau”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Jean-Jacques_Rousseau>; Erişimler: 8 Eylül 2015; “Aristippus”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Aristippus>; “Hedonism”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Hedonism>; “David Hume”, <https://en.wikipedia.org/wiki/David_Hume>; “Jeremy Bentham”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Jeremy_Bentham>; Erişimler: 9 Eylül 2015; “John Stuart Mill”, <https://en.wikipedia.org/wiki/John_Stuart_Mill>; “Charles Darwin”, <https://en.wikipedia.org/wiki/Charles_Darwin>; Erişimler: 10 Eylül 2015.

Wikipedia Katılımcıları, “Parmenides”, Vikipedi, Özgür Ansiklopedi, <https://tr.wikipedia.org/wiki/Parmenides> Erişim: 20 Ağustos 2015; Wikipedia Katılımcıları, “Yunus Emre”, Vikipedi, Özgür Ansiklopedi, <https://tr.wikipedia.org/wiki/Yunus_Emre> Erişim: 24 Ağustos 2015; Wikipedia Katılımcıları, “Friedrich Nietzsche”, Vikipedi, Özgür Ansiklopedi, <https://tr.wikipedia.org/wiki/Friedrich_Nietzsche>; Erişim: 25 Ağustos 2015; Wikipedia Katılımcıları, “Mehmet Âkif Ersoy”, Vikipedi, Özgür Ansiklopedi, <https://tr.wikipedia.org/wiki/Mehmet_Âkif_Ersoy> Erişim: 29 Ağustos 2015.

أبو بكر الصديق. ويكيبيديا.<https://ar.wikipedia.org/wiki/أبو_بكر_الصديق>; <https://ar.wikipedia.org/wiki/عمر_بن_الخطاب>; Erişimler: 12 Ağustos 2015; <https://ar.wikipedia.org/wiki/عثمان_بن_عفان> Erişim: 13 Ağustos 2015.

YAVUZ Salih Sabri, “Mİ‘RAC”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2005, Cilt: 30, ss. 132-135, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/30/C30009725.pdf> Erişim: 30 Mayıs 2019.

YAVUZ Yusuf Şevki, “AKIL” (Kelâm), TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1989, Cilt: 2, ss. 242-246, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/2/C02015489.pdf> Erişim: 24 Mayıs 2019.

_____, “BURHAN”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1992, Cilt: 6, ss. 429-430, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/6/C06002437.pdf> Erişim: 29 Mayıs 2019.

_____, “EHL-i SÜNNET”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1994, Cilt: 10, ss. 525-530, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/10/C10004020.pdf> Erişim: 5 Haziran 2019.

_____, “EŞ‘ARİYYE”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1995, Cilt: 11, ss. 447-455, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/11/C11004282.pdf> Erişim: 5 Haziran 2019.

_____, “HATÂBE”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1997, Cilt: 16, ss. -bir- 443, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/16/C16005700.pdf> Erişim: 29 Mayıs 2019.

_____, “MÂTÜRÎDİYYE”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2003, Cilt: 28, ss. 165-175, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/28/C28009116.pdf> Erişim: 1 Eylül 2015.

_____, “MÜŞEBBİHE”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2006, Cilt: 32, ss. 156-158, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/32/C32010464.pdf> Erişim: 4 Haziran 2019.

_____, “TE’VİL”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2012, Cilt: 41, ss. 27-28, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/41/C41016250.pdf> Erişim: 5 Haziran 2019.

YILDIZ Hakkı Dursun, “ABBÂSÎLER”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1988, Cilt: 1, ss. 31-48, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/1/abbasiler (1) – TDV Islam Ansiklopedisi.pdf> Erişim: 2 Eylül 2015.

YILMAZ Cuma Ali, “Büyük İskender’in Hayatı ve Faaliyetleri”, T.C. Fırat Ü., Doktora Tezi, 2016, <https://openaccess.firat.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11508/14771/443022.pdf?sequence=1> Erişim: 2 Temmuz 2019.

YILMAZ Hasan Kâmil, “Ebû Hâşim Sûfi”, Altınoluk, Sayı: 4, Haziran 1986, ss. -bir- 23, <https://dergi.altinoluk.com/index2.php#sayfa=yillar&MakaleNo=d004s023m1> Erişim: 5 Haziran 2019.

YILMAZ Özlem, “Aristoteles’in Dört Neden Kuramının Günümüz Biyolojisi Açısından Önemi”, Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 16, Güz 2013, ss. 221-230, <http://www.flsfdergisi.com/sayi16/221-230.pdf> Erişim: 31 Mayıs 2019.

YİĞİT İsmail, “EMEVÎLER”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 1995, Cilt: 11, ss. 87-104, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/11/C11023404.pdf> Erişim: 13 Ağustos 2015.

_____, “ÜMEYYE b. ABDÜŞEMS”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2012, Cilt: 42, ss. 302-303, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/42/C42013677.pdf> Erişim: 13 Ağustos 2015.

_____, “OSMAN”, TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), TDV İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2007, Cilt: 33, ss. 438-443, <https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/33/C33010976.pdf> Erişim: 13 Ağustos 2015.

 

 

Hazırlayan: Alper Çadıroğlu
(Bu 3. -son- parçanın öncesinde 1. ve 2. parça var.)
(1. parça için bakınız <https://www.mutlakbilim.com/felsefe-tarihi-ve-islama-yansimalari/>)
(2. parça için bakınız <https://www.mutlakbilim.com/felsefe-tarihi-ve-islama-yansimalari-2/>)

  • 👎 Geliştirilmeli (0)
  • 👍 Faydalı (0)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.